China Daily / Ljiljana Stevic

Çin, bu yıl kuruluşunun 100. yılını kutlayan Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) becerikli ve güçlü liderliği sayesinde her bakımdan tam yoksulluğu ortadan kaldırmayı ve orta seviye bir refah toplumu inşa etmeyi amaçlayan ilk yüzüncü yıl hedefine ulaştı. 

ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Xi Jinping, tarihi yıldönümü münasebetiyle 1 Temmuz’da yaptığı önemli konuşmada, Çin’in şimdi 2050 yılına kadar (2049 yılı Yeni Çin’in kuruluşunun yüzüncü yılıdır) bütün yönleriyle büyük bir modern sosyalist ülke inşa etmeyi amaçlayan ikinci yüzyıl hedefine doğru emin adımlarla ilerlediğini söyledi.  

Dünya, küresel yönetim mekanizmasında hak ettiği yere geldiği varsayılan güçlü, kendinden emin ve güvenilir bir Çin ile karşı karşıya bulunuyor. Ancak bu gelişmeye, Çin’in iddialı ve saldırgan hale geldiği, Batı’nın ekonomik, demokratik ve güvenlik düzenini kışkırttığı ve tehlikeye attığına dair anlatılar eşlik ediyor.  Çin’i hedef alan üç ana Batılı anlatı vardır. Birincisi ve en önemlisi değerler, ikincisi gelecekte uluslararası düzen ve üçüncüsü Çin’in, Batılı kavramlara uygun olmayan siyasi sistemi ile demokrasi ve insan hakları fikridir. 

Çin birçok Batılı değeri tasdik eder, fakat onların hepsini kabul etmez, Çin değerleri Konfüçyusçülük, Taoizm, Budizm ve Yeni Çağ için Çin karakterli Sosyalizm üzerine Xi Jinping düşüncesinin de arasında bulunduğu Marksizm’e dayanmaktadır. Küresel nüfusun beşte birinin Batılı değerleri kabul etmemesi gerçeği, Batılı değerlerin evrenselliği konusundaki soru işaretlerini artırır.

ÇİN KÜRESEL EKONOMİK BÜYÜMEYE YÜZDE 30’DAN FAZLA KATKI SAĞLADI

ÇKP sadece Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük ticaret ülkesi olmasına yardım etmedi, aynı zamanda Çin halkının itibarını düzeltti ve Çin’in küresel alanda hak ettiği doğru yeri almasını sağladı. Aynı zamanda Çin yıllardır küresel ekonomik büyümeye yüzde 30’dan fazla katkı sağladı. Çin ayrıca iklim değişikliğine ve Covid-19 salgınına karşı küresel mücadeleye öncülük ediyor ve güneş panelleri, yeşil teknoloji, ilaçlar ve aşıların da arasında bulunduğu temel ikmal malzemeleriyle diğer ülkelere yardım sağlıyor. 

Ancak ABD’nin aksine Çin, kendi hâkimiyetini kurmakla ilgilenmiyor. Bunun yerine, küresel eşit ortaklar ağı oluşturmak için diplomasiyi, diyaloğu ve ticareti kullanıyor ve insanlık için ortak geleceğe sahip bir toplum oluşturmak için mücadele veriyor. Çin’in ortaklık diplomasisi, farklı ekonomilerle imzaladığı stratejik ortaklığa dayanmaktadır ve küresel kalkınmayı ilerletmeyi ve ABD’nin güç siyasetine karşı koymayı amaçlamaktadır. 

Çin, karşılıklı anlayışa dayalı küresel yönetimdeki söz sahibi olmasını artırma yoluyla bu zorlu zamanlarda ilerleyerek mücadele vermektedir. Tsinghua Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Okulu kurucusu ve ahlaki gerçekçilik teorisyeni Yan Xuetong, küreselleşmenin sadece yeni piyasalar ile kaynaklar için mücadele etmek olmadığını, aynı zamanda kurallar ve modeller kurmakla ilgili olduğunu söyledi. 

Kamu diplomasisi Çin’in hikâyesini dünyaya daha iyi anlatmasına yardımcı oluyor ve ÇKP, Çin’in kamu diplomasisinde merkezi bir rol oynuyor, kendi politikalarını dünyanın geri kalanına zorla dayatmak yerine barışçıl araçlar yoluyla ortaklığı kurmanın önemini vurguluyor. Çin’in dış politikasını geliştirmesi, akademisyenler ve düşünce kuruluşları dâhil olmak üzere farklı alanlardan paydaşları da kapsayan son derece bilinçli bir süreçtir. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping 31 Mayıs’ta, Parti yetkililerinin dünyaya “güvenilir, cana yakın ve saygın bir Çin” görüntüsü sunması gerektiğini ve bunun, “uluslararası kamuoyu (söz konusu olduğunda) dost çevresini sürekli olarak genişletmesi için gerekli” olduğunu söyledi. 

