Amerikalı araştırmacı-akademisyenler Janet Goldwasser ve Stuart Dowty’nin 1975’te yayımladıkları “Huang-ying: Worker’s China” adlı, özgün baskısı 404 sayfa olan, 1970’li yılların Çin’inde işçi sınıfının ve halkın yaşamından izlenimler aktaran kitabın 76 sayfalık bir bölümü 2010’da  “Göğün Yarısı-Kızıl Çin’de Kadınlar” başlığıyla Türkçeye kazandırılmıştı. Akademi Yayınları’ndan çıkan kitap, bir devrimin kalıcılığının kadınlara bağlı olduğunu ve Çinli kadınların bunu başardığını vurguluyor, değişen Çin ve değişen Çinli kadınlar konusunda ilginç notlar içeriyor.

Beijing, Tianjin, Tangshan, Xian, Guangdong, Wuhan, Luoyang gibi kentleri ziyaretlerinden devrim sonrası Çin’de kadınların nasıl bir yol aldıklarına dair çarpıcı izlenimler aktaran Goldwasser ve Dowty, “Biz elbette Çin Sosyalist Devriminin kadının toplumdaki yerini nasıl etkilediğini merak ediyorduk. Şu iki karşılaştırmayı hep akılda tutarak kadınlara pek çok soru sorduk.” diyor ve kitabın çerçevesini oluşturan iki soruyu şöyle aktarıyor:

“Öncelikle kadınların modern Çin’deki statülerinin eski Çin’deki koşullarına bakarak değerlendirilmesi gerektiğini biliyorduk. İkinci karşılaştırma ise ABD’deki kendi deneyimlerimizle burası arasında idi.”

DIŞARI ÇIKMAK VE EKONOMİK BAĞIMSIZLIK

Öncelikle, Çinli kadınlar ve erkeklerin, kadının eşitlik mücadelesini sosyalizm için verilen mücadelenin ayrılmaz parçası olarak gördüklerini, kadınların kurtuluş mücadelesini sınıf mücadelesinin diğer boyutlarından ayrılamayacağını kavramış olduğunu belirtiyor yazarlar. Çin’de ilk kadın örgütlenmelerinden kadınların üstündeki çifte baskıyı kırmak için ÇKP’nin yürüttüğü çalışmalara, Tüm Çin Demokratik Kadın Federasyonu’nun 1949, 1953, 1957 kongrelerinden 1973’teki Beijing ve Shanghai’deki geniş katılımlı toplantıya açılan yelpazede yakın tarihten bilgiler aktaran Goldwasser-Dowty, elimizdeki kitabın ikinci bölümünde ideoloji, pratik sorunlar ve liderlik konularına göz atıyor.

Tianjin’de bir fabrikada devrimci komite başkan yardımcısı olan Sun Guifan şöyle diyor örneğin:

“Kadınlar dışarı çıkmakta ısrar ettiler, çünkü biz ekonomik bağımsızlık istiyorduk. Biliyorduk ki ancak ekonomik bağımsızlığı elde ettiğimizde gerçek eşitliğe sahip olurduk. Ailedeki değişiklikler üretimdeki değişiklikleri takip etti. Kocalarımızın bilinçliliği arttı, artık bulaşığa yardım ediyor, çocuklara bakıyor, yemek yapıyorlardı. Çocuklar da yardım ediyorlardı tabii. Kurtuluştan önce evde hiçbir hakkımız yoktu, şimdiyse eşitiz. Ekonomik olarak da her şey değişti, biz kadınların kendi maaşları var artık.”

KADININ AİLEDEKİ ROLÜ

Kitabın “Eşitlik İçin Eğitim” başlıklı bölümünde, kadınların atmakta olduğu büyük adımlar kadar, eski erkek egemen yaklaşımın kalıntılarının izlerini de süren “Göğün Yarısı”, mücadelenin kültürel-sanatsal biçimlere nasıl yansıdığına dair örnekler de veriyor. “Kadınların ezilmesinin maddi zemininde değişiklik yaratma ve hem erkekler hem de kadınların kadın üzerine düşünme şeklini değiştirmek” diye tanımladıkları ideolojik cephe mücadelelerine de değinen Goldwasser ve Dowty, “Çin’de aile hâlâ önemliydi” diyerek ve bu kurumun çeşitli somut örneklerinin içine dalarak ailede kadının rolü konusunda yaşanan büyük dönüşüme de geniş yer ayırıyorlar.

O dönemde Çin’e giden pek çok Batılı erkek gazetecinin değişen Çin’de “cinsiyet özelliklerini görmek artık çok zor” diyerek, “cinsiyetin” sabun, diş macunu, bira ya da herhangi bir ürünün satışında görülmemesinden üzüntü duymasına dikkat çeken yazarlar, “Feodal çağın zambak ayaklı boyalı hanımları sonsuza kadar gitmişlerdi.” diyor.

ÇİN VE ABD’DE KADINLAR

Nüfus kontrolü konusunda “Planlı nüfus artışı, kadının erkeklerle tam olarak eşit haklar elde etmesi için de gerekli” denilen kitapta çalışan kadınlar açısından Çin ile Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) karşılaştırıldığı bölümler de oldukça renkli. Fabrikada işçi olarak çalışan Zei Zaohuai şaşkınlıkla şöyle soruyor, Janet Goldwasser’e: “Siz şimdi ABD’de bir kadının hamile olduğu için işini kaybedebileceğini mi söylüyorsunuz? Ama bu çok komik!”

Kısacası “Göğün Yarısı”, Çin gibi son derece kalabalık nüfusa sahip bir ülkede kadınların yaşamının kısa sürede nasıl değiştiğini, yüzyılların boyunduruğundan nasıl kurtulduğunu, “kadına şiddet”in lafının bile niye geçmediğini anlamak için yararlı bilgiler veren, pek bilinmeyen ama konunun ilgililerinin mutlaka okumaları gereken bir kitap.

45 yıl önce yazılmış sonsözde şu satırlar var: “Açıkçası eşitsizliğin devam ettiği ve bu problemler hakkındaki bilincin düzensiz olduğu biliniyordu. Ancak tüm sosyal yapı bu tür artıkları yok etmek için kavgayı tercih ediyor ve cesaretlendiriyordu.”

Günümüzde Çin’de, durumun çok daha iyi olduğu, kadınların eşitlik ve özgürlük yolunda büyük özgüvenle yürüdükleri rahatça söylenebilir.

Tunca Arslan