Napoleon Bonaparte’ın halen yankılanan biçimde “Bırakın dev uyusun, Çin uyanırsa yer yerinden oynar!” demiş olduğu iyi bilinir de bu sözün neden söylendiği, ne anlam ifade ettiği, parçalanmış Avrupa’nın tüm monarşilerini karşısına alan Fransa ile Çin’in büyüklüğü, birliği ve imparatorluk geleneği arasında nasıl bir ilişki kurulduğu konusunda rivayet muhteliftir. Tartışma götürmeyecek nokta ise Napoleon’un (sanıldığının tersine aslında Çin’e dair olumsuzluk içeren) bu yargısının 200 yılı aşkın süre içinde Çin’in birkaç kez uyanışıyla doğrulanan keskin bir öngörü içerdiğidir.  

Napoleon’dan yaklaşık 100 yıl sonra bu kez Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Hay’in, yani Abraham Lincoln döneminde Uzak Doğu ve özellikle de Çin’le ilgili politikaların mimarı olan ismin, “Dünyanın kasırga merkezi Çin’e kaymış durumda. Bu kudretli imparatorluğu anlayan, gelecek beş yüz yılın dünya politikasının anahtarına da sahip olur” sözleri ise benzer bir öngörü içermesine rağmen pek bilinmez. Hay’in ABD ve diğer Batılı ülkelerin Çin’deki ticari çıkarlarını korumak için geliştirdiği “Açık Kapı Politikası”nın, bir başka deyişle “yarı sömürgeleştirme politikasının” ilanı niteliğindeki bu sözlerin de Çin’e yönelik çok olumlu niyetler barındırmadığı da açıktır.

İster “Çin uyanırsa…” denilsin, isterse “Dünyanın kasırga merkezi…” olarak nitelensin, yüzyıllar boyunca Batılı büyük devletlerin Çin’e bakış açısını (tıpkı Türkiye için de olduğu gibi) Jean Paul Sartre’ın “Bulantı” romanındaki şu cümle çok iyi özetliyor: “Her şey farklı biçimde akıp gidiyor ama hiçbir şey değişmedi.”

“MUCİZE” DEĞİL, SOSYALİZMİN SOMUT BAŞARISI

19. yüzyılın başlarından bugüne Çin’in kendi gerçeği ise bize Batılılar ne derse desin her şeyin tümüyle değiştiğini ve her şeyin çok farklı biçimde akmakta olduğunu gösteriyor.

Tarihte hiçbir ülke son 70 yılda Çin’in gerçekleştirdiği başarıyı gösteremedi. En aşağılardan gelip en gelişmiş ülkeler arasına katılmayı başaran ve bu çıkışını istikrarlı kılan başka bir ülke yok. Daha da önemlisi, bunu tümüyle kendi gücüne dayanarak, bağımsızlığını koruyarak gerçekleştiren, ısrarla “Hiçbir zaman süper güç olmayacağız, hiçbir zaman hegemonya peşinde koşmayacağız, her zaman gelişmekte olan bir ülke kalacağız” diyen, hedefini kısaca “orta halli sosyalist refah toplumu olmak” biçiminde belirleyen başka bir ülke mevcut değil. Japonya, Güney Kore gibi ülkelerin hangi bedeller pahasına “müreffeh” hale geldiği malum. Çin gibi dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip, buna karşın ekilebilir topraklarının yüzölçümüne oranının hayli dezavantajlı olduğu bir ülkenin son 10 yıldır orta-yüksek gelir grubundaki ülkeler arasına girmesi, yaygın ve yanılgın ifade biçimiyle “mucize” değil, doğrudan sosyalizmin başarısı, kamucu ve planlı politikaların sonucu.

XI JINPING’İN 2012’DEKİ KONUŞMASI

Çok eskilere gitmeye gerek yok; 2012 yılında Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Hebei eyaletinde yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Yoksulluğu ortadan kaldırmak, vatandaşların yaşam düzeyini artırmak ve ortak refahı gerçekleştirmek, sosyalizmin temel gerekleridir. Reform ve dışa açılma uygulamalarına başlanmasından bu yana geçen 30 yılı aşkın sürede halkımızın genel yaşam düzeyi büyük ölçüde arttı. Bununla birlikte, ülkemizin hâlâ sosyalizmin ilk aşamasında bulunması nedeniyle, yoksulluk içinde yaşayan önemli sayıda vatandaşımız var. Orta halli refah toplumu inşasının kapsamlı olarak tamamlanması için en zor ve en yoğun görev kırsal kesime, özellikle yoksul bölgelere düşmektedir. Kırsal kesim, özellikle yoksul bölgeler, orta halli refah seviyesine ulaşmadığı sürece, orta halli refah toplumunu kapsamlı olarak inşa etme hedefimiz tamamlanmış olmayacaktır. Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi, yoksullara yardım ve yoksul bölgeleri kalkındırma çalışmalarına büyük önem vermektedir.”

Xi, 29 Aralık 2012’deki bu konuşmasında, Çin’e Özgü Sosyalizm’in 1980’lerde “uzun vadeli” olarak belirlenen hedeflerinden birine, “yoksulluğun azaltılıp halkın yaşam düzeyinin yükseltilmesiyle ortak refaha ulaşılmasına” bir kez daha vurgu yapmıştı.

MUTLAK YOKSULLUĞA KARŞI ZAFER

Geçen hafta Türk basınında da yer alan haberlerde, Xi Jinping’in Beijing’de düzenlenen Yoksulluktan Kurtulma Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin gördüğü en büyük çaplı yoksullukla mücadele çabasında başarıya ulaşıldığını, son sekiz yılda kırsal bölgelerde 100 milyon kişinin yoksulluktan kurtarıldığını, aşırı yoksulluğu ortadan kaldırma görevinin tamamlandığını açıkladığı belirtiliyordu.

Çinliler çok sık büyük tören yapmaz, “Tören varsa içerik yoktur” gibi bir düşünceleri vardır, bu nedenle tören yaptıklarında da içerik, dikkat çekici ve anlamlıdır. Beijing’deki törenin içeriği, Xi Jinping’in 3 Aralık 2020’de ÇKP Merkez Komitesi’ndeki açıklamasına, Çin’in güneybatısındaki Guizhou eyaletindeki son dokuz yoksul ilçenin de hedeflenen süre öncesinde mutlak yoksulluğa karşı zafer ilan ettiğini, böylece ülkesinin dünyayı etkileyen ve tarihe geçen önemli bir başarıya imza atmış olduğunu duyurmasına dayanıyordu.

Tarih boyunca yüzlerce yabancı devlet adamı ve politikacının Çin’le ilgili vecizelerinden kalın bir kitap oluşturabilir. Xi’nin 2012’deki “İnanç olduğu takdirde, çorak toprak bile altına dönüştürülür” sözü ise Çin gerçeğinin en yalın ifadelerinden biridir.

Tunca Arslan