ÇKP’NİN KALKINMA VE İŞ BİRLİĞİ MODELİ ETKİSİNİ KANITLADI

Barış ve ekonomik kalkınma Çin’in dış politikasının özü olarak kalmaya devam ediyor. Xi, 1 Temmuz’daki konuşmasında, Çin halkının modernleşmesini ve ikinci yüzyıl amacını gerçekleştirmesinin önemini yineledi. Ancak Çin Batı’nın şiddetli muhalefetiyle karşı karşıya bulunuyor. Batı, Hint-Pasifik politikalarında ve NATO çerçevesinde yansıtılan Çin’i kontrol altına alma stratejisini yoğunlaştırdı. G7 ülkelerinin bu yıl haziran ayında toplandığı zaman, zirvenin odağının tekrar Çin’e yönelmesi, Çin-Batı ilişkilerinin sonunun iyiye gitmeyeceğini kanıtladı. G7 liderleri, “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” girişimi dâhil olmak üzere Çin karşıtı farklı girişimleri açıkladılar. Ve 14 Haziran’daki NATO toplantısında Çin’in Batı’ya bir askeri tehdit oluşturduğu uyarısında bulunuldu. 

King’s Londra Koleji Savunma Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyesi Zeno Leoni, yakında yayımlanan makalesinde, “ÇKP, 100 yaşına basarken, niçin kutlanacak çok şey var?” diye yazdı. Leoni, Cornwall’daki G7 Zirvesi’nin, ABD Başkanı Joe Biden’ın Çin karşıtı birleşik bir cephe oluşturmak için mücadele edeceğini gösterdiğini vurguladı. Ve Avrupa Birliği’nden (AB) diplomatlar Birleşik Krallık, Kanada ile İtalya’nın Biden’ın sertlik yanlısı tavrıyla karşılaştırıldığında daha ince ayrıntılara dikkat eden bir Çin politikası istediğini ve AB’nin yaklaşımının “iş birliği”, “rekabet” ve “karşılaşma” şeklinde olması gerektiğini ifade ettiler. 

Beijing yönetimi, “küçük ülkeler gruplarının” dünyanın kaderini kontrol ettiği günlerin sona erdiğini belirterek, G7 bildirisini haklı olarak kınadı. Aralarında Balkan ülkelerinin de bulunduğu birçok gelişmekte olan ülke Çin’i bu konuda destekledi. Çin’i destekleyen Balkan ülkelerinden biri olan Bosna ve Hersek, üye ülkelerin Çin ile iş birliğinin Avrupa’da dengeli kalkınmaya olanak sağladığını anlamasına yardımcı olan “16+1” (16 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi ile Çin) mekanizmasının bir üyesidir. Çin, yatırım, ticaret ile altyapının gelişmesinin bölge ülkelerinin büyümesine yeni bir ivme kazandıracağı sözü vermesine rağmen, son zamanlarda bazı projelerin yavaş ilerlemesi yüzünden Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri arasında bazı hoşnutsuzluklar ortaya çıktı. Altyapı projelerinin uygulandıkları ülkelerin (AB’nin iddia ettiği gibi) mali istikrarını tehlikeye atıp atmadığını belirlemek için ayrıntılı bir analize ihtiyaç vardır, çünkü yerel makamlar, AB’nin, Çin’in “demokrasi” ve çevre koruma kurallarına uymadan büyük miktarlarda yatırım yapması suçlamasını, Çin’in önderliğindeki projelerin etkililiğini sorgulamada kullanıyorlar. 

Bosna ve Hersek, 2020 yılında Çin ile diplomatik ilişkilerinin 25. yıl dönümünü kutladı ve Çin ile iş birliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Bosna Hersek, Çin herhangi bir koşul öne sürmeden altyapı projeleri önermesine rağmen, genellikle AB ve ABD tarafından Çin ile ilişkileri geliştirmemesi yönündeki baskısına maruz kalıyor. Bosna ve Hersek, özellikle Çin salgınla mücadelede gerekli malzemeleri sağladığı için kendini bir çıkmazda buldu. Bosna ve Hersek’teki birçok kuruluş yakın zamanda, Çin’i ve dünya için ne anlama geldiğini anlamada önem arz eden ÇKP’nin önemini ve Çin’in reform ile dışa açılma sürecini açıklamak için konferanslar düzenlemenin de arasında bulunduğu birçok etkinliğe imza attı. 

Çin, Batılı teoriler ve uygulamalarla değil, kendi tarihi, kültürü, siyasi ve sosyal ilkeleri üzerinden daha iyi anlaşılabilir. Karşılıklı çıkarlar adına dostluklar oluşturmaya yönelik felsefe ve tarihe dayalı yaklaşımı yoluyla ÇKP, Çin’in çok kutupluluk ve uluslararası değerlere dayalı olduğu için kalkınma ve iş birliği modelinin yeni ve etkili olduğunu göstermiştir.