CGTN / Andrew Korybko

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping,  bu hafta başında ülkesinin insanlığın evreni daha iyi anlamasına yardım etmesini takdir etti. Çin’in son yıllarda gurur duyacağı çok şey var.

Chang’e-3 yer aracı ile 2013’te Ay’a başarıyla yumuşak iniş yapan üçüncü ülke oldu. 6 yıl sonra 2019’da Chang’e 4’ün ayın karanlık yüzüne inmesiyle, insanlık Dünya’nın uydusunun o kısmını yakından ilk kez keşfetmiş oldu.

Geçen yıl Chang’e 5 Dünya’ya 1,751 gram ay toprağı ile döndüğünde, Çin bunu şimdiye kadar yapan 3. ülke oldu. Daha geçen hafta, Tianwen-1 uzay aracı, bu yaz bir araştırma aracı indirmeye hazırlanmak için Mars’ın yörüngesine girdi. Çin ayrıca Tianhe Uzay İstasyonu’nun ilk modülünü bu yıl sonlarında fırlatmayı planlıyor.

Bazı Batılılar, Çin’in uzaydaki gelişmelerini samimiyetsiz bir şekilde sözüm ona “uza yarışı”nın bir parçası gibi sundular, ama hiçbir şey gerçekten bu kadar uzak olamaz. Beijing uzayda hiç kimse ile “yarışmıyor”, basitçe kozmozu keşfetmek ve herkesin güneş sistemi hakkındaki bilgisini artırmak için insanlığın geri kalanına karşı yükümlülüklerini yerine getiriyor.

Her şeyden öte, Sovyetler Birliği sırasıyla 1957 ve 1961’de hem uzaya uydu gönderen hem de insan gönderen ilk ülke oldu. Ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 1969’da Ay’a insan indiren ilk ülke oldu. Soğuk Savaş sırasında, bu iki ülke uzay keşiflerini uzak gezegenlere de uzatmasında öncülük yaptılar. Ne yazık ki, , Sovyetler Birliği’nin 1991’deki dağılması yerine geçen Rusya’nın uzay programı için yıllar süren zorluklar yaratırken, ABD kısa süre sonra belirsiz nedenlerle uzay programını göz ardı etti.

ÇİN’İN UZAY PROGRAMI TAMAMEN BARIŞÇI VE BİLİMSELDİR

Bu arada, Çin asla geri adım atmadı fakat düzenli olarak insanlığın son cephesinde ilerlemeler gerçekleştirmeye devam etti. Son başarıları onlarca yıldır süren sıkı çalışmanın ve kararlılığın yanı sıra iddialı gelecek planlarının sonucudur. ABD’nin aksine Çin, her ne kadar kendini savunmak için ABD’nin kışkırtmalarına kesinlikle yanıt verecek olsa da, dış uzayı tehlikeli biçimde askerileştirme ile ilgilenmiyor.

Çin’in uzay programı tamamen barışçı ve bilimseldir, bütün ülkelerin programlarının da olması gerektiği gibi. Sadece insanlığın yıldızlarla ilgili bilgilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Kâr yönelimli bir niyeti, bir kez daha ABD’nin aksine asla yok. Bazı Amerikalılar dış uzayda madencilik yapmaktan bahsetti ve Elon Musk’ın SpaceX programı uzay aracı fırlatmaları ve seyahatlerini ticarileştirmek istiyor.

Örneğin, Çin bir gün bilimsel amaçlarla bir gün ayda bir üs kurmayı planlıyor. Son haberler, bunu Rusya ile birlikte yapabileceğini gösteriyor. Bu iki ülke son yıllarda çok fazla yakınlaştı, hatta erken füze uyarı sistemleri üzerinde iş birliği yapıyorlar ve birbirlerini balistik ya da uzay roketi fırlatmaları konusunda bilgilendirme konusunda anlaştılar. Bu iki ülkenin birbirlerine duyduğu derin güveni gösteriyor ki, doğal olarak çok benzer teknolojiler söz konusu olduğu için, dış uzaya da taşınabilir.

AMERİKA UZAYA SADECE PARANOYAK GÜVENLİK MERKEZLİ BİR AÇIDAN BAKIYOR

Çin ve Rus uzay programlarının, uluslararası toplumun geri kalanının güneş sisteminin geri kalanını bir tarafa bırakalım, Ay’ı daha iyi anlaması ve keşfetmesine yardımcı olmak için, bilgilerini bir araya getirmesi anlamlı olacaktır. İdeal olanı, ABD’nin de bu çabaları katılmasıdır, ama ne yazık ki Amerika uzaya sadece paranoyak güvenlik merkezli bir açıdan bakıyor.

Amerikan yetkilileri baktıkları her yerde sözüm ona “tehditler” görmeye kafayı takmışlar ve bu özellikle son zamanlarda Çin’le ilgili her şeyi kapsıyor. Çin’i son başarıları ve vizyoner planları için kutlamak yerine onlar, her şeyin “uzay yarışı”nın bir parçası olduğunu ve bunun belki de bir şekilde resmen “denk rakipleri” olarak gördükleri devletlerin bu gelişmeleri askeri olarak bir gün onlara karşı kullanabileceği şeklinde korku yayıyorlar.

Buna tepki olarak,  eski Başkan Donald Trump’ın “Uzay Kuvvetleri” ile dış uzayı nedensiz olarak askerileştirmeye karar verdiler, bu o alanda felaket bir şekilde, gereksiz yere artan bir rekabet ve gerginlik kehanetinin yerine getirilmesiyle sonuçlanabilir. Eğer Başkan Joe Biden, Trump’tan devraldığı karışık ülkeyi istikrara kavuşturmakta ciddiyse, bu planları gözden geçirmesi gerekir.

Aslında, Çin ile ABD arasında uzayda iş birliğinin, tıpkı iklim değişikliği ve Covid-9 ile mücadelede daha yakından birlikte çalışmalarının da olabileceği gibi, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmenin çok sembolik bir yolu olacağı ileri sürülebilir. Bunlar gibi siyasi olmayan iş birliği örnekleri iki ülke arasında, Trump yönetiminde ağır biçimde zarar gören güvenin yeniden sağlanması konusunda çok büyük katkılarda bulunabilir.

Bu aynı zamanda yeryüzündeki her insanın yararına olur, çünkü bu güçlü ülkeler, bunu yapmak için iki tarafta da siyasi irade olduğu sürece, gerçekten de iyilik yönünde anlamlı değişiklikler yapabilecek kapasitelere sahiptirler. Çin, Amerikan liderliğine son yıllarda bulaşmış modası geçmiş Soğuk Savaş tarzı düşüncenin ötesine geçmek için bütün alanlarda ABD ile çalışmaya hazırdır, dolayısıyla bu tarihsel fırsattan faydalanmak için top Başkan Biden’dadır.