CGTN / Marco Lambertini

İklim değişikliği son on yılda dünyanın dikkatini çekti. İnsanların neden olduğu sera gazı emisyonlarının yol açtığı iklim ısınması, gezegende bizim ve diğer yaşamlar için büyük bir tehdit. 

Kasım ayında İskoçya’nın Glasgow kentinde yapılacak Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı olan COP26, iklim kriziyle mücadelemizde önemli bir anı temsil ediyor. Bu toplantıya 100’den fazla ülkenin liderinin katılması bekleniyor. Dünya medyası şimdiden konferansa ve dünyanın her yerinden insanların liderlerinin, 2050 yılına kadar sıfır emisyon hedefine ulaşmak için gerekli adımları atmasını sağlama çabalarına dikkat çekmeye yardımcı oluyor. Ancak iklim krizi konusunda dönüm noktasına doğru ilerlediğimiz için insan faaliyetlerinin doğal dünyada tetiklediği ikinci bir krizi gözden kaçırmamamız önemlidir: biyolojik çeşitlilikte feci bir kayıp. 

1970 yılından bu yana küresel vahşi yaşamda popülasyonlar ortalama yüzde 68 oranında şok edici bir düşüş yaşadı. Bu iklim ve doğa krizleri elbette birbiriyle bağlantılı. Kendimizi besleme, yakıt sağlama ve giyinme yoluyla doğaya yaptığımız baskı hem sera gazı emisyonlarını artırıyor hem de insanlık tarihinde benzeri görülmemiş oranlarda biyolojik çeşitliliğin yok olmasına sebebiyet veriyor. Aslında karadaki biyolojik çeşitliliğin kaybının yüzde 70’i sürdürülemez tarımdan kaynaklanmaktadır ve ticari balık stoklarının yüzde 90’ının aşırı ya da tamamen avlandığı okyanuslarda da durum farklı değil.

İKLİM HAREKETİNDEN NE ÖĞRENEBİLİRİZ?

Kontrol edilemeyen yangınlar, seller ve olağanüstü hava durumları ısınan iklimin yarattığı riskler konusunda gözleri açtı. Biyolojik çeşitlilik kaybının yarattığı tehditler belki daha güç algılanan, ancak o kadar da büyüktür. Bizi destekleyen doğal ekosistemin çökmesi, gıda ve su güvenliğimizin yanı sıra ekonomilerimizi de riske atıyor. Doğada yaptığımız tahribat da gelecekteki muhtemel salgınlar riskini artırıyor. Tüm insanların bağlı olduğu yaşam ağını parçalara ayırmaya devam edersek, er ya da geç çökerek insanlığı da beraberinde götürecektir. Doğa artık “olması güzel” ya da sadece ahlaki bir görev olarak görülemez. Doğa ekonomimizin ve refahımızın temelidir ve biz ona zarar veriyoruz. 

Doğa aynı zamanda iklim krizlerinin ön saflarında yer alıyor. Ayrıca milyonlarca hayvanın orman yangınlarında yenik düştüğünü ve ağaçların iklim değişikliğine uyum sağlamak için mücadele ettiğini, karbon yutakları olarak hareket etme ve atmosferden karbondioksiti emerek boşaltma yeteneklerini etkilediğini görüyoruz. Bunun için liderlerin gelecek birkaç ayda hem doğadaki kaybın hem de aynı zamanda iklim krizinin üstesinden gelmede hareket geçmek için bu mühim fırsatı kaçırmaması önemlidir. 

Dikkatler COP26’ya odaklanmışken, bu hafta yapılan ve gelecek yıl mayıs ayında Kunming’de sonuçlanacak BM biyolojik çeşitlilik görüşmeleri olan COP15 de bir o kadar önemlidir. Onlar doğa için “kritik anı” temsil ediyor; iklim değişikliği konusunda Paris Anlaşması kadar iddialı ve kapsamlı bir küresel biyolojik çeşitlilik anlaşmasını garanti etmek için on yılda bir sefer ele geçen fırsatı. 

