Global Times

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ticaret temsilciliği bürosu, pazartesi Başkan Biden’ın 2021 ticaret gündemi raporunu yayınladı. Bu raporda Çin, zorlayıcı ve adil olmayan ticari pratiklerle ABD’nin ulusal çıkarlarını zayıflatmakla suçlanıyor. Raporda ayrıca Biden yönetiminin Çin’in mevcut ticaret yükümlülüklerine “güçlendirilmiş biçimde uymasını” sağlamak için eldeki tüm olanakların kullanılacağı belirtiliyor. ABD’nin yarı iletken sanayi gibi ileri teknolojilerde Batı’nın egemenliğinin devam etmesini garanti altına almak için müttefikleri ile görüşmeleri artırdığını belirten haberler de var.

Biden yönetimi önceki yönetimin Çin politikasını gözden geçirdiğini defalarca söyledi, Washington’dan gelen son mesajlar yeni yönetimin Çin’e karşı katı tutuma devam ettiğini gösteriyor. Trump yönetiminin Çin’in kontrol altına alma stratejik hedefi miras alındı ve belki de sadece Çin’le ilgilenme yöntemleri düzenlenebilir.

Çin’e karşı tutumu dışında bakarsak, ABD’nin Çin’e karşı sert politikasının arkasında geleneksel jeopolitik mantığı bulabiliriz. ABD, Çin’in yükselişine alışamadı. Bunu kabul etme konusundaki duygusal isteksizliği, güçlü bir Çin hakkındaki stratejik kuşkuları ve bazıları aşırı olmak üzere önlemler alma arzusu, bunların hepsi bu geleneksel mantıkta bulunabilir.

ABD, ÇİN’İN YÜKSELİŞİNE ALIŞAMADI

Ama biz artık 21. Yüzyıldayız, barbarca jeopolitik oyunların hakim olduğu 19. yüzyıl ya da 20. yüzyılın başlarında değiliz. Bugünün dünyası birbirine bağlı bir dünya. Küreselleşme büyük ölçüde bütün insanların refahını artırdı. Jeopolitik oyunları sürdürmek geçmiştekinden daha fala mantıksallık ve sorunun özüne inmeyi gerektiriyor. Diğer türlü, jeopolitik oyunlar oynamak temel ahlaka aykırı düşmanca stratejiler haline gelir.

İster Amerikalı, Çinli ya da Latin Amerikalı olsun, bütün insanların daha iyi bir yaşam sürme hakkı vardır. ABD’nin kalkınmasını desteklemek ve ABD’nin gücünü artırmayı hedefleyen Çin politikası ile ilgili olarak, bu politikalar Çin’e baskı getirse bile, Çin onlar hakkında olumsuz hiçbir şey söylemedi. Bu politikalar 1,4 milyar Çinlinin çıkarlarına doğrudan zarar veriyor, Çin halkının daha iyi bir yaşam arama doğal hakkını engelliyor.

Washington’ın yarı iletkenler ve yapay zekâ alanında öncü konumunu sürdürmek istemesi anlaşılabilir. Teknolojik ilerleme ile ilgili kaynakların ABD ve Batı’nın elinde toplanması için önlemler alması da mantıklıdır. Fakat bu politikalar Çin’in ilgili teknolojik uygulamalarının Batı’nın gerisinde kalmasını sağlamak ve Çin’in genel bilimsel ve teknolojik ilerleme kapasitesini azaltmak hedefiyle normal teknolojik ürünlerin ihracı listesinin dışında tutarsa, bu şeytanidir.

Çin’i fikri mülkiyet hakları haklarını koruma perspektifinden sınırlandırmak, Çin’in bilimsel ve teknolojik gelişmesi ile kalkınma kapasitelerine zarar vermekten farklı bir şeydir. İlki fikri mülkiyet hakları koruma rejiminin bir parçasıyken, ikincisi jeopolitik zihniyetin şeytani bir sonucudur.

BUGÜNÜNÜ DÜNYASI BİRBİRİNE BAĞLI

Çin’de, Batı’nın toplam nüfusundan daha fazla, 1,4 milyar insan yaşıyor ve bu rakam birkaç büyük Batılı ülkenin nüfusunun toplamından daha da fazladır. Çin’in kalkınması küresel insan hakları davasının en büyük projesidir ve Çin’in kalkınmasının, ticaret ve teknoloji değişimi için adil koşullar da dâhil görece dost bir uluslararası ortama ihtiyacı var.

ABD ile bazı Batı ülkelerindeki insanlar, her zaman küresel kalkınmanın merkezinde olmayı ve Çin ile diğer gelişmekte olan ülkelerin onların ulusal çıkarları için çalışmasını ve onlara ucuz mallar, ham maddeler sunmasını, onlar için bir piyasa olmasını ve bu türden çıkarları sağlamlaştırmasını umuyorlar. Bu şekilde düşünmek iyi bir şeydir. Çatışmalara neden olmadan, bazı çıkarlarını korumak da mazur görülebilir. Ama gelişmekte olan ülkelerin güçlerini bastırmak için sert önlemler almak ve Çin gibi büyük ülkelere “sen yoksul olmayı hak ediyorsun.” demek şeytancadır.

Bu tür zararlı politikalar, 21. yüzyılda geniş ve kalıcı bir biçimde yürütülemez. ABD yönetici ekibinin genel eğilimi açıkça görebilmesini ve 1,4 milyar Çinliyi kutsal haklarından mahrum etmeye çalışırken insan haklarından bahsetmeye son vermesini umuyoruz. Birçok Çinli ABD’nin Çin’in kalkınmasını kontrol altına almak istediğini düşünüyor. Bu Washington’ın en büyük hedefi değil mi? En azından, böyle bir şeytanlığın 21. yüzyılda başarısızlığa mahkum olduğunu söylemek zorundayız.