Tarihiyle, bugünüyle, kültürüyle, insanıyla, düşünce sistemiyle Çin’i tanımak ve anlamak isteyen çoğu yabancının farkında olmadan kapıldığı hatalı bir yaklaşım var: Bu ülkeye Batı’nın değerleriyle bakmak.

Kişisel birikim ve düşünsel gelişmişlik oranında bu yaklaşım zamanla değişebiliyor, Çin’de geçirdiğiniz süreye bağlı olarak düşünce kalıpları kırılabiliyor, “Batılı ön yargılardan” kurtulabiliyorsunuz elbette ama yine de pek kolay olmuyor, zorlu sayılabilecek bir uğraş gerektiriyor. Bu çaba, ortalama bir meraklı için de gerekli, yazarlar, çizerler, akademisyenler, gazeteciler için de…

Çinliler kendi kültür ve düşünce geleneklerini “Guoxue” olarak tanımlıyor. Yaklaşık çeviriyle, “Çin entelektüel geleneği” denilebilir. Çok eski zamanlardan beri, farklı tarihsel kesitlerde devlet yapısında meydana gelen politik-ideolojik değişimlere rağmen etkisini koruyan bir gelenek ve yapı bu.

Chen Lai, pek bilinmese de Çin’i anlamak için Türkçedeki en önemli başvuru kaynaklarından biri niteliğindeki “Çin Uygarlığının Öz Değerleri” (GB Times Turkey, çev: Betül Demir, 2018, 213 s.) adlı kitabında daha geniş bir tanımını yapıyor “Guoxue”nin:

MANEVİ DÜNYANIN İFADESİ

“Çin’in erken modern dönemde Batı kültürüne maruz kalmasından önceki birkaç bin yıllık dönemde Çin insanı tarafından meydana getirilip geliştirilmiş, kendine özgü, düşünsel ve kültürel bütünün ifadesi (…) Guoxue, Çin insanının eski çağlardan beri kendine bir vatan inşa etme çabası içinde üstlendiği düşünsel faaliyetler ve kültürel eserlerin kaydı niteliğindedir. Çin insanının manevi dünyasının ifadesi ve üstün bir düzen arayışlarının bir yansımasıdır ve Çin ulusunun sürekli gelişimi ile büyümesini sağlayan önemli bir kaynaktır.”

Böylesi bir tanımın, genel hatları itibariyle Doğu’dan Batı’ya pek kadim ulus ve kültür için de geçerli olacağı aşikâr. Fazla zorlamaya gerek kalmadan, örneğin Türkleri, Rusları, İranlıları, İngilizleri ya da Almanları da bu çerçeve içinde görmeye başlayabilirsiniz. Ama diyelim ki, toplam tarihi yalnızca 300-350 yıl olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için böyle bir gelenekten söz etmenin imkânı yoktur.

Buna paralel olarak, örneğin Çin gibi bir ülke söz konusu olunca ABD’nin değer yargılarıyla bakmanın da hiçbir yararı yoktur. Çünkü sonuçta, temelinde toplumsal dayanışmayı ve toplumun üstünlüğünü ön planda tutan; bireyciliğin değil, bireyciliğe karşı duruşun önemsendiği bir düşünce sistemidir karşımızdaki.

ANAHTAR NİTELİĞİNDE SEKİZ MADDE

Chen Lai, kitabının önsözünde, Çin düşüncesini ve değerlerini açıklığa kavuşturmak için belirlediği sekiz maddeyi şöyle sıralıyor:

-Ahlakın hukuka üstünlüğü,

-Yaşadığımız hayatın ahretten önemli oluşu,

-Toplumun bireyden önemli oluşu,

-Ruhani olanın maddeye karşı üstünlüğü,

-Sorumluluğun haklardan önemli oluşu,

-İnsan refahının demokrasiden önemli oluşu,

-Mutlak düzenin bağımsızlıktan (özgürlükten, T.A) önemli oluşu,

-Uyum içinde olmanın çelişki içinde olmaktan daha değerli oluşu.

“Refahın demokrasiden önemli olması” gibi, ilk bakışta Batılı bir entelektüelde ürperti yaratabilecek saptamalar içeren bu sıralama, Çin’e Özgü Sosyalizm anlayışıyla birlikte düşünüldüğünde günümüz Çin gerçekliğini kavramak için, en azından bu kavrayış yolunda ilk adımları atabilmek için anahtar işlevi görüyor gerçekten de.

Chen Lai’nin dediği gibi:

“Günümüzde Guoxue kavramını ve Çin kültürünü incelerken, bilinçli bir şekilde incelemeli ve özümsemeliyiz. Böylelikle tüm halkın kültürel özgüvenini ilerletebilir, insan ruhuna ilham verebilir, Çin halkının iç uyumunu ve canlılığını güçlendirebilir, Çin halkı ve Çin kültürünün rönesansını gerçekleştirmeye gayret edebiliriz.”

Çinli entelektüellere yapılan bu çağrı, yabancılar için de geçerli hiç kuşku yok ki.

Tunca Arslan