CGTN /Bradley Blankenship

Johns Hopkins Üniversitesinin 7 Temmuz’da yayınladığı verilere göre, Covid-19 salgını nedeniyle küresel çapta ölü sayısı 4 milyonu geçti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa’daki gibi bazı ülkeler, kendi nüfusları için yeteri kadar aşıyı garanti etme ayrıcalığına sahip olmaları sayesinde öncekine göre daha iyi durumdayken, Küresel Güney’de birçok ülke halen salgınla mücadele ediyor. 

Küresel Kuzey ülkeleri, bazı bölgelerde Covid-19 salgınında yükselişlerin olmasına rağmen, yüksek orandaki aşılama sayesinde birçok kesimde açılma planları hemen hemen kesilmeden devam ediyor. İyi anlamda, mevcut aşıların işe yaradığı ve dünyanın bu kesimindeki insanların bir bölgesel hastalık olarak Covid-19 ile yaşamaya uyum sağladığı anlamına geliyor, bu, salgının nihai sonucu olarak uzmanların uzun süredir önerdiği bir şeydir. 

Öte yandan, küresel medya ile kamuoyu, bütün dünyada devam eden şaşırtıcı ölüm oranlarına büyük oranda duyarsızlaştı ve bakış açısını kaybetti. Şimdi günlük küresel ölüm rakamlarının ocak ayındaki zirveye (şimdi 7 bin 900 iken ocak ayında 14 bin 700’den fazlaydı) kıyasla önemli ölçüde daha az olduğu bir gerçek, ancak yine de geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 57 oranında daha fazla. Aynı zamanda 1 milyon ölüm sınırına 29 Eylül 2020 tarihinde ulaşılmıştı. Bundan sonra ölü sayısının 2 milyona çıkması 115 gün, 3 milyonu geçmesi 88 gün ve 4 milyona ulaşması ise 89 günü buldu. Bu, 2021 yılında Covid-19 salgınında, salgının ilk yılı olan 2020 yılına göre daha fazla ölüm olduğu anlamına geliyor. Bu sadece resmi rakamlara göre böyle. Ölümler gelişmekte olan ülkeler tarafından kaynaklı olduğunda, muhtemelen önemli ölçüde eksik bildirildiği için, ölüm oranları gerçekte çok daha yüksektir. Uzmanlar, resmi küresel ölü sayısının tek başına yüzde 15’ini oluşturan ABD gibi gelişmiş ülkelerde bile durumun böyle olduğuna inanıyorlar. 

Salgınla ilgili dünya çapında çok kötü olan bu durum, küresel eşitsizlik gerçeğini, yani Küresel Kuzey ve Küresel Güney arasındaki uçurumu gösteriyor. Küresel Kuzey açılmaya başlarken, Küresel Güney’in birçok kesimi virüse karşı aşılama olan umut ışığının dokunmadığı aşı çölleri olarak kalmayı sürdürüyor. Ancak, Covid-19 salgını küresel bir sorun olarak tanımlandığı için, Küresel Güney’in bu mücadelenin son safhasında eli boş gitmesine izin vermek kaçınılmaz olarak geri tepecektir.

SALGININ KÜRESEL BİR SORUN OLDUĞU UNUTULMAMALI

Bu aşı eşitsizliğinden kaynaklanan çok çeşitli vektörler sayesinde Covid-19’un daha bulaşıcı ve potansiyel olarak daha öldürücü varyantları ortaya çıktığı için, bağışıklık yanıtından kaçabilen bu varyantlar kesinlikle Küresel Kuzey’e doğru yolunu bulacaktır. Bu mantıkla Küresel Güney’in kendi aşı çalışmalarını ilerletmesine yardımcı olmak kelimesi kelimesine tam olarak bu ülkelerin çıkarınadır. Elbette bu, G7 ülkelerinin zaten vadettiği gibi kendi stoklarından aşı bağışlaması anlamına gelmiyor. Onların 1 milyar dozluk aşı sözü, dünyanın neredeyse 8 milyarlık nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı Küresel Güney’in talebini karşılamak için ne yazık ki hala yetersiz kalacak. 

Küresel Kuzey ülkeleri aşı üretimlerini artırmalı, ABD örneğinde olduğu gibi tedarik zincirlerini tehdit eden tek taraflı yaptırımları durdurmalı ve Rusya, Çin ve Küba gibi yerlerde üretilen başarılı aşılara karşı yanlış bilgi verme kampanyalarını sona erdirmelidir. 

Zengin ülkeler, Covid-19’a karşı mücadelelerini giderek yavaşlatmaya başlıyor, bu onlar için iyi, ancak salgının küresel bir sorun olduğunu unutmamalılar. Onların, özellikle Küresel Güney’de küresel aşı çalışmasını ileriye götürmede sadece ahlaki bir mecburiyetleri yok, aynı zamanda tehlikede olan çok gerçek bireysel çıkarları var.