CGTN / Rabi Sankar Bosu

İki yakın komşu ülke olan Çin ve Hindistan arasındaki diplomatik ilişkiler iki ülkenin Galwan Vadisi’ndeki Fiili Kontrol Çizgisi (LAC) üzerindeki sınır askerleri arasında 15 Haziran 2020 gecesi çıkan, 20 Hindistan ve 4 Çin subayı ile askerinin ölümüyle sonuçlanan sınır çatışmasından sonra (1975’ten bu yana ilk cay kaybı) kötüleşti. Hiç şüphe yok ki, Covid-19 salgını sırasında tartışmalı Çin-Hindistan sınır hattında devam eden çatışmalar, ikili ilişkilerin sorunsuz bir şekilde ilerlemesini engelledi.

Bu haliyle, “ölümcül sınır çatışmasının” çıkmasından bu yana iki ülke diplomatik ve askeri olarak, kendi çıkarlarına öncelik vererek sınır anlaşmazlıklarını ele almaya çalışıyor. 11 Şubat 2021’de gerçekleştirilen LAC boyunca geri çekilme, ikili ilişkilerde bir yıllık kötü tartışmalar ve farklılıklardan sonra bir bahar havası estirdi.

Sınırla ilgili sorunları çözmek için gereğinden fazla ikili anlaşmaya sahip olmalarına rağmen ve Hindistan ile Çin sınır muhafızlarının, Galwan Varisi, Pangong Tso Gölü gibi birçok anlaşmazlık noktasında uzun 2020 Nisan’ından bu yana, Himalayalar’daki belirlenmemiş sınır boyunca operasyonel ve taktik avantajlar elde etmek için uzun süreli anlaşmazlıkları saplanıp kalmış olmaları gerçekten talihsiz bir durumdur.

Galwan Vadisi çatışmasından hemen sonra, iki taraf sınır çatışmaları için birbirini, diğerinin toprağına girerek “egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal etmekle” suçladı. Çin, Hindistan’ın hareketini Ladakh bölgesindeki Galwan Vadisi’nde sahada gerginlikleri azaltma çabalarına aykırı “açık bir kışkırtma” olarak nitelerken, Hindistan silahlı kuvvetlerinin “Pangong Tso Gölü’nün güney kıyısındaki Çin Halk Ordusu hareketlerini önlediğini” iddia etti ve Çin askerlerini tek taraflı olarak sınır bölgesinde statükoyu değiştirmekle suçladı.

HİNDİSTAN İÇİN ÇİN İLE GÜÇLÜ İŞ, TİCARET, DOSTLUK VE KARŞILIKLI GÜVEN KURMA ZAMANI

Ladakh’da tartışmalı LAC’da iki şiddetli çatışma ile birlikte, Narendra Modi liderliğindeki Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP), Çin’e karşı bu açıklama ve eylemleri ilişkilerin derinleştirilmesine tamamen uyumlu değildir. Çin’i “yayılmacı” diye tanımlarken, Çin firmalarına ve sosyal medya uygulamalarına karşı Modi hükümetinin, refah içindeki ve askeri olarak güçlü Çin’e karşı koymak için bir dizi ekonomik yaptırım getirmek gibi sert önlemleri her iki tarafta ticareti ve insanların görüşünü etkiledi.

Sorun şudur, kötü biçimde çizilmiş Çin-Hindistan sınırındaki çatışmalar ve gerginlikler artmalı mı yoksa iki taraf sorunu çözmek için barışçı müzakereler mi yapmalı? Karşılıklı hayal kırıklıkları nedeniyle birbirini suçlamak statükoyu normale döndürebilir mi?

Neyse ki, Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ve Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Wang Yi’nin Moskova’da 10 Eylül 2020’de yaptıkları görüşmede benimsenen LAC boyunca askeri birliklerin geri çekilmesi ve gerginlikleri azaltması için yapılan 5 maddelik anlaşma sonunda Ladakh’daki Pangong Tso Gölü’nün kuzey ve güneyinde 11 Şubat 2021’de geri çekilme sürecine yol açtı.

Her iki ülkedeki bazı güvenlik uzmanları, medya uzmanları ve sosyal medyadaki yorumcular geri çekilmenin etkililiğini sorgulasa da bunun, iki açık müttefike uzun süreli bir çatışmadan rahatlama sağladığını ve birbirinin ulusal çıkarlarını gerçekten koruduğu kesinlikle söylenebilir. Bu haliyle geri çekilme bir zafer ya da yenilgi olarak görülmek yerine, sınır çatışmasından çok zarar gören Çin-Hindistan bağlarını tamir etmek için “karşılıklı saygı, duyarlılık ve çıkarlara” dayanan iyi bir çaba olarak görülmelidir. Şimdi, sınır anlaşmazlığı bir dereceye kadar azaltılmışken, Hindistan için Çin’le güçlü iş, ticaret, dostluk, karşılıklı güven ve halktan halka ilişkiler köprüsü kurmasının zamanı geldi.

