Akademisyen ve yazar Prof. Dr. Giray Fidan, CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Fidan, iki kültür arasındaki akademik çalışmalar ve çeviriler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Çincenin dünyanın en zor dillerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Giray Fidan, Çince ile ilk kez Sinoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanıştığını kaydetti.

“ÇİN’İN BATI VE HİNDİSTAN İLE ARASINDA ÇOK CİDDİ BİR ETKİLEŞİM VAR”

Sinolojinin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında öğretilmeye başlanan 14 bölümden biri olduğunu belirten Fidan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Çinceye küçüklükten beri ilgim vardı. Son 50 yılda dünyada büyük bir gelişme var. Benim çocukluğumda internet yoktu, o yüzden kitaplardan araştırıyorduk. Japonca bir kitap bulmuştum onda da Çince karakterler var, o zamandan ilgim vardı. Çin’e ilk gittiğimde lisans düzeyindeydim. Çok soyut bir şeymiş gibi geliyor içinde olmak çok başka bir şey.

‘Çin Ekonomisini Anlamak’ diye yakın zamanda çevirisini bitirdiğim bir kitap var. O kitapta ayrıntılı olarak tarihsel anlamda Çin ekonomisi ele alınmış. 1850’de iktisat tarihçilerinin verdiği rakama göre, dünya ekonomisinin yüzde 35’i Çin. Aslında büyük bir ekonomi olması son 2000 yıl için geçerli bir şey. Çok önemli, çok kadim bir kültür, çok önemli klasik eserler var. Batılılar 15-16. yüzyıldan beri çalışıyorlar bunları. Son 40 yıllık ekonomik gelişme de tabii ki insanların ilgisini artırıyor. Ulaşım ve iletişim eskiye göre çok daha rahat bunun da bir etkisi vardır.

Biz başladığımızda bir kaynak sıkıntısı vardı. Kitapların çoğu fotokopiyle çoğaltılmış kitaplardı. Şimdi çok daha rahat. İnternetin de bunda pozitif bir katkısı var.

Pulat Otkan Hoca ile birlikte bir çalışma yapma şansımız oldu. ‘Savaş Sanatı’nı birlikte çevirdik. Bütün hocalarımızın hem bana hem Sinolojiye büyük katkısı oldu. Şimdi İstanbul Üniversitesinde bir Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü var ama Sinoloji denilince Ankara Üniversitesi akla gelir.

‘Coğrafi keşifler’ dediğimiz döneme kadar dünya Asya ve Akdeniz dünyası aslında. Bunun da doğudaki en önemli merkezlerinden biri Çin. Hindistan ile Çin ve Batı ile Çin arasında çok ciddi bir etkileşim var ve bu tarih boyunca devam ediyor.

KANG YOUWEI’NİN 1908 İSTANBUL’U İLE İLGİLİ TESPİTLERİ

16. yüzyıl sonu, Ming Hanedanı’nın son dönemlerinde Osmanlı’dan gelen barutlu tüfekler Çin’de görülüyor. Çin tarih kayıtlarında ilişkilerin izlerini görebiliyorsunuz.

Kang Youwei 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından üç gün sonra İstanbul’a geliyor. Batılı seyahatnameler çok fazla ama Çin’den gelip Osmanlıyı anlatan çok fazla seyahatname yok. Kang Youwei’nin 1908 İstanbul’u ve Osmanlısı ile ilgili ilginç tespitleri var.

ÇİN’DEKİ İLK ATATÜRK BİYOGRAFİSİ

Atatürk’ün Çin’de ilk biyografisi 1933’te yayımlanıyor. Çinli bir yazarın yazdığı ilk Atatürk biyografisi. Eser, Atatürk’ün Çin’de nasıl algılandığını gösteriyor. Tabii çok pozitif bir algı var. Çünkü Türk modernleşmesi Cumhuriyet sonrası büyük bir başarı. Çin o tarihlerde çok da istikrarlı sayılmaz. Türkiye gibi bir örnek onların çok ilgisini çekiyor.

1920’lerde ve 30’larda Çin’den Türkiye’ye çok ciddi bir ilgi var, merak ediyorlar. Washington’daki Çin Büyükelçisi ilk olarak geliyor, Türkiye’ye. O tarihte Büyükelçinin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasındaki anlaşmaları düzeltmek veya iptal etmek gibi bir hedefi var. Türkiye kapitülasyonları kaldırınca Türkiye’ye geliyor incelemek için ve o günün şartlarında çok uzun bir yoldu.”