Global Times

Çin yakın zamanda mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında “tam bir zafer” ilan etti. Büyük nüfusu ve eşit olmayan coğrafik kalkınmasıyla gelişmekte olan bir ülke için, Çin’in bu kazanımları için nedenleri keşfedilmeye değerdir.  

Aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması, Çin’in tüm kalkınma stratejisinin ana hedeflerinden biri olmuştur ve kaynakların kitlesel seferber edilmesini içermektedir. Büyüklüğü ve aynı zamanda başarısını mümkün kılan sistematik ve ısrarlı çabalar nedeniyle tarihsel olarak benzersiz bir küresel öneme sahip deneyimi temsil eder. 

Dünya Bankası’na göre, geçen on yıllarda Çin’de 850 milyondan fazla insan yoksulluktan kurtuldu ve bu, tarihsel olarak eşi görülmemiş bir başarı. Dahası, Çin’de aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması, aynı zamanda başka alanlarda da meydana gelen hızlı gelişmeyi engellemedi. Bu, geliştirme stratejisinin iyi tasarlandığı anlamına gelir. Ancak tüm bunlar tarihin sonu değil. Çin’in 14. Beş Yıllık Planında (2021-25), gelecekteki yoksulluğun (ortadan kaldırılan aşırı yoksulluk dışında) azaltılması görevlerine nasıl yaklaşılacağını görmek önemli olacaktır. 

Çin kendi ekonomisine daha fazla sayıda tüketici kattı ve bu da Çin’e ihracat yapan ülkelere yardımcı oluyor. Örneğin Latin Amerika ülkelerinde, Çin’e mal ihracatı, kendi kalkınma ve yoksulluğu azaltma programlarında önemli bir faktör olmuştur. Ama Çin’in deneyimi, “Çin modeli” diğer ülkelerdeki politika yapım sürecini etkileyecek mi? Bunu söylemek daha zor.

İYİ BİR ULUSAL PLANLAMA YOKSULLUĞUN AZALTILMASINA YARDIMCI OLACAKTIR

Büyük veya küçük her ülkenin kendi yoksulluk profili vardır. Yoksulluk sadece maddi kaynakların kıtlığıyla ilgili değil, aynı zamanda coğrafya, iklim, tarih ve çevresel bozulma gibi bir dizi başka, ülkeye özgü faktörlerle de ilgili. Dahası, politika yapıcılar genellikle aşırı yoksulluğa çözülebilen ve çözülmesi gereken bir sorun olarak değil, sınırlandırılması veya yönetilmesi gereken bir sorun olarak yaklaşırlar. Bu nedenle, örneğin, temel gıda maddeleri veya yakıttan sağlanan devlet sübvansiyonları, halkın içinde bulunduğu kötü durumu hafifletir, ancak aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yol açmaz. Çin’in deneyimi dünya çapında gerektiği gibi incelenmemiştir. Çin’in benzersiz olduğu doğrudur, fakat bu, politika yapıcıların yoksulluk çeken ülkelerden Çin deneyimini daha dikkatli incelemelerini engellememelidir. 

İyi bir ulusal planlama ve insanların uygun şekilde seferber edilmesi yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olacaktır. Ancak şunu da bilmeliyiz ki, tüm ülkeler tüm nüfuslarını seferber etmek için yeterince güçlü siyasi iradeyi sözlü ifade etmek için gerekli planlama kapasitesine veya yeteneğine sahip değildir. Dediğim gibi, Çin deneyimini daha dikkatli incelemeliler. Uluslararası kuruluşlar yardımcı olabilir. Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı ve BM Sistemindeki diğer ilgili kuruluşlar bu konuda iyi işler yapıyor. Ama açıkça, daha fazlasına ihtiyaç var.

Bazı Batı ülkelerinde de belli sayıda yoksul insan var. Son otuz ya da kırk yılda Batı, piyasa güçlerindeki kalkınmaya yönelik tüm beklentileri, her bireyin çabalarına yerleştiren “neoliberal ideoloji” denen şeyden etkilenmiştir. Serbestleşme ve zayıf kamu siyaseti üzerine yapılan vurgu, şimdi eskisinden daha ciddi olan sorunlara eklendi. Ancak Batı toplumlarının direncini ve durumun her yerde aynı olmadığı gerçeğini de anlamalıyız.

Avrupa Birliği’nde (AB) Kıta Avrupası’nda, “Avrupa sosyal modeli” yürürlükte kalmaktadır. Sağlık evrenseldir, kaliteli eğitim ücretsizdir ve sosyal güvenlik ağları güçlüdür. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) (ve küçük ölçekte Birleşik Krallık’ta) durum böyle değildi. Şu anda salgın sonrası iyileşme politikalarının bu sorunları ele alması gerekecek. Örneğin, şu anda ABD’de önerilen asgari ücrete büyük bir artış, birçok kişinin sosyal durumunu iyileştirme ve yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılmasına katkıda bulunma potansiyeli ile önemli bir yeniden politika yönlendirmesi anlamına gelecektir.