CGTN / Bradley Blankenship

Küresel Covıd-19 ölümleri virüsün ilk belirlenmesinin üzerinden 2 yıl geçmeden ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından salgın olarak ilan edilmesinden daha az bir zaman sonra 1 Kasım’da 5 milyonu aştı. Hastalık zengin ve yoksul ülkeleri benzer biçimde vurdu, bu bütün yeryüzündeki toplumların ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

En acil sorunlardan biri, eşitlik ve küresel toplumun eşitlik olmadan nasıl yaşayabileceği. Son G20 Liderler Zirvesi’nde gündeme getirildiği üzere, düşük gelirli ülkelerdeki insanların sadece yüzde 3,1’i en az bir doz Covid-19 aşısı oldu. Afrika bu eşitsizlikten benzersiz biçimde etkilendi. Kıtanın 1,3 milyarlık nüfusunun sadece yüzde 5’i bütün aşılarını vurdurdu. Öte yandan, daha fazla sanayileşmiş G20 ülkeleri sadece küresel nüfusun yüzde 62’sine sahipken dünya aşılarının yüzde 82’sini kullandı. Bu yüksek düzeyde gelişmiş ülkelerdeki azınlık grupları bile, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Siyahlar ve Hispanikler gibi, salgın sırasında daha kötü sonuçlarla karşılaştı.

AFRİKA EŞİTSİZLİKTEN ÇOK ETKİLENDİ

DSÖ liderleri dâhil, dünyadaki sağlık uzmanları tarafından sayısız kez belirtildiği üzere, aşı eşitsizliğini sonunda, hastalığın daha uzun süre yüksek düzeylerde dolaşmasına neden olarak salgını uzatacak. Zengin ülkeler yoksul ülkelere aşı dağıtımına öncelik vermeli ve bu yılın başlarında verdiği sözleri tutmalıdır. Daha fazla insanı aşılayan zengin ülkeler ayrıca ölümcül ve yüksek ölçüde bulaşıcı virüsü idare edilebilir bir soruna nasıl dönüştürebilecekleri sorusuyla da karşı karşıya.

ABD ile Avrupa Birliği’ndeki (AB) gibi orta ve yüksek gelirli ülkeler, dünya nüfusunun sekizde birine sahip olmalarına rağmen, belirlenen Covid ölümlerinin yaklaşık yarısı bu ülkelerde oldu. Bunun nedeni bu ülkelerin büyük ölçüde büyük Covid-19 salımlarını kontrol altına almayı başaramamış ve böylece nüfuslarını korumasız ve sağlık sistemlerini hasta yükü altında ezilmeye bırakmış olmalarıdır. Özellikle daha bulaşıcı Delta varyantının ortaya çıkması ile birlikte, hastalık o kadar yaygın hale geldi ki bu ülkeler “sıfır Covid” bu noktada imkânsız hale geldiği için endemisite durumuna ulaşmaya çalışıyorlar. Bu, yaşamın yeni normali kabul etmek için nasıl değişeceği konusunda temel soruları gündeme getiriyor.

“SIFIR TOLERANS” POLİTİKASI

McKinsey&Company’nin yayınladığı yeni bir makalede benimsenmesi gereken “bütün toplum” yaklaşımı tartışılıyor ama bunun nasıl bir biçim alacağı konusu çok belirsiz. Temel olarak, bu ülkeler Covid-19’u tek seferlik bir tehdit olarak gören düşüncelerini, aksine onu dikkatli biçimde idare edilmesi gereken kalıcı bir tehdit olarak görme yeklinde değiştirmek zorunda kalacaklar. Yani bu ülkeler kabul edilebilir hastalık yükünün ne olduğunu tanımlamak zorunda kalacaklar, o da yeni gündelik yaşamın parametrelerini belirleyecek. Ondan sonra bu ülkeler bu standarda doğru ilerlemeyi takip araçlarına, yeni hastalık yönetimi protokollerine ve bulaşmayı yavaşlatma pratiklerine ihtiyaç duyacak.

Yazarlar ilginç bir karşılaştırma olarak, emniyet kemerleri, hava yastıkları ve bozuk sürüş kuralları gibi yol güvenliğinin yollardaki ölümleri nasıl sınırlandıracağını tartışıyor. Trafikteki her ölüm bir trajediyken, bu insanları kemerleri takıp yollara düşerek hesaplı riskler almalarına engel olmuyor. Aynı temel ilke hastalık yönetimi için de geçerli. Kabul edilebilir risk tanımı bölgeler ve lükeler arasında önemli ölçüde değişiyor. Örneğin, Çin Covid-19’a karşı “sıfır tolerans” politikasına bağlıyken diğer ülkelerin çoğu onunla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor.

Endemik hale gelmiş Covid-19’u kabul etmek isteyenler için, kabul edilebilir risk tanımı hastalığın uzun dönemli etkileri hakkında yeni bilgiler ortaya çıktıkça değişebilir. Yeni araştırmalar Alzaymırla bağlantılı beyin anormalliklerine, uzun dönemli böbrek hasarı işaretlerine ve potansiyel kısırlığa işaret ediyor. İlerlemeyi izlemek, hastalık yönetim protokolleri ve bulaşmayı azaltma pratikleri olan diğer üç ilke ile ilgili olarak, bunlar da değişecek, çünkü ülkeler verileri farklı biçimde izliyor ve nüfuslar sosyal mesafe, maske takma ve aşılama gibi hafifletme stratejilerini kabul etme konusunda farklı tutumlar takınıyor. Her ülke kendi yeni normalinin neye benzeyeceğine ve bunu elde etmek için ne yapmaya hazır olduklarına kendisi karar vermek zorunda kalacak.