China Daily / Wang Ziqian

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefiklerinin devam eden baskısına yanıt olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), koronavirüsün kökenine ilişkin Çin’deki çalışmasının ikinci aşamasını yeniden canlandırıyor. Bununla birlikte, Covid-19’un kökenine ilişkin yeniden yapılan araştırma, DSÖ’nün köken araştırmasının ilk aşamasından elde edilen kesin sonuçları görmezden geliyor. Aynı zamanda çok taraflılık ilkesini de ihlal ediyor ve köken takibini siyasallaştırıyor. 21 Eylül’deki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 76. oturumunun genel tartışmasında Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in yinelediği gibi, küresel köken takibi bilime dayalı olmalıdır. Açıklamasına göre Çin, siyasi manevralara her şekilde kesinlikle karşı çıkıyor.

Mart ayında, DSÖ ve Çin uzmanları tarafından yürütülen köken izleme sürecinin ilk aşaması, Covid-19’un bir laboratuvar olayıyla ortaya çıkma olasılığının “son derece düşük” olduğuna dair sağlam ve net sonuçlara ulaşmıştı. Aracı bir konak ile hayvandan insana bulaşma, “muhtemel ila çok olası bir durum” olarak kabul edildi. Çin; DSÖ’nün köken izleme çalışmasını açıklık, şeffaflık ve bilim ruhuyla desteklediğinden, birinci aşama çalışması bağımsız gerçekleşmiştir. Bu nedenle araştırma raporunun sonuçları akla yatkındır. Science’a göre, koronavirüsleri ve pandeminin kökenini araştıran çoğu bilim insanı, koronavirüsün kanıtlarla doğal bir kaynağına işaret ettiğine inanıyor. Bununla birlikte, 16 Temmuz’da DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “laboratuvar sızıntı teorisi” olasılığının araştırılmasını isteyerek, Çin’deki virüs köken çalışmasının ikinci bir aşamasını önerdi.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNÜN KARARSIZ TUTUMUNUN ARKA PLANI NE?

Peki, DSÖ’nün kararsız tutumunun arka planı ne? İlk aşama raporunun yayınlanmasından hemen sonra ABD ve siyasi müttefikleri, herhangi bir somut delil olmaksızın çalışmanın bağımsızlığını sorgulayan bir bildiri yayınladılar. 26 Mayıs’ta ABD Başkanı Joe Biden, DSÖ’nün bilimsel raporunu göz ardı etti. The Lancet’in açık mektubunda bir komplo teorisi olarak Mart 2020’de kategorize ettiği “Wuhan laboratuvar sızıntısı hipotezi”ni incelemek için Biden yeni bir çalışma başlattı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, 27 Ağustos’ta yayınlanan nihai raporda ABD istihbarat topluluğu, 90 günlük bir çalışmanın ardından Covid-19 virüsünün kökeni hakkında kesin bir değerlendirmeye ulaşmadı. Nature’a göre, raporda gösterilen tek güçlü sonuç, SARS-CoV-2’nin silaha dönüştürülmediği ve tasarlanmasının muhtemel olmadığıdır.

Bu, sözde çok taraflılığın bir başka açıklayıcı örneğidir. Küresel liderler olarak statülerini yeniden şekillendirmek için büyük güçler, mevcut imkanlarını kötüye kullanarak çok taraflı kuruluşlara müdahale edebilir. Uluslararası kuralları kötüye kullanmak veya hatta kendi ulusal çıkarlarına hizmet etmek için uluslararası düzeni yeniden kurmayı planlamak da büyük güçlerin müdahaleleri arasında olabilir. Çok taraflılık kisvesi altındaki bu sözde çok taraflı davranışlar; nihayetinde tek taraflılığın, hegemonyanın ve bir “Soğuk Savaş zihniyetinin” ürünüdür. Sözde çok taraflılık yerine çok taraflı iş birliği, küresel zorlukların üstesinden gelmenin anahtarıdır ve tüm uluslar gerçek iş birliğinden yararlanabilir. Bilimsel bir sorunu siyasi bir soruna dönüştürmek, devam eden bu salgın sırasında çok taraflılığı yalnızca ciddi şekilde tehlikeye atacak ve daha fazla cana mal olacaktır.

Şimdilik Çin, Delta varyantı nedeniyle yeniden canlanan pandemi karşısında bile koronavirüsü kendi içinde etkili bir şekilde kontrol etmeyi başardı ve Covid-19 aşısı sayısında dünyaya öncülük ediyor. Çok taraflılığı desteklemek için Çin, küresel salgınla mücadelede iş birliğine önemli destek sağlamaya aktif olarak katıldı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian’a göre temmuz ayı sonu itibarıyla Çin; 200’den fazla ülke ve bölgeye 300 milyardan fazla maske, 3,7 milyar set koruyucu ekipman ve 4,8 milyar test kiti ve 600 milyondan fazla doz aşı sağladı. Bu arada Çin, koronavirüse karşı uluslararası iş birliğini artırmak için BM, DSÖ ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi çok taraflı kuruluşlarla da yakın bir şekilde çalışıyor.

“AŞI EŞİTLİĞİ” ÇAĞRISI

Çok taraflı iş birliği, aşı eşitliği krizini çözmek için çok önemlidir. New York Times’a göre, dünya çapında uygulanan dozların yalnızca yüzde 0,5’i düşük gelirli ülkelere giderken, yüzde 78’i yüksek ve üst orta gelirli ülkelerde uygulandı. BM başkanı António Guterres, BM 76. Genel Kurulu’nun açılışında yaptığı dünyanın yıllık durumu konuşmasında, “kaybedecek zamanımız olmadığını” vurgulayarak Covid-19 için aşı eşitliği çağrısında bulundu. DSÖ’nün bildirisin göre, yoğun bakım yatakları ve oksijen eksikliği nedeniyle Afrika’da koronavirüse bağlı ölümler bir hafta içinde yüzde 43 arttı. Aşıları biriktirmek ve bariyerler kurmak yerine, çok daha fazla yerde üretilecek çok daha fazla aşıya ihtiyacımız var.

En iyi epidemiyoloji uzmanlarından biri olan Larry Brilliant’ın ağustos ayında belirttiği gibi, “Dünya, Covid pandemisinin sonuna yakın bir noktada değil”. Our World in Data’nın rakamlarına göre, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 32,67’si tam aşılı ve düşük gelirli ülkelerdeki nüfusun ise yalnızca yüzde 2,2’si en azından bir doz aşı vurulmuş durumda. Parmakla gösterme veya suçlama siyaseti zamanı değil. Virüsün kökeni çalışmalarının siyasallaştırılması yalnızca uluslararası toplumu bölecek, komplo teorilerini teşvik edecek ve dikkatleri Covid-19 pandemisinden kaynaklanan zorluklarla uğraşmaktan uzaklaştıracaktır. Çok taraflılığı uygulamak adına ülkeler, özellikle de büyük güçlere sahip olanlar, virüsün küresel yayılmasını engellemek için iş birliği yapmalı ve küresel halk sağlığına önemli katkılarda bulunmalıdır.