Wang Yi, 25 Şubat’ta Hindistan dışişleri bakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde, sağlıklı ikili ilişkiler sürdürmek için daha iyi bir öneride bulundu. Wang, “Sınır sorunları Çin-Hindistan ilişkilerinin tamamı değildir ve ikili ilişkilerde uygun bir komuna taşınmalıdır.” dedi. Çin dışişleri bakanının yorumu, Çin’in bazı açık anlaşmazlıklara rağmen, Hindistan ile ilişkileri derinleştirmeye istekli olduğun gösteren cesaret verici bir mesajdır.

İKİ ÜLKENİN ÇATIŞMAYA DEĞİL, İŞ BİRLİĞİNE İHTİYACI VAR

Hindistan ticaret ve üretim sektörlerinin çıkarına, ikili ilişkiler sadece sınır anlaşmazlığı yüzünden engellenmemelidir. Tam şu anda iki ülkenin ihtiyacı olan şey, çatışma değil, iş birliğidir. Ama Hindistan hükümetinin kendi piyasasında Çin firmalarının çalışmasını azaltmak için aldığı kısıtlayıcı önlemler sadece bir kuruntu olacaktır.

Narendra Modi, 2014’te Hindistan başbakanı olduğundan bu yana Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump zamanında, Güney Çin Denizi dâhil, Hint-Pasifik stratejisi çerçevesinde Çin’i kontrol altına almak için ABD ile yakın bir iş birliği yürüttü. Hindistan’ın Quad diye bilinen Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na katılması, Modi’nin Çin’e karşı bir güç olarak Amerika’ya azimle kur yapmasından başka bir şey değildir. Bu haliyle, kendisi ayrıca yeni Biden yönetimini ile de ne pahasına olursa olsun geliştirilecek bir “stratejik ilişki” istemektedir. Ama acı gerçek şu ki, ABD, Hindistan’a ticaret ve iş sektörlerinde hiç müsamaha göstermiyor. Dolayısıyla, ABD gibi bir tekbenci bir yönetimin peşinden koşmanın hiçbir anlamı yok.

Ne yazık ki, Modi 2020’de Çinli firmaları Hindistan’da yasaklamak için hiçbir çabadan geri kalmadı, ama bu Hindistan’ın kalkınması için iyi bir şey mi? Hindistan, ABD’nin stratejik çıkarları için Çin ile ekonomik ilişkilerini öldürmemelidir. Trump yönetimi Hauwei’yi sadece 5G ve akıllı telefon işinde yasakladı, ama notebook’lar ve diğer düşük teknolojili ürünler dâhil diğer işlerde Washington Intel’in Huawei’ye yonga satmaya devam etmesini onayladı. ABD çok kurnaz; Hindistan onu izlememeli ve ulusal çıkarlarına zarar vermemeli.

21. YÜZYILDA KÜRESEL EKONOMİYE ÇİN VE HİNDİSTAN EGEMEN OLACAK

Modi yönetimi, bu yönetimin dış politikasını belirleyenler, medya ve akademi Çin mallarını boykot çağrısına ve Çin yatırımlarına kısıtlama getirilmesine rağmen, Çin’in 2020’de ABD’yi geride bırakarak Hindistan’ın en büyük ticari ortağı haline geldiğini aklından çıkarmamalı. Hindistan’ın Çin’le ticareti Covid salgınının yarattığı ekonomik krize rağmen geçen yıl 77,7 milyar dolardı. Çin ayıca Hindistan’ın ihracatını da küçük miktarda olsa da yüzde 11 oranında da artırdı. Geçen yıl Çin Hindistan’dan 19 milyar dolar değerinde mal aldı. Daha önemlisi, Çin şirketlerinin Hindistan’da iş yapmaya başlaması çok sayıda Hintliye iş imkânları sağladı.

Çin’in reform ve dışa açılma politikasının baş mimari Deng Xiaoping’in uzun zaman önce söylediği gibi, “Hiçbir gerçek Asya yüzyılı, Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler kalkınmadan gelmeyecektir.”

21. yüzyılda küresel ekonomiye Çin ve Hindistan’ın egemen olacağını hiç şüphe yok. İki ülkenin liderleri birçok kez aynı şekilde Hint “fili” ve Çin “ejderhası”nın birbirlerine tehdit oluşturmadığında anlaştılar ve ayrıca Asya ve dünyada hem Hindistan hem de Çin’in kalkınması için yeterince yer olduğunu söylediler. Bu haliyle, salgın sonrası dönemde, iki ülke için tek taraflı hareketler yapmak yerine, ikili ilişkileri, siyasi, kültürel, ekonomik-ticari alanların hangisinde olursa olsun önümüzdeki aylarda yeni bir düzeye çıkarmak için iş birliği içinde çalışmak hayati öneme sahiptir.