İklim değişikliği, tüm ülkelerin karşısındaki ortak bir sınama. İklim değişikliği sorununun çözülüp çözülemeyeceği, yerkürenin hep birlikte korunup korunamayacağı, insanoğlunun kaderiyle sıkı sıkıya bağlantılı. Çin ile Türkiye’nin, yeni yükselen ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler olarak, iklim değişikliği konusundaki iş birliğini yoğunlaştırmaları, hem uygulamalar bakımından hem de tarihî açıdan büyük bir önem taşıyor.

Çin ile Türkiye, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi gibi uluslararası düzenlemelere aktif şekilde katılıyor ve ilgili çalışmalara önemli katkılar sağlıyor. İki ülke, iklim değişikliği ile ekonomik ve toplumsal sürdürülebilir kalkınma alanlarında benzer tutumlara ve geniş ortak çıkarlara sahip. Çin’in İklim Değişikliği Proaktif Stratejileri ile Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı, hedef ve içerik olarak birbirine çok yakın girişimler. Bu da her iki ülkenin iklim değişikliğine büyük önem verdiğinin ve küresel çevre yönetişimine sorumlu bir şekilde katıldığının bir başka göstergesi.

Küresel ekolojik medeniyetin önemli katkı sağlayıcısı ve öncüsü olan Çin, insan-doğa ortak yaşam topluluğunun oluşturulması yönünde sürekli çaba harcıyor. Çin, 2030 yılına kadar karbon emisyonunda zirveye ulaşarak, 2060 yılına kadar da karbon nötrlüğü elde etmeyi hedefliyor. Çin, karbon emisyonunda dünyadaki en hızlı düşüşe imza atmak ve dünya tarihinde gelişmiş ülkelerin harcadığı süreden çok daha kısa bir sürede karbon emisyonunda zirveden karbon nötrlüğüne adım atmak için ekonomik ve toplumsal açıdan derin ve kapsamlı reformlara ihtiyaç duyuyor. Tüm bu reformların Çin-Türkiye iş birliği için yeni alanlar açması bekleniyor.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 22 Nisan’da düzenlenen İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, insan-doğa ortak yaşam topluluğu konseptini ilk kez ortaya koydu. Tüm ülkelerin “ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluk” ilkesinde ısrarcı olması çağrısında bulunan Xi’nin konuşması, Çin’in küresel iklim ve çevre yönetişimine aktif şekilde katılma yönündeki kararlığını bir kez daha gösterdi.

Aynı zirvede hazır bulunan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmada, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmanın herkesin ahlaki ve vicdani görevi olduğunu vurguladı.

Erdoğan, benzer ekonomik seviyedeki ülkelerle eşit şartlarda olmak kaydıyla Türkiye’nin küresel iklim çalışmalarına katkı sunmaya devam edeceğini söyledi.

İki ülkenin söz konusu benzer tutumları, aynı zamanda çok sayıda gelişmekte olan ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki tavrını temsil ediyor. Her iki ülke de gelişmiş ülkelere, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele kapasitesinin artmasına yardım sağlamak için somut adımlar atma çağrısında bulunuyor.

Çin ve Türkiye arasındaki stratejik iş birliği, çok yönlü bir iş birliği niteliği taşıyor. İki ülke, temiz enerji, çevre kirliliğiyle mücadele, ekolojik turizm, bilimsel inovasyon, nitelikli personel eğitimi ve düşük karbonlu ve akıllı tarım gibi alanlarda büyük potansiyele sahip.

Çin Anhui Birinci Elektrik Santrali İnşaat şirketi tarafından inşası yürütülen EMBA Hunutlu Termik Santrali, Çin’in Türkiye’de gerçekleştirdiği en büyük doğrudan yatırım projesi konumunda. Her yıl Türkiye’ye 9 milyar kilovat saat elektrik sağlaması beklenen santral, sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın en ileri, en temiz, en güvenilir ve en çevre dostu elektrik üretim tesisi olacak. Çinli Tianchen Engineering şirketinin Aksaray’da yürüttüğü Tuz Gölü Yeraltı Doğal Gaz Depolama Projesi de bu konudaki bir başka örnek olarak anılabilir. Dünyanın en büyük doğal gaz yeraltı depolarından biri konumundaki proje kapsamında büyük miktarda tuzlu su, boru hatları vasıtasıyla onlarca kilometre ötedeki Tuz Gölü’ne gönderiliyor. Proje, sıfır kirliliğe yol açmakla sınırlı kalmıyor, aynı zamanda su miktarı her yıl azalan Tuz Gölü için de su takviyesi sağlıyor.

Çin ve Türkiye’nin ortak yatırımıyla kurulan Kalyon Güneş Teknolojileri Fabrikası, Çin ile Türkiye’nin Kuşak ve Yol’un inşası kapsamında yürüttüğü önemli bir ortak proje niteliğinde. İnovasyona dayalı iş birliğini yoğunlaştırmak, ekonomi, enerji ve sanayi alanlarındaki büyüme tarzını dönüştürmek, böylece ekonomik ve toplumsal açılardan sürdürülebilir gelişmeye destek sağlamak iki ülkenin de çıkarlarına uyuyor.

Bu yıl, Çin ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 50’inci yıldönümü. İki ülkenin iklim değişikliği alanındaki iş birliğinden giderek daha çok verim alınması bekleniyor. İki ülkenin küresel çevre yönetişimindeki deneyim paylaşımını yoğunlaştırması, güvenli, verimli, çevre dostu ve enerji tasarrufu sağlayan yeşil bir kalkınma yolunda birlikte ilerlemesi, bu sayede güzel ve temiz bir dünya oluşturulmasına katkı sağlaması bekleniyor.