CGTN / Siddharth Chatterjee

Çin, Birleşmiş Milletler’in (BM) mimarlarından ve 1945’te San Francisco’da BM Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülkelerden biriydi. Ama ancak Ekim 1971’de Qiao Guanhua başkanlığında bir Çin heyeti ile birlikte, Çin’in BM’de temsili yeniden başladı. O zamandan beri BM, dünya tarihindeki en büyük sosyoekonomik gelişme dönemlerinden birine ulaşmasında Çin’e tanık olma ve destekleme ayrıcalığına sahip oldu.

Şimdi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) BM’de meşru konumunu yeniden kazanmasının 50. yıl dönümü ve ben bu yıl başında üstlendiğim BM’nin (Çin) yerleşik koordinatörü olmaktan gurur duyuyorum. Yakın zamanda Çin’e geldiğimde, 5 bin yıldan eski uygarlığın zengin dokusunu daha yeni anlamaya başlamışken BM, Çin’deki reform ve dışa açılmadan bu yana meydana gelen köklü ekonomik ve toplumsal gelişmelere tanık olma ayrıcalığına sahip olmuştu.

Yarım yüzyıllık bir iş birliğini kutlarken, doğal olarak bir soru akla geliyor: BM ve Çin’in önünde şimdi hangi yol var?

Bu önemli bir soru, çünkü Çin ve dünya hayati bir yol ayrımında; Covid-19 salgınından zar zor çıkmışken ama birçok ülke halen zorluk içinde mücadele ederken, rekor kıran sıcak havalar, yangınlar, fırtınalar ve diğer felaketlerle, iklim değişikliğinin tehditleri göz önündeyken, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SDGs) başarmak için “Eylem On Yılı” içinde yılları sayarken Çin’in geçen on yıllardaki standart belirleyici liderliği önümüzdeki yıllarda daha da büyük şeyleri başarabileceğimize inanmamı sağlıyor.

ÇİN’İN REKOR KIRAN EKONOMİK GELİŞMESİ

1978’de, Deng Xiaoping’in reform ve dışa açılma politikası, örneğin İnci Nehri Deltası’nda bir balıkçı köyüyken tek bir nesil içinde uluslararası bir araştırma ve yenilik merkezine dönüşen Shenzhen örneğinde görüldüğü üzere, ulusu dönüştürmeye başladı. 1979’da Çin, BM’den kalkınma yardımı kabul etmeyi ve BM’nin yoksulluğu ortadan kaldırma ile endüstriyel ve tarımsal büyüme konusundaki uzun deneyiminden öğrenmeyi seçti.

O zamandan bu yana geçen 40 yıldan uzun dönemdeki Çin’in başarısının mucizeden aşağı kalır yanı yok. Bu zaman içinde Çin 750 milyon kişiyi mutlak yoksulluktan kurtardı, kamu sağlığı ile eğitimine, insan sermayesine yatırım yaptı ve böylece ekonomik verimliliğe katkıda bulunan mutlu ve sağlıklı bir iş gücünü mümkün kıldı. Ayrıca yabancı yatırımlar, kaynak yoğun üretim, ucuz emek ve ihracata dayalı bir büyüme modeline dayanarak, dünyanın üretim merkezi haline geldi ve 1979’da 180 dolar olan kişi başına Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nı (GSYİH) bugün inanılmaz bir miktara 12 bin dolara çıkardı.

Bu gelişmenin işaretleri sadece istatistiklerde değil, aynı zamanda hayatın gündelik yönlerinde de açıkça görülüyor. Bütün Çin boyunca şimdi her yerli hem de yabancı lüks markaların bulunduğu gösterişli mağazalarla birlikte, bir piyasa ekonomisinin klasik örneklerine rastlanıyor. Bunların, her ne kadar bu da benim ara yollarıyla kalabalık bir mahalle, gıda pazarının dar yollarıyla ve başlarının üzerinde Çin yazıları bulunan yaşlı adamların parklarda tahta oyunları oynadığını severek hatırladığım bir şey olsa da Hindistan’da doğum yerim Kalküta’daki Chinatown’da genç bir oğlan olarak büyürken gördüklerimle hiçbir alakası yok. Örneğin, 1980’lerin başında Beijing’de yenen tek sebze lahanaydı. Çin’deki BM Kalkınma Ajansı’nın yardımı ile piyasalarda bulunan sebzeler arttı bu da yerel sebzelerin çeşitlenmesini ve brokoli gibi yurt dışından yeni sebzelerin Çin’e girmesine destekledi.

Bu sarsıcı başarı devam etme yolunda. Çin’in kişi başına GSYİH’sinin 2025’te, alım gücüne göre düzenlenen haliyle, iki katından fazla artarak 25 bin dolara çıkacağı tahmin ediliyor. Uluslararası Para Fonu, Çin’in yükselen ekonomisinin 2025’e kadar dünyanın kişi başına gelir sıralamasında 56 ülkeyi geride bırakacağını öngörüyor.

