Günümüzdeki ölçütlere göre insanlar dünyanın kuzey bölgelerinde 65, güneyinde ise 50 yaşında “yaşlı” sayılıyor. Öngörüler, yakın gelecekte güneydeki yaşlılık tanımı çıtasının değişmeyip gene 50 kalacağı ama kuzeyde 80’e çıkacağı yönünde. İnsan ömrünün uzamasına bağlı olarak gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus artacak, bir yandan da eşitsizlik sürecek, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde “yaşlılık sorunları” şimdiki gibi devam edecek.

Yaşlılığın toplumsal yararsızlık ve üretimsizlikle eşdeğer görülmesinden kaynaklanan olumsuz algı, bir film adı olan “İhtiyarlara Yer Yok”u dünyanın pek çok ülkesinde şimdiden bir slogan haline getirdi bile! Bunun sosyal dayanışma olgusunu körelttiği, tıpkı “zenginlerin yoksulları doyurmasında” olduğu üzere, “gençlerin yaşlıları doyurmasına” itirazları yükselttiği de bir gerçek. Jacques Attali “21. Yüzyıl Sözlüğü” kitabında şu iddiada bulunuyor örneğin:

“Belçika’da olduğu gibi yaşlılar ve gençler farklı bölgelerde yaşadığı zaman, bir bölgenin gençleri bir başka bölgenin emekliliğini karşılamayı reddedecek ve emeklilik bütçesi yerelleştirilmezse, ülkeyi bölecekleri tehdidinde bulunacak.”

Attali bu tehdidin sonuçlarına dair ilginç bir not daha düşüyor:

“Kuşaklar arasında ayrımın coğrafi olmadığı bölgelerde gençler, kendilerince aşırı olan toplumsal harcamaları karşılamak yerine ülkelerinden ayrılmayı seçecek.”

GÜNEŞLİ DEĞİL AMA GÖRKEMLİ

Pek kimsenin haberi olmuyor, gazete ve televizyonlarda küçük haberlerle geçiştiriliyor, Anneler Günü ya da Sevgililer Günü gibi yankı yaratmıyor ama Birleşmiş Milletler’in (BM) 1990’da aldığı bir kararla ilan edilmiş “Dünya Yaşlılar Günü” diye bir gün var: 1 Ekim.

Dünyada yaşlı nüfusun artışına paralel olarak yaşlı insanların toplumsal koşullarına, sağlık sorunlarına dikkat çekmek, bu konudaki bilinci geliştirmek, kısacası “yaşlıların hatırlanmasını” sağlamak için belirlenmiş bu günün şu an için pratik bir faydasının olduğu söylenemez; özellikle kapitalist dünya açısından daha çok kâğıt üstünde kalan bir kutlama söz konusu.

Öte yandan tablo, Çin gibi geleneksel aile değerlerinin hâlâ güçlü olduğu ülkelerde ise dünyanın batısında ve kuzeyinde olduğu kadar karamsarlık yaymıyor. BM’nin 1 Ekim’ine karşılık Çin’in 9 Eylül’ünün çok daha gerçek ve anlamlı olduğu söylenebilir.

Ülkede her yılın dokuzuncu ayının dokuzuncu gününde kutlanan “Yaşlılar Günü-Chongyang”, ailenin üç kuşaktan bireylerinin bir araya gelip dağlara tepelere tırmanıp kasımpatı çiçeklerini seyretmesinden çok daha ötede anlamlar taşıyor. Binlerce yıllık bir efsaneye dayanan Yaşlılar Günü, Mao Zedong’un, 1929’da yazdığı şiirinde şöyle betimlenmişti:

“İnsan kolayca yaşlanırken gök yaşlanmaz / Chongyang Günü her yıl gelir / Bugün yine Chongyang Günü / Yıldan yıla şiddetli rüzgâr esiyor / Savaş alanındaki kasımpatı çiçekleri ıtırlı / Manzara bahardaki gibi güneşli değil / Ancak bahardakinden çok daha görkemli.”

YAŞLI HAKLARI YASASI

8 milyara yaklaşmış bulunan dünya nüfusunun yüzde 9,3’ünün yaşlı kategorisinde yer aldığı biliniyor. Bu, 2019 verilerine göre yaklaşık 704 milyon insan demek. Çin’de ise bu oran çok daha yüksek. Çin Ulusal Yaşlılık Çalışma Komisyonu’nun açıklamasında yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 17,3 seviyesinde olduğu belirtilmişti. Yani Çin’de yaklaşık 242 milyon civarında yaşlı insan bulunuyor. Komisyonun öngörüleri, 2050’de bu oranın yüzde 35’e, yaşlı nüfusun da 487 milyona yükseleceği yönünde.

Çinli uzmanlar, yaşlı nüfusun artmasının ülkenin var olan sorunlarına yenilerini ekleyeceğini, bu sorunların üstesinden gelebilmek için sosyal güvenlik sisteminin geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu doğrultuda son 10 yılda atılan adımların başında, yaşlılara yönelik sosyal güvenlik sistemine ve yoksul yaşlılara yönelik yardımlara ilişkin bütçe payının artırılması, yaşlılık sigortası sisteminin geliştirilerek kapsadığı alanın genişletilmesi geliyor. Bunun yanında tek çocuklu ailelerdeki yaşlılara yardım sistemi de ayrıca devreye sokulmuş durumda. 100 yaşını aşmış Çin vatandaşları ise özel düzenlemeler kapsamındaki pek çok haklara sahip.

37 YILDAN 76 YILA

“Yaşlı Hakları Yasası”nın yürürlükte olduğu ülkede Ulusal Yaşlılık Çalışmaları Komisyonu önceliklerini şöyle belirliyor:

-Yaşlı nüfusla ilgili çalışmalar için devlet kontrolünde düzenli ve disiplinli bir piyasa ortamı oluşturulmalı.

-Yaşlıların bakımını üstlenen hizmet sektörünün teşviki ve gelişmesi hızlandırılmalı.

-Yaşlıların zihinsel ve kültürel yaşamlarına verilen önem artırılmalı.

-Toplum, yaşlılara dönük çalışmalar hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirilmeli, bilinç düzeyi yükseltilmeli.

-Nüfusun yaşlanması gerçeğiyle birlikte doğacak yeni sorunların çözümü için hukuki kurallar oluşturulmalı ve yeni politikalar saptanmalı.

-Yaşlı kalifiye elemanların istihdamı ile kamu kuruluşlarının ve özel işletmelerin yaşlıları işe almaları desteklenmeli.

-Yaşlı kalifiye elemanlarla ilgili özel bir emeklilik sistemi geliştirilmeli.

-Yaşlı insanlarla ilgili psikolojik yardım çalışmaları zenginleştirilmeli.

-Özellikle kırsal ve geri kalmış bölgelerde huzurevi sayısı çoğaltılmalı.

1949 Devrimi öncesinde ortalama insan ömrünün 37 yıl olduğu bir ülkeden söz ediyoruz; bugün 76 yıl ve 2040’da 80 yıllık ortalamaya ulaşılacağı belirtiliyor. Anlayacağınız, bir Doğu ülkesi olan Çin bu konuda da Batı’yı yakalamış, hatta çıtayı daha da yükseltmiş ve bunu ihtiyarları ağır bir yük olarak gören genç kuşaklar yaratmadan, toplumsal dayanışmayla sağlamış durumda.

Tunca Arslan