Bu yıl Türkiye-Çin diplomatik ilişkilerinin 50. yıl dönümü. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşu 1971 yılına uzanıyor. Son yıllarda ikili ilişkiler pek çok alanda hız kazandı. Çin ve Türkiye arasında ekonomiden ticarete, turizmden ulaşım projelerindeki iş birliğine kadar farklı alanlarda ortak projelere imza atılıyor.

Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Adıbelli, Çin-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 50. yıl dönümünü değerlendirdi.

1971 yılından bu yana Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin oldukça geliştiğine vurgu yapan Barış Adıbelli, “Türkiye Çin ilişkileri sanıldığı kadar yeni değil. Her ne kadar modern anlamda diplomatik ilişkiler 50. yaşında olsa da iki halk arasındaki ilişkiler binlerce yıl geriye gitmektedir. Türkler, Anadolu’ya göç etmeden önce Çin, Asya’daki kadim komşumuzdu. Tarihsel olarak Çin ve Türkiye aslında ortak kadere sahip ülkeler. Çok benzerliklerimiz var. İkisinin de kaderi birbirine benzemektedir. Biri Asya’da biri de Avrupa iki büyük imparatorluk kumuş haklarız. Her iki ulus 20. yüzyılda cumhuriyet rejimine geçti. Yine her iki ulus 20. yüzyılda emperyalizme karşı mücadele etti. Dolayısıyla Türkiye-Çin ilişkilerini 50 yıla hapsetmek doğru değil.” dedi.

2000’DE CUMHURBAŞKANI JIANG ZEMIN’E DEVLET NİŞANI VERİLDİ

Diplomatik ilişkilerin başlamasından bugüne kadar iki ülke arasında inişler çıkışlar olduğunu belirten Adıbelli, bunun uluslararası ilişkilerin doğasına uygun bir durum olduğunu, bütün dünyada ilişkilerin mükemmel yürümediğini, her ülkenin kendine göre bakış tarzı olduğunu söyledi.

2000 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Jiang Zemin’e devlet nişanı vermesinin iki ülke arasında yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu dile getiren Dr. Barış Adıbelli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

ASKERİ, EKONOMİK VE SİYASİ İLİŞKİLER GÜN GEÇTİKÇE GELİŞİYOR

“Gerçekten iki ülke aslında birbirine çok yakın ama birbirine muazzam yabancı ülkeler. Türk-Çin ilişkilerinde en önemli sorun iki ulusun birbirlerini çok iyi tanımamaları. O nedenle ilk olarak kültürel iş birliğinin artırılması lazım. Konfüçyus Enstitüsü Türkiye’de kuruldu. Aynı şekilde Yunus Emre Enstitüsü’nün de Çin’de entegre olmasını istiyoruz. Çünkü bu kurumlar üzerinden birbirimiz tanıyacağız.

Askeri, ekonomik ve siyasi ilişkiler gün geçtikçe gelişiyor, büyüyor. Son yılda grafiksel olarak bakarsak. O eğri hep yukarı gidiyor. Değişen bir dünya var. İkincisi, yükselen bir Asya gerçeği var. Üçüncüsü, yükselen bir Çin gerçeği var. Bunlar birbirinden ayrılmaz. Bu arada dördüncü olarak yükselen bir Türkiye gerçeği var, kendi bölgesinde. Dolayısıyla sadece değişen dünya değil, değişen bir jeopolitik iklim de var.

TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE KUŞAK VE YOL İNİSİYATİFİ’NİN ÖNEMİ

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, en önemli değişimin yansımalarından bir tanesi. 2017’de Beijing’deki zirveyi hatırlayalım. Üç konuşmacı vardı. Çin Cumhurbaşkanı, Rusya Devlet Başkanı ve Türkiye Cumhurbaşkanı. Şimdi buradan alışılıyor ki Çin, Rusya’yı ve Türkiye’yi çok önemsiyor. Çünkü Kuşak ve Yol İnisiyatifi üzerinden Batı’ya açılan iki önemli kapı var. Biri Rusya, biri Türkiye.

Türkiye, Çin’i ve Asya’yı Batı’ya bağlayan önemli bir kapı olduğu gibi aynı zamanda çok önemli jeopolitik bir köprü. Aynı şekilde Avrupa’yı ve Batı’yı Asya’ya ve Çin’e bağlayan önemli bir ülke. Dolayısıyla Çin için artan jeopolitik bir önemi var. Bunun yansımalarını da son dönemde hem askeri alanda, hem siyasi alanda hem de ekonomik alanda görüyoruz.

“ÇİN, YENİ DÜNYANIN EN ÖNEMLİ AKTÖRLERİNDEN BİRİ”

Dünya güç merkezi Asya’da ve Asya’da şekilleniyor. Dolayısıyla yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye de bu yeni dünyada yerini alacak. Bu yeni dünyanın en önemli aktörlerinden biri, Çin.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda gelecek, Asya-Pasifik’te belirlenecek. Geleceği belirleyecek ülkelerden bir tanesi Çin ise diğeri de Türkiye’dir. Tabii ki Rusya’sı, Hindistan’ı, Japonya’sı da var. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Hint-Pasifik stratejisi de var. Şimdi buna karşı harekete geçmekte de Türk-Çin ilişkileri oldukça önemli rol oynuyor.

Türkiye-Çin ilişkileri önümüzde dönemde umarım daha da iyi gelişir, pozitif anlamda gelişir. Tüm dünyada devletler arasında ayrımcılık artarken Türkiye-Çin ilişkileri hızlı bir şekilde ilerliyor. Ben Türkiye, Rusya ve Çin’in Avrasya coğrafyasında üçlü bir sinerji yaratabileceğini bekliyorum.”