CGTN / Cömert Otorbayev (Eski Kırgızistan Dışışleri Bakanı, Beijing Normal Üniversitesi Kuşak Yol Okulu’nun seçkin bir profesörü ve Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi’nin üyesi)

İnsanlık için hangi sosyo-politik sistemin en iyisi olduğu ile ilgili tartışma birkaç yüzyıldır devam ediyor. Özünde, bu tartışma bir ülkenin ulusal zenginliğinin nasıl elde edileceği ve bunun vatandaşlarına nasıl dağıtılacağı etrafında gelişir.

Sovyetler Birliği sosyalist bir ülke olarak, ilk başta ulusal zenginliğin adil olarak dağıtılmasının temel ilkelerini uygulamaya koydu, az gelişmiş ve az öncelikli bölgeleri mantıklı bir kalkınma seviyesine taşıdı. Bu nedenle, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nden asıl faydalanan benim bölgem Orta Asya’ydı. Geçen yüzyılın başında bu bölge neredeyse boş, yoksul ve her tarafı karayla çevrili, dünyanın büyük güçlerinin egemenlik için savaştığı bir yeryüzü parçasıydı. Ama Sovyet zamanlarında bölge çok büyük ölçüde değişti.

Orta Asya’nın beş cumhuriyetine (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan) bakıp onların başarılarını karşılaştırabilir, örneğin yakın coğrafi komşuları Afganistan ile karşılaştırabilir. Bizim farklı bölgemiz henüz zengin değil ama istikrarlı ve gelişiyor. Kimse tam bölge ülkelerinin okuryazarlığının, etkili sağlık hizmetlerinin ve güvenilir sosyal güvenlik ağlarının Sovyet döneminin mirası olduğunu reddedemez. Ancak, Sovyetler Birliği’nin trajik hikâyesi bize klasik sosyalizmin kaynakların adil dağıtımı konusunda iyi olsa da zenginlik yaratma konusunda eksiklikleri olduğunu öğretti. Bu büyük devletin çökmesinin ana nedeni buydu.

Çin’in hikâyesi, yeni bir sosyalizm, piyasa ekonomisi reformları yoluyla zenginlik kazanmanın ve kaynaklar ile zenginliğin ülke boyunca ve halkına sosyalist ilkeleri kullanarak neredeyse mükemmel dağıtım ilkelerinin hikâyesidir. Zenginler ve daha ayrıcalıklılar daha az ayrıcalıklılara yardım etmesiyle, ülkede yoksulluk sona erdirildi. Bu Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesi’ne yaptığım son ziyarette gördüğüm kritik bir sonuçtu.

BİR ÜLKE ULUSAL ZENGİNLİĞİNİ VATANDAŞLARINA NASIL DAĞITMALI?

İç Moğolistan’da en az gelişmiş kentlerinden biri olan Ordos Kenti’nde düzenlenen iyi bilinen Kubuqi Uluslararası Çöl Forumu’na katıldım. Kubuqi Çölü Beijing’in 800 km kadar batısında bulunuyor. Bu uzak ve kurak bölgede yaşamak, iyi bir hayat sürmek ve başarılı bir işletme kurmak çok zor. Bu nedenle bölgede yoksulluk düzeyi ülkedekinden yüksek. Genel olarak çölleşme dünya çapında 2 milyar kişinin hayatını etkiliyor, bunların çoğunluğu da gelişmekte olan ülkelerde. Fakat, çölleşmeyi önlemek için gösterilen eski çabaların neredeyse tamamı başarısızdı. Ama 30 yıl önce başlayan Kubuqi Çölü Projesi, Çin’deki, yaklaşık İsrail’in yüzölçümü kadar olan en büyük çöllerden birini kontrol altına almakta başarılı oldu. Çölün üçte birini yeşil alana dönüştürdü, bu alan neredeyse 6 bin kilometre kare.

Geçen 30 yılda iklim değişikliğinin diğer kritik meselesine gelince, Kubuqi’de yıllık yağmur yağış miktarını 100 milimetreden 400 milimetrenin üzerine çıkardı. Bunun asıl nedeni ekolojik sürdürülebilirliği sağlayan temel bir değişiklik olan yüzde 53 oranındaki ağaçlandırılmış alandı. Sonuç olarak, küresel olarak en başarılı toprak geri kazanım projelerinden biri, bir kıyı bölgesinde değil ancak Kubuqi Çölü’nde bulunabilir. Bu benzersiz proje ayrıca başarılı bir çölleşmeyi önleme projesinin en az üç bileşeni olması gerektiğini kanıtlardı; yerel toplulukların ve hükümetin desteği ile teknoloji ve sermaye.

Fakat bu benzersiz ve karmaşık projenin devlet tarafından değil de özel bir şirket tarafından kendi kaynakları ile uygulandığını öğrendiğimde hayrete düştüm. 1988’den bu yana, Çinli bir özel şirket olan Elion, Kubuqi Çölü yeşillendirme projesine 40 milyar yuan (6,25 milyar dolar) yatırmış ve 102 bin kadar yerel çiftçi ve çobanı yoksulluktan kurtarmaya yardımcı olmuş. Başka bir dikkate değer gerçek de Elion’ın bütün bu yıllar boyunca sadece ağaçlandırmaya değil, aynı zamanda araştırma ve geliştirmeye de büyük yatırım yapmış olması. Şirketin bilim insanları ve mühendisleri ekilen bitkilerin sert ortamda hayatta kalabilmesini sağlamak ve sürdürülebilir yeşil restorasyonu garanti altına alan 100’den fazla teknoloji icat edip uyguladı.

Dünyanın başka bir yerinde bu ölçekte başka bir proje bilen var mı? Ve yine, bu sosyalizmin temel niteliklerinin açık bir şekilde ortaya konmasıdır, Sovyetler Birliği’nde öğrendiğim nitelikler. Toplumların uyumlu biçimde gelişmesi ve güçlü kurumların (eyaletler, kentler, girişimler ve halk) az ayrıcalıklılara yardım etmesi gerekir. “Kubuqi modelinin” dikkate değer sonuçlarının uzun zaman istisnai bir örnek olarak kalmayacağına inanıyorum. Bu dünya çapında hem özel sektör hem de hükümetlerden liderlere bir ilham kaynağı olacaktır. Gelin, dünya siyaset ve iş dünyasından liderlerin küçük ve kırılgan dünyamızı korumak, kollamak, iklim değişikliği, yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele etmek ve dünyamızı yaşamak için daha iyi, daha yeşil, daha adil bir yer haline getirmek için hangi türden benzer şeyler yapacaklarını düşünsünler.

Çin halkının pragmatizmini bildiğim için, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) önümüzdeki günlerde kutlanacak 100. kuruluş yıl dönümünün devlet ve toplumun gelişmesinde şu ana kadar elde edilen başarıların incelenmesi için önemli bir fırsat yaratacağına eminim. Ama belki de en önemlisi ülkenin gelecekteki kalkınması için stratejik yolların geliştirilmesi olacaktır. Çin’e bu süreçte başarılar diliyorum.