CGTN / Yuan Sha

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, cuma günü Nicholas Burns’ü yeni Çin büyükelçisi olarak aday göstereceğini açıkladığı için, ABD’nin Çin büyükelçiliği yeni patronunu bekliyor. Bu karar, eski büyükelçi Terry Branstad’ın 10 ay önce istifa etmesinin yarattığı boşluğu dolduracağından, mevcut gerginlikler karşısında ikili ilişkilerde bir değişiklik öngörmek için çok erken olsa da Çin-ABD ilişkilerine bir güven duygusu aşıladı.

İDEAL BİR SEÇİM

Burns yaygın olarak iş için ideal kişi olarak görülüyor. Kendisi Dışişleri’nin kıdemli memurlarından ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimler zamanında önemli görevlerde bulundu, her iki partinin onayını kazandı ki, bunun Senato’da onaylanma sürecini kolaylaştırması bekleniyor.

Kendisi ayrıca saygı değer bir akademisyen. Aslında şu anda Harvard Üniversitesinin Kennedy Yönetim Okulu’nda Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü. Foreign Affairs dergisinde yayınlanan, ABD Dışişleri Bakanı George Schultz’u andığı bir makalesinde diplomatları “bahçıvanlara” benzeten bir diplomasi destekçisi. Çin-ABD ilişkilerinin önemi ve karmaşıklığı diplomatik ayrıntılara çok iyi hakim olan bir kişiyi gerektiriyor.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Burns Çin uzmanı olmasa da Çin hükümetleri ile “Afganistan, Birleşmiş Milletler’in (BM) İran yaptırımları, Kuzey Kore ve ABD’nin Hint-Pasifik politikası dâhil çalışma konusunda zengin bir deneyime sahip olduğu belirtildi ve “Aspen Strateji Grubu’nda Çin hükümetinin Merkezi Parti Okulu ile birlikte bir siyasi diyalog örgütledi. Mevcut Çin-ABD ilişkileri konusunda ders verdi, yazdı ve konuştu.” denildi.

Bu aday gösterme Çin’in yeni Washington büyükelçisi olarak Qin Gang’ın atanmasından bir sonra yapıldığı için, yaygın olarak ABD tarafının bir karşılıklılık adımı olarak görülüyor.

Burns’un Başkan Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yakın ilişkisi de yönetimi ABD’nin Çin ile ilişkilerini verdiği önemi gösteriyor. Dolayısıyla, yeni büyükelçinin Covid-19 salgını ve ikili ilişkilerdeki artan gerginliğin getirdiği ikili şok nedeniyle diplomatik kanallar azalmışken, iki ülke arasında bir köprü olarak hareket etmesi bekleniyor.

İHTİYATLI OLMAK

ABD ulusal stratejisinde Çin’e verilen öncelik nedeniyle, Branstad’ın deneyiminden sonra, bir ABD büyükelçisinin ABD-Çin ilişkilerinde ne kadar bir etkiye sahip olabileceği konusunda şüpheler var.

Biden yönetimi Çin’e karşı rekabetçi ve hatta çatışmacı çabaları ikiye katlarken, yeni bir büyükelçinin aday gösterilmesini zeytin dalı olarak görmek saflık olur. Aslında, Burns’ün zengin deneyimi ve bütün dünyadaki derin bağlantıları biden yönetiminin müttefik ve ortaklarını Çin’e karşı sefer etmesine yardım etmekte bir avantaj sağlayabilir.

Açıkçası Burns, ABD’nin politikasının Çin ile stratejik rekabet yönünde değişmesini uygun buluyor. Aspen Strateji Grubu’nun 2020’re yayınladığı “Güç Mücadelesi: 21. Yüzyılda ABD-Çin İlişkileri” kitabına yazdığı ön sözde, ekonomik, askeri, teknolojik ve ideolojik cepheleri Çin-ABD rekabetinin dört asıl alanı olarak saydı.

Ama Burns aynı zamanda Çin ile en iyi nasıl ilgilenmek gerektiği sorusunun güç bir soru olduğunu kabul etti ve “melez bir yaklaşım” önerdi: “Zorunda olduğumuz yerlerde Çin’le rekabet etmek, yapabildiğimiz yerlerde iş birliği yapmak.” Ayrıca Covid-19’un en kötü zamanlarında “iki kaplanı birleşmeye” çağırdı. Bu biden yönetiminin ilan ettiği Çin’e karşı “rekabet, çatışma ve iş birliği” yaklaşımına uygundur. Ancak bu üç boyutlu politika şimdi, “iş birliği” yönü şüpheli biçimde olmadığı için büyük ölçüde dengesiz görülüyor. Dolayısıyla, yeni bir büyükelçinin iki ülke arasında nasıl iş birliğini destekleyeceği ve güveni yeniden kuracağını görmek büyük bir merakla bekleniyor.