Gazeteci Mehmet Ali Güller, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 100. yılını Kamil Erdoğdu ve Mehmet Kıvanç’ın hazırladığı Dünya Postası programında değerlendirdi. Güller, “Çin devrimini sürdürme kararlılığının” geldiği yer bakımından analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Çin değerlendirmesi yapılırken konuya “ölçek değiştirerek” bakmanın önemli olduğunu düşünen Güller, şunları kaydetti:

“ÇKP, bir buçuk milyar nüfuslu Çin’in partisi olarak Türkiye nüfusundan daha fazla üyeye sahip bir parti. Konuştuğumuz ölçekler çok büyük. Üyeler, önemli sınavlardan geçiyor.”

ÇKP’nin felsefesinde “General erden vezir de taşradan başlamalı” yaklaşımının olduğunu kaydeden Güller, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in de partinin taşra örgütlerinde çalışmaya başlayarak genel sekreterlik konumuna yükseldiğini hatırlattı. Güller, ÇKP’nin halk içindeki etkin konumunu salgın döneminden bir örnek vererek şu şekilde açıkladı:

“Çin komünistlerinin tamamı taşra örgütlerinde en alttan başlayarak halk içinde çalışarak parti içinde faaliyet yürütüyorlar. Bildiğimiz, sıradan, üye yapmak için üye yapan partilerden farklı. Bir hizmet için oradalar. Bunun en son göstergesini nerede gördük? Salgın gibi meselelerde karantina döneminde evlere yiyecek taşıma görevine kadar üstlenmiş ÇKP üyeleri vardı.”

ÇKP’nin dünya devrimleri bakımından önemine işaret eden Güller, partinin uzun işgaller dönemini bitirerek ülkeyi 70 yılda dünyanın en önemli ekonomik gücü haline getirdiğini vurguladı.

Dünya ve Türkiye’de ÇKP’nin sosyalizmden saptığı yönündeki yorumlara da değinen Güller, “Bazı sol çevrelerin Çin’deki sosyalizmi beğenmemesi çocukça bir durum.” ifadesini kullandı. Avrupa merkezci yaklaşımın bu tip yorumlarda payı olduğunu ifade eden Güller, “Geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Çin’i değil, ÇKP’yi baş tehdit ilan etmişti.” dedi ve Atlantik Konseyi’nin “Daha Uzun Telgraf” adıyla kaleme aldığı Çin değerlendirmesinden şu noktaları hatırlattı:

“Daha Uzun Telgraf’ta şöyle diyor; Xi Jinping Çin’i Marksizm’e Leninizm’e geri döndürdü. ÇKP, Xi Jinping önderliğinde piyasa reformlarını dondurdu. (ABD’nin) Bir başka şikâyeti de şu; özel sektör tamamen ÇKP’nin kontrolü altında, diyor. ABD böyle tanımlıyor. Amerika, özel sektör ÇKP’nin kontrolü altında, diye şikâyet ediyor. Bizim solcular da ‘özel sektör var, demek ki, orası sosyalizm değil’ diye eleştiri yapıyor.”

“Daha Uzun Telgraf”ta yer alan en önemli tespitin; ÇKP’nin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) deneyiminden çıkarttığı derslere yapılan atıf olduğunu aktaran Güller, ÇKP’nin diğer devrim yapmış partilerden farklarına ilişkin şunları söyledi:

“Lenin’den Stalin’den vazgeçtiği oranda Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) o kadar çözülmeye başladı. Resimleri vardı ama fikren vazgeçmeye başladılar. Benzerini biz Türkiye’de yaşamıyor muyuz? Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Türk devriminin partisi de Atatürk’ten vazgeçtiği oranda O’nu sadece bir sembol olarak değerlendirdiği ama O’nun devrimci fikirlerinden 6 ok programından uzaklaştığı oranda Türkiye de kendi devrimini adım adım kaybetmeye başlamış oldu. İşte ÇKP’nin özgünlüğü bu. Mao’dan vazgeçmediği için ÇKP, kendisinden sonra gelen ve yenilenen her fikrin köklerini Mao ile birleştirerek hareket ettiği için kendi devrimine sahip çıkabildi. Kendi kurucu devrimci değerlerinden vazgeçenlerin çözüldüğü ama onda ısrar edenlerin sürekli geliştiği bir tablo var önümüzde.”