The New York Times / David Brooks

Salgının en son evresinin sert olduğunu deneyimledim. Bir yıllık tekrar, izolasyon ve stresin birikmiş etkisi bir bitkinlikle sonuçlandı. Bir yıl öncesinin şaşkınlığı yerini basitçe sona yaklaşma halsizliğine bıraktı.

Gidemediğimiz konserler, katılamadığımız oyunlar ve akşam yemekleri var. Çok azımız kendimizi hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir sosyal ortamın içinde bulmanın mutluluğunu yaşadık. Bu duygusal besin kaybıdır. Toplumsal olarak yalnızlığı gösterir. Harvard’daki Bakımı Yaygınlaştırma Projesi’nin araştırmasına göre, Amerikalıların yüzde 36’sı, genç yetişkinlerin yüzde 61’i dâhil, “ciddi yalnızlık” çektiğini söylüyor.

Bunun bir toplumsal sorun değil de ahlaki sorun olarak algılanmasına şaşırdım. Kendimizden büyük bir davaya hizmet ettiğimiz zaman bir amaç ve görev duygusu hissettiğimizi söyleriz. Ama bu yıl bir amaç duygusunun ne kadar çok her gün, bazen çok iyi tanımadığımız insanlara karşı gösterdiğimiz ve gördüğümüz misafirperverlik hareketlerine bağlı olduğunu öğrendik.

Bu bir akşam yemeğine arkadaşları davet etmek ve birinin bardağının boş olduğunu fark edip doldurmak, uçakta bir yabancının size bir sırrını vermesi ve sizin de onun hayatında bir anlığına bulunmanızdır. Toplantılarımı Washington D.C.’deki bazı kafelerde yapardım ve etrafımdaki arkadaşların birbirlerine öğüt verip ilgi gösterirken yaptıkları konuşmalara kulak verirdim.  Birbirine meyve vermek gibi o küçük hareketlerin olağanüstü güçlendirici olduğu ortaya çıktı.

SALGIN YILI HAYAT ANLATIMIZDAKİ BİR PARANTEZ GİBİ GELİYOR”

Bir amaca sahip olduğunu hissetmek gibi duyguların, sadece büyük vaatlerle ilgili değil aynı zamanda orta halkadan dostlarınızla küçük hediyeler alıp vermekle ilgili olduğu anlaşıldı. Bu imkânlar şimdi yok.

Bu yıl bir adım geri çekilip kendimiz üzerine düşünmek için ideal bir fırsat olmalıydı. Gelecek için plan yapmanın çok zor olduğunu gördüm, çünkü karantina kıtası bitip, özgürlük kıtasında yaşayacağımız zaman hayatın nasıl olacağını düşünmenin zor olduğunu düşünüyorum.

Salgın yılı hayat anlatımızdaki bir parantez gibi geliyor. Kayıpları görece küçük olanlar, bundan beş yıl sonra bu deneyim hakkında nasıl düşüneceğiz? Bir hediye, bir ıstırap ya da belki sadece bir boşluk?

Hepimizin fiziksel olarak sığındığı ama toplumsal ve ahlaki olarak daha az bağlantı içinde olduğu bir yılı tanımlamaya çalışıyorum. Bu yıl bende büyük bir kırılganlığa neden oldu ama aynı zamanda büyük bir esneklik duygusuna ve büyük bir değişme potansiyeline neden oldu.

Kendimi ekranlar üzerinde harap olmuş, her şeyi politikleştirmekten bitap düşmüş halde buldum. Bir kırılganlık dönemi yaşayan insanlar bu dönemden büyük bir güç kazanarak çıkarlar. Bu yılın ikinci yarısının şu anda düşünebileceğimizden daha fantastik olacağına eminim. En küçük mutluluktan zevk alan, binlerce tatlı anda yaşayan, dostlarla ve yabancılarla bir araya gelen ve onları yeni ve minnet gözyaşları ile gören aşırı kıymet bilir insanlar olacağız.