CGTN / Yuan Xin

Çin en yeni nüfus sayımını açıkladıktan sonra, birçok yabancı medyada yapılan yorumlar, gelecekte çözülmesi gereken demografik zorluklar olduğunu söylüyor. Bunlardan biri, Batı medyasının aldatıcı “soykırım” iddialarından sonra Çin’in etnik azınlıklarının halen sağlam bir hızla büyüdüğüne inanılmamasıdır.

Nüfus sayımı ne anlatıyor? Her şeyden önce, etnik azınlık nüfusu istikrarlı bir şekilde artıyor. Yakın zamanda yayımlanan Yedinci Ulusal Nüfus Sayımına (2020 nüfus sayımı) göre, Çin’in etnik azınlık gruplarının toplam nüfusu, son nüfus sayımının yapıldığı 2010’daki rakamla karşılaştırıldığında 11,68 milyon veya yüzde 10,26 artarak 125,47 milyon oldu. Aslında, etnik azınlıklar sadece istikrarlı değil, aynı zamanda on yıl önceyle karşılaştırıldığında sağlam bir hızda büyüyor. 2000’den 2010’a kadar olan dönemle karşılaştırıldığında, ikinci on yılda etnik azınlıkların nüfus artışı yüzde 46 oranında hızlandı.

İkinci olarak, sayım etnik azınlık gruplarının nüfus artışının, kalabalık Han etnik grubundan daha yüksek olduğunu göstermektedir. 2010 ile 2020 arasındaki on yılda, etnik azınlıkların nüfusu yıllık ortalama yüzde 0,98 oranında artarken, genel nüfus ve Han Çinlilerinin nüfusu sırasıyla yüzde 0,53 ve yüzde 0,48 oranında arttı. Yani, azınlık etnik grupların nüfusunun ortalama yıllık artışı, Han etnik grubunun iki katı ve genel nüfustan önemli ölçüde daha hızlıydı. Bu neden olur?

Sebepler, kültürel, aile ve üreme açısından sosyal mantık da dâhil olmak üzere üç yönlüdür.

Birincisi, etnik azınlık aileleri arasındaki daha yüksek doğurganlık tercihi değişmeden kalır. Azınlık etnik grupların geleneksel kültürlerinde ev, aile ve kabile kavramları ağır gelmekte ve daha fazla çocuk sahibi olma eğilimine yol açmaktadır. Geleneksel kültürün zor değişmesinin etkisiyle, her bir çiftin sahip olmak istediği çocuk sayısı, aile planlaması politikaları ve yaşam koşulları gibi dış etkenlere büyük ölçüde duyarlıdır.

İkincisi, Çin son yıllarda aile politikası üzerindeki kısıtlamaları gevşetmiştir. Çin’in Han etnik grubu için orijinal aile planlaması politikasıyla karşılaştırıldığında, etnik azınlık grupları daha sonra başlamakla kalmadı, aynı zamanda daha az katı bir şekilde bunu uyguladılar. Sonuç olarak, etnik azınlıklar arasındaki doğum oranı uzun süredir Han Çinlilerininkinden daha yüksek. Aile büyüklüğü üzerindeki kısıtlamalar, özellikle azınlık etnik grupları için kısmen kaldırılmıştır. Örneğin, Tibet Özerk Bölgesi’ndeki kırsal alanlarda bu tür kısıtlamalar hiçbir zaman uygulanmadı. Aile planlaması politikasının değiştirilmiş ve daha az katı bir versiyonunun uygulandığı Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde, şehirli çiftler iki çocuk, kırsaldakiler üç çocuk ve bazı çiftler belirli koşullar sağlandığında daha da fazlasına sahip olabilir.

ÇİN’DE SON YILLARDA AİLE POLİTİKASI ÜZERİNDEKİ KISITLAMALAR GEVŞETİLDİ

Ağırlıklı olarak etnik azınlıkların yaşadığı bölgelerdeki sosyoekonomik kalkınmanın doğurganlık seviyeleri üzerinde daha az azaltıcı etkisi vardır. Bu nedenle, etnik azınlık gruplarının daha fazla çocuk sahibi olma istekleri, rahat bir aile planlaması politikasıyla karşılandıklarında, daha yüksek bir nüfus artış hızına yol açmıştır.

Üçüncüsü, yoksul bölgelerdeki etnik azınlıklar çocuk doğurma arzuları ve davranışları konusunda oldukça aktif olmaya devam ediyor. Çin’in kuzeybatı ve güneybatısında bulunan bu alanlar çoğunlukla Han olmayan etnik gruplardan oluşmaktadır. Çin’in yoksulluğu azaltma kampanyası bu bölgelerdeki insanları mutlak yoksulluktan kurtarsa ​​da, gelirleri halen düşük. Çocuk doğurma algıları henüz köklü değişikliklere uğramadı. Bu nedenle, doğurganlık düzeylerini baskılayan iç faktörler henüz oluşmadığından, bu insanlar daha fazla çocuk sahibi olmayı tercih ediyorlar. 2020 nüfus sayımı sonuçları, etnik azınlık gruplarının çoğunun yaşadığı batı Çin’de ciddi bir nüfus çıkışı sorununa rağmen, nüfusun ulusal toplam içindeki yüzdesinin on yıl önceki nüfus sayımı verilerine kıyasla yüzde 0,22 arttığını göstermektedir. 

Özetle, etnik azınlıkların büyüme oranları, genel ulusal nüfus ve Han nüfusu, birbirleri arasındaki farklılıkların azalmasıyla genel olarak yavaşlıyor. Gidişatın bir noktada birleşmesi, reformun ve açılma politikasının başlangıcından, yoksulluğu azaltma hedeflerine ulaşmadaki başarısından ve her bakımdan orta derecede müreffeh bir toplumun ve tüm etnik gruplar tarafından paylaşılan refahın inşasından bu yana Çin’in gerçekleştirdiği muazzam sosyal ve ekonomik kalkınması hakkında çok şey söylemektedir.