Türkiye – Çin Dostluk Vakfı Başkanı Hasan Çapan, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kuruluşunun 100. yıl dönümü vesilesiyle CRI Türk’e özel açıklamalarda bulundu.

Çin bugün dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Sizce Çin’in gelişiminde, refahında ve kazandığı başarılarda Çin Komünist Partisi (ÇKP) nasıl bir rol oynadı?

Günümüz modern dünyasında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin dünyanın 2. büyük ekonomisi olmayı başarması ilham verici bir gelişmedir. Tabii ki, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu denli hızlı büyümesinin ve hızlı atılımının temel sebepleri ÇKP liderliğinin aldığı ilerici kararlardır. ÇKP,  Çin Halk Cumhuriyeti’nin gelişmesi yönünde bilimsel perspektif getirmiştir ve üretim ile teknolojik alanlarda yapılan atılımlar ÇKP’nin ülke ekonomisi için temel çalışma alanları olmuştur.

Bu yaklaşımla Çin’in sahip olduğu güçlü fiziki altyapı ve insan kaynağını harekete geçirerek, Çin’in üretim güçlerini ateşlemiştir. Başka bir deyişle, ekonomik gelişme için üretim güçlerini genelden yerele yayarak, yerel üretim güçlerinin gelişmesini ve atılım yapmasını sağlamıştır. Ülkenin tüm şehirlerinde, kasabalarında üretim teşebbüslerini desteklemiştir.

Ayrıca, ülke sathında artan üretimi, sadece ülke içine değil, aynı zamanda kapılarını açarak, dünyaya ulaştırmıştır. Örnek olarak, ÇKP liderliğinin aldığı bir dizi ilerici kararlarla, uluslararası yatırımın ve ileri teknolojilerin ülke üretimine katkı ve fayda sağlaması amacıyla özel ekonomik bölgeler kurulmuştur. İlk kurulan Shenzen Özel Ekonomik Bölgesi bugün dünyanın ana teknoloji merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Çin ekonomisi yaklaşık 40 yılda sürdürülebilir hızlı ekonomik gelişmesini korumuş ve dünyanın 2. büyük ekonomisi olmuştur. Bu atılımlar kabiliyetli insan gücünün katkıları ve gelişmiş teknolojinin desteği olmadan gerçekleştirilemezdi. Bilim ve teknoloji başlıca üretim gücüdür. Eğitim ise uzun vadeli ekonomik gelişme için kalıcı bir öneme sahiptir. Bu nedenle, ÇKP 40 yılda bilime ve eğitime büyük önem atfetmiştir. Böylece, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişmesine ÇKP rehber olmuştur.

ÇKP’NİN UYGULADIĞI KAPSAMLI VE DERİN REFORMLAR ÜLKE EKONOMİSİNİN SAĞLIKLI GELİŞMESİNE ÖNCÜLÜK ETTİ

Çin’in yoksullukla mücadelelerde kaydettiği başarı ve tecrübelerle ÇKP’nin yönetişim kapasitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÇKP, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurduğu zaman ülke mutlak bir yoksullukla yüz yüzeydi. Ülke savaştan yıpranmış bir ekonomiye sahip ve ayrıca ülkenin ekonomik rezervleri kaçırılmıştı. Bu zor şartlar altında, Çin’in yönetimini devralan ÇKP, Çin’e özgü bilimsel sosyalizmi inşa ederek Çin Halk Cumhuriyeti’nde adaleti ve adil hukuku sağlamış ve ilerici reformlarla hızlı ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiştir.

ÇKP’nin Çin halkı için koyduğu hedeflerden biri, her bakımdan orta derecede zengin bir toplum oluşturmaktır.  Bu bahisle, orta halli refah toplumu oluşturmada kırsal ve yoksul bölgelere daha fazla ilgi göstermiştir. Reformlar ve dışa açılma politikaları ile gelişen ekonomiyi sadece bir bölgeye ve bir grubun refahı için değil aksine zenginleşen ekonomiyi ülkenin en ücra bölgelerine yayarak yoksul kırsal bölgelerin ve insanların da refaha ulaşmalarını sağlamıştır. ÇKP’nin kuruluşundan bu yana ilerici fikir ve reformlar ile daima Çin halkına gönülden hizmet etmek temel amacı olmuştur. Yoksulluğu sona erdirmek, insanların refahını artırmak ve ortak refahı gerçekleştirmek Çin’e özgü bilimsel sosyalizmin temel gerekliliklerindendir ve bu da ÇKP’nin halka gönülden hizmet etme temel amacının önemli bir tezahürüdür.

ÇKP’ye halkın desteği çok yüksek. Bunun başlıca nedenleri sizce nedir?

19. yüzyılın ortalarından, 20. yüzyıl ortalarına kadar Çin’in yabancı güçlerin etkisinde kaldığı dönemde Çin halkı çok yıpranmıştır. 1929 yılında kurulan ÇKP, 1949 yılında Çin’in yönetimini devralmasıyla, Çin halkı yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemde, temel amacı Çin halkının refahı ve mutluluğuna hizmet etmek olan ÇKP geliştirdiği Çin’e özgü sosyalizm düşüncesi ile Çin ulusunun yeniden kalkınmasını sağlayacak ortak bir hedef ve mücadele yaratmıştır. ÇKP’nin uyguladığı kapsamlı ve derin reformlarla Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisinin devamlı ve sağlıklı gelişmesine öncülük etmiştir.