BM sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri danışmanı ve Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Müdürü Profesör Jeffrey Sachs gibi bir otorite, Çin’i salgını durdurma ve yoksulluğu sona erdirme konusunda bir “ilham kaynağı” olarak tanımladı.

Bu ilerleme salının küresel ekonomiye vurduğu darbe düşünüldüğünde daha da dikkate değer. Çin’in bu cephedeki cömertliği ve liderliği takdire şayan. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Beijing’de düzenlenen 9. Barış Forum’unda yaptığı konuşmada, “Covid-19 salgınıyla mücadele etmek için ‘Büyük Bağışıklık Duvarı’ kurmaktan” söz etti. Gelişmenin bu aşamasındaki her ekonomide olduğu gibi, sürekli yüksek büyüme çabası doğal sınırlarına ulaşıyor ve Çin yeni ekonomik, toplumsal ve çevre sorunlarıyla karşılaşıyor.

2030 GÜNDEMİ VE ÖTESİ İÇİN YENİ ÖNCELİKLER

BM, SDG’lerine 2030 yılında ulaşılması gerekiyor ve biz şimdi “Eylem On Yılı” içindeyiz. Bu kritik kavşakta üç yakın iş birliği alanı görüyorum.

İlk olarak, yeni bir sürdürülebilir kalkınma modeli. Hükümet daha yavaş ekonomik büyümeyi “yeni normal” olarak kabul ediyor. Değişen nüfus, emek ve yatırım gerçekleri Çin’e gıda güvenliği, yaygın eşitsizlikler ve genel sağlık bakımında maliyet etkinliği alanlarında yeni engeller çıkarıyor.

Çin’in Xiaokang sonrası toplumda SDG’leri başarmak ve kimseyi geride bırakmamak için hızlı genişlemenin miraslarıyla ilgilenerek, eşit ve kapsayıcı ilerlemeyi sırtlanacak yenilikler ile hizmetleri benimsemesi gerekiyor. İkinci olarak, iklim değişikliği. Çin büyük nüfusu ve ekonomisinin sonucu olarak, dünyanın en büyük karbon dioksit salıcısı ve küresel salımın dörtte birinden sorumlu. Bu kalkınma modelinin çevre maliyetlerini anlamış olan Cumhurbaşkanı Xi Jinping Çin için karbon salımlarını 2030’da zirveye çıkarıp 2060’da karbonsuzluğa ulaşma gibi cesur bir hedef belirledi. Bu devasa başarı Çin ekonomisinin çalışma biçimi ve nüfusunun günlük yaşama biçiminde büyük bir dönüşümü gerektirecektir. Yatırımlar ve teknolojilerde sismik değişiklikler yapılması gerekecek.

Üçüncüsü, çok taraflılık. Çin küresel zorluklarla mücadele için çok taraflı çabaları destekliyor. Çin’in SDG’lere büyük ölçüde katkıda bulunmak ve kendisini uluslar topluluğunun istisnai bir üyesi olarak konumlandırmak için iradesi, bilgisi ile kaynakları var.

Bugün Çin, BM barış gücü bütçesine en büyük ikinci katkıyı yapan ülke ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyelerinden daha fazla BM’ye barış gücü için asker gönderiyor. Çin ayrıca SDG’ler ve Paris Anlaşması için gereken uzlaşmanın şekillendirilmesinde de hayati bir rol oynadı. Gelecekteki çabaların aşıya ulaşılmasını artırma, düşük gelirli ülkelere borç yardımı verme ve altyapı ile iklim çabalarının sürdürülebilir finansmanını sağlayacak girişimleri vurgulaması gerekiyor.

ÇİN VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

Çin’deki BM ailesi Çin’in vizyonu ile uyum içinde. 2030 Gündemi ve son zamanlarda üzerinde anlaşma sağlanan “Ülke Çerçevesi”, geçmişin kazanımlara dayanmanın planlarıdır.

Bu “Eylem On Yılı”nda SDG’leri başarmak için BM bu isteği destekleyebilir ve Çin’in kalkınma deneyiminden diğer ülkelerin, özellikle de Afrika’dakilerin Güney-Güney İş Birliği ruhu içinde yararlanmasında paydaşları toplayıp, bağlantı içine sokup hareketlendirebilir.

Dünya salgınla uğraşırken. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Mücadele ederek toparlanmak için çabalarken, birçok uzun zamandır devam eden varsayımları yeniden incelemek ve bizi yanlış yola sokan yaklaşımları yeniden düşünmek zorundayız. Ayrıca ulusların iş birliği yapma biçimlerini de yeniden düşünmeliyiz. Salgın güçlendirilmiş ve yenilenmiş çok taraflılığa duyulan ihtiyacı vurguladı.” dedi.

Bu ekim, BM ve Çin ilişkilerinin 50. yılını kutluyor. Çin ile BM yeniden hayal edecek, yenilenecek, canlandıracak, sıkı ve gündelik çalışmalarına devam edecek ve kendilerini Çin ile bütün dünya için kalıcı refahı yaratmaya adayacaktır.