COP15’in resmi açılışı olan geçen hafta görüşmelerde önemli ilerlemeler kaydedildi ve Çin’in COP başkanlığına adım attığı görüldü. 100’den fazla ülkenin, doğayı en geç 2030 yılına kadar toparlanma yoluna sokacak iddialı biyolojik çeşitlilik anlaşmasını güvenceye almayı taahhüt etmesiyle, geçen yıl 92 dünya lideri tarafından yapılan Doğa İçin Liderlerin Sözüne dayanan net bir siyasi irade işareti gönderdi. Ancak şu anda eksik olan şey hedefe varmak için sağlam bir plan. Biyolojik çeşitlilik anlaşmasının mevcut taslağı, doğa kaybından sorumlu anahtar ekonomik sektörlerde tüm zararlı kamu ve özel teşvikleri başka bir amaca uygun hale getirmek ve kamu ve özel finansman akışlarını doğa dostu uygulamalarla uyumlu hale getirmek için net hedefler belirlememek dâhil olmak üzere önemli alanlarda bu özlemi yerine getirmede yetersiz kalıyor. 

DÜNYA, DOĞA KRİZİNİN İKLİM KRİZLERİ KADAR CİDDİ OLDUĞUNU FARKINA VARDI

Listenin başında tarım, balıkçılık, altyapı, ormancılık ve madencilik geliyor. Acilen görüşme odasında taahhütleri iddiaya dönüştürecek liderlere ihtiyacımız var. İklim değişikliği gibi doğanın kaybı da herkesi etkiliyor ve sadece birlik içinde çalışırsak çözülebilir. Bu yüzden doğa krizlerinde artan kamuoyu bilincini, daha hızlı ve daha güçlü eylem çağrısı yapan iş dünyasının sesini ve eylem çağrısında bulunan inanılmaz bir şekilde farklı ve giderek artan yüksek sesli sivil toplumu görmek cesaret verici bir durum. 

Öyleyse iklim hareketinden ne öğrenebiliriz?

İlk olarak biyolojik çeşitliliğin kaybının insanlar üzerindeki etkilerini ve ayrıca hızlı ve kararlı adımlar atarak uygun fırsatları daha fazla vurgulamaya ihtiyacımız var. Covid-19 salgını, riskleri görmezden gelinen doğayla dengesiz ilişkimiz konusunda bir uyandırma çağrısı görevi gördü. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) yakın tarihli bir çalışması, 1,2 milyar işin sağlıklı doğal sistemlere bağlı olduğunu gösterdi ve başka bir WWF raporu da sadece bir yıllık zararlı desteklerin doğa için yapıcı faaliyetlere yönlendirilmesinin 39 milyon kişiye iş yaratacağını ortaya koydu.

İkincisi biyolojik çeşitliliğin kaybının, iklimin “2050 yılına kadar sıfır emisyon” hedefine benzer net ve ölçülebilir bir küresel hedefi yoktur. Gidişatın yönünü belirlemede acilen birine ihtiyacımız var. WWF, liderleri “2030 yılına kadar doğa için olumlu” hedefleri benimsemeye çağıran birçok örgütten biridir, bu on yılı bugün sahip olduğumuz doğadan ne fazla ne eksik bitireceğimiz anlamına geliyor. Daha da önemlisi artık iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybını ve ekonomik kalkınmayı ayrı konular gibi ele almamamız gerektiğinin farkına varmalıyız. Birbirine bağlı çevresel sorunlarımızla mücadelede başarılı olmak için bütünleşmiş bir eylemde bulunmalıyız. 

COP26 ve COP15, insanlar ve gezegen için sürdürülebilir gelecek sağlamada çok önemlidir, her ikisinde de başarılı olmak Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in öngördüğü eko-uygarlığı garanti etmede ve doğayla uyum içinde yaşayacağımız bir geleceği sağlamak için temeldir.