Ayrıca, sosyal eşitliği ve adaleti gözeten bir hukuk devleti inşa etmiştir. Bununla birlikte, ÇKP’nin uyguladığı toplumsal reformlar ve topluma verdiği taahhütlerle yoksul bölgelerin kalkınmasını hızlandırmış ve mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmıştır. Bununla birlikte, Çin Halk Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşına sağladığı daha kaliteli, daha adil eğitim ile mutlu bir gelecek inşa etmesinde halkına büyük desteler vermiştir. Bu nedenlerle, güçlü ve her bakımdan orta dereceli müreffeh bir toplumda yaşama imkânı bulan Çin ulusunun her bir bireyi ÇKP’ye desteklerini gönülden sunmaktadır.

ÇİN BUGÜN DÜNYADA EN GÜVENLİ ÜLKELERDEN BİRİ

Çin’in bugüne dek geçirdiği büyük değişimi nasıl yorumlarsınız?

Tarihsel açıdan değerlendirirsek, 19. yüzyılın başına kadar dünya ekonomisinin merkezlerinden biri olan Çin ancak I. Afyon Savaşı ve Çin Devrimi arasında bir dönemde durgunluk geçirmiş ve 1949’dan itibaren yükselişe geçmiştir. ÇKP liderliğinin uyguladığı etkili planlarla büyük coğrafyasında tarım, altyapı ve insan kaynağı kalitesi artırılmıştır. Bu yükseliş ülkenin bütün öz kaynakları seferber edilerek, hiçbir dış yardım, dış yatırım veya borçlanma yapılmadan başlamıştır.

Bunun yanında, Çin Halk Cumhuriyeti son 40 yılda gerçekleştirdiği atılımda ile dünya ekonomisinde ve politikasında eşine az rastlanır bir değişime imza atmıştır. 1978’de dünyanın 10. büyük ekonomisiyken 2010’da dünyanın 2. büyük ekonomisi olmuştur. Uyguladığı planlamalar ile ülke içindeki refahı artırarak ülkesindeki yoksulluğu yenmiş ve ayrıca küresel yoksulluğun azalmasına da katkı sağlamıştır.

ÇKP liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası sisteme kendi imajını getirmiştir. Yeni norm ve değerlerle, zarif, uyumlu ve hoşgörülü bir güç olmuştur. Bir başka deyişle diğer ülkeler ve uluslarla iş birliği yaparak, karşılıklı yarar ve öğrenme temelinde ülkelere çalkantı değil barış, tehdit değil, fırsat getirmekte hem de ulusların mutluluğunu artırmak için yılmadan ilerlemeyi sağlamaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti, dünyanın iki süper gücünden biri olmasına rağmen hiçbir ülkenin doğal kaynaklarını talan edip, ülkeleri baskı altına alarak kargaşa ile kaos yaratıp bölgeleri ve toplumları yoksulluğa, istikrarsızlığa ve mutsuzluğa asla sürüklememektedir. Ayrıca ilişki kurduğu ülkelerde iç işlerine karışmayarak, topluma zarar verici hiçbir faaliyette bulunmadan altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık, endüstri, sanayi ve tarım alanları ile birlikte doğal kaynaklardan istifade edilmesi için yatırım ve destek sağlayarak yüksek idealler, istikrar ve disiplin doğrultusunda küresel barışa ve refaha katkı sunmaktadır.

Covid-19 salgınıyla mücadele etmek için ÇKP’nin aldığı kararları ve uyguladığı tedbirleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çin, pandeminin başlangıcında henüz Batı’ maske taksak mı takmasak mı?’ diye düşünürken sorunun önemini hızla kavramış ve tüm şehirleri kapamak dâhil olmak üzere çok radikal kararlar almış ve büyük bir etkinlik ve hız ile bu kararları uygulamıştır. Rekor süreler içinde inşa etmiş olduğu pandemiye has hastaneler bunun en büyük göstergesidir. 1,4 milyar nüfus içinde gelişecek bir pandemi çok ciddi sonuçları olabilecek hatta bir ülkesel yıkımı tetikleyebilecek büyük bir tehlikedir. Bu açıdan baktığımızda eğer Covid bir laboratuvar ürünü ise bu olsa olsa batılı bir laboratuvardır. ÇKP bu sorunu zamanında ve yerinde tespit ederek şeffaf bir şekilde hareket etmiş ve tam kapanma ve bu kapanmanın toplum üzerinde sebep olacağı ekonomik ve sosyolojik zorlukları çeşitli destekler ile aşarak pandemiyi büyük ölçüde kontrol altına almıştır.

Elbette burada ÇKP’nin halkın güvenine sahip olması, Çin’in sağlık alanında elde etmiş olduğu ilerleme ve devletin ekonomik gücü büyük faktörlerdir. Çin bugün dünyada en güvenli ülkelerden biridir ve bu durumu sürdürmek adına Çin’e dışarıdan gelen herkesi yaklaşık bir ay kadar karantina ve kontrole tabii tutmaktadır. Maalesef ağır ancak gerekli bir önlemdir.

TÜRKİYE, AVRASYA’NIN BATI’DAKİ ÖNEMLİ BİR NOKTASI

Türkiye-Çin ilişkileri birçok alanda gelişiyor… İkili diplomatik ilişkileri 1971’de kuran Çin ve Türkiye 50 yılı geride bıraktı. İki ülke arasında son yıllarda ivme kazanan ilişkiyi nasıl yorumlarsınız?

İletişim kanallarının gelişmesi uzak coğrafyaları birbirlerine çok yakınlaştırmış ve iki toplum arasındaki bağlar 1971 yılında kurulan diplomatik ilişikler ile tekrar canlanma sürecine girmiştir. Son yıllarda ilişkiler Türkiye’nin de uluslararası arenada hak ettiği noktaya doğru ilerlemesi ile ciddi ivme kazanmıştır. Gerek ticaret gerek teknolojik iş birlikleri gerekse direkt ve endirekt yatırımlarla ikili ilişkiler gelişmeye devam etmektedir. Bu bağlamda yıllık ticaret hacmi yaklaşık 45 milyar dolar civarında olup Çin, Türkiye’nin en büyük mamul, yarı mamul ithalat ortağı konumundadır. Elbette burada ticaret dengesizliği gibi birtakım sorunlar mevcuttur ancak her iki ülke yetkilileri çeşitli çözümler üzerinde çalışmaktadırlar. Çin çok büyük bir pazara sahiptir, bu pazar Türklere ticari ve teknik şartları karşılamak üzere sonuna kadar açıktır. Türkiye’den, mermer, krom ve bor gibi çeşitli madenler Çine satılmaktayken, Türkiye’deki pek çok büyük projede Çinli firmalar da teknik ve finansal kapasiteleri ile yer almaktadırlar. Bankacılık, telekomünikasyon ve turizm ise belki de Türkiye açısından iki ülke ilişkilerinkinde en önemli alanların başında gelmektedir. Batılı turistin aksine Çinli turistler daha kaliteli olup ülkemize daha çok döviz kazandırmaktadırlar. Bankacılık alanında ise iki ülke arasında kendi para birimleri ile ticareti desteklemek açısından, son yapılan 3,6 milyar dolar swap anlaşması ile toplam swap anlaşması 6 milyar dolara ulaşmıştır. Bir başka değişle, Merkez Bankamız, Çin’le swap anlaşmasını 35,1 milyar TL ve 23 milyar Çin yuan’ı arttırarak toplamda tutarı 46 milyar TL ve 35 milyar Çin yuan’ına ulaştırmıştır. Böylece, para takası anlaşması ile yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticaret daha da kolaylaşacak ve iki ülkenin finansal istikrarına destek sağlayacaktır.

Ayrıca, Türkiye ve Çin her zaman jeopolitik olarak birbirine büyük önem atfetmişlerdir. Ülkemiz Avrasya’nın Batı’daki önemli bir ucudur. Başta Balkanlardan, Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya ve Asya’ya bütün dünyanın kolayca ulaşabildiği merkezi bir kavşak noktasıdır. Karşılıklı güven, karşılıklı yarar, eşitlik ve hoşgörü temelinde kurulacak ulaştırma, lojistik güzergâhları ve uluslararası ticaret ve iletişim ağları hususlarında yapılacak yatırımlar ile teşvikler hem ülkemize hem de Çin Halk Cumhuriyeti’ne büyük katkılar sağlayacaktır. Ülkemizin de bir parçası olduğu Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin projeleri buna en güzel örnektir. İki ülkenin ilişkileri karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan felsefesi üzerine kurulmalıdır. Batılıların aksine Çin, Türkiye ile geçmişte pek çok örneği olduğu üzere teknoloji paylaşmış ve paylaşabilecek tek ülkedir. Maalesef zaman zaman bazı medya organları ve bazı siyasetçiler suni gündemler ile ikili ilişkileri menfi yönden etkilemektedirler. Asıl olan milli menfaatler ise Çin ile ilişkiler ülkemiz için elzemdir. Böylesine stratejik iki ülke ilişkileri küçük hesaplara kurban edilmemelidir.  Milletini ve devletini seven her sorumlu vatandaş milli çıkarlara ve devletimize zarar verecek davranışlardan kaçınmalıdır. Çin, ekonomimize, toprak bütünlüğümüze ve bekamıza zarar verecek hiçbir açıklamada ve faaliyette bulunmamıştır. Bölgemizde ortaya çıkan başta ayrılıkçı terör olmak üzere terörizmin hiçbir şekline hiçbir zaman yanında olmamış ve destek vermemiştir.  Yakın zamanda 50. yılını kutlayacağımız diplomatik ilişkilerimizin daha da yakınlaşarak, iş birliğimizin stratejik ortaklığa dönüşmesini temenni ederim.