CGTN / Bobby Naderi

Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki geçen yıllara göre en düşük seviye de seyreden ilişkilerin hızlı bir şekilde yenilenmesi umudu zamansız görünüyor. İleride daha çalkantılı zamanların geleceğinden hiç şüphe yok.

Uluslararası gözlemciler, üst düzey Çinli yetkililer ile Biden yönetimindeki muadilleri arasında Alaska, Anchorage’da gerçekleşen gergin görüşmeden sonra ikili ilişkilerin daha da gerilebileceğini söylüyor. Üst düzey stratejik diyalog, ekonomik devlerin, temel ilişkilerinin dinamiklerini değerlendirmek için ilk yüz yüze fırsatları oldu. Burada illüzyon yok. İki günlük görüşmeler “samimi, yapıcı ve faydalı”ydı, ancak yine de farklılıklar, gerçekten de uyumsuz stratejik hedefler var. Çin ile ABD, ticaret ve ekonomik anlaşmazlıklardan medyaya ve skolastik kavgalara, Güney Çin Denizi’ndeki jeopolitik parlama noktalarından Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile Birleşmiş Milletler’deki (BM) ağız dalaşlarına ve kamu önündeki kavgalara kadar çeşitli alanlarda gerginlik yaşıyorlar.

Gözlemciler suçlayabilir, gerekçeler verebilir ve hatta mazeretler sunabilir. Yüzleri morarana kadar bağırabilirler. Ama sonuçta, iki ülke arasında var olan sosyal, kültürel, politik, ideolojik ve yapısal farklılıkları ve günümüz jeopolitik kavgalarını ve tartışmalarını güçlendirmede oynadıkları rollere kabahat bulmamak cahilce bir harekettir.

İşte gerçek; Çin ile ABD aynı bölgeden gelmiyor. Dünyayı farklı bir şekilde ve kendi doğal felsefeleriyle, kendi temel, varoluşsal ve normatif önermelerinin yanı sıra kendi değerleri, duyguları ve etikleri ile görürler. Bu farklılıklar her iki ülkeyi de diğerinden daha iyi ya da daha kötü yapmaz. Ayrıca, ortak çıkarları veya paylaşılan değerleri olmadığı anlamına gelmezler. Bu dünya görüşünün, bu ebedi farkın ve Çin ile ABD arasındaki ayrımın dalgalanmamasının iyi bir nedeni var; değişmezdir. Bu, iç politikanın hiç önemli olmadığı anlamına gelmez, fakat herhangi bir üst düzey görüşmede veya devam eden görüşmelerde esas ilişkide bir sıfırlamanın anahtarı, farklılıklarına bakmaları, onları bilgilendirmeleri ile saygı duymaları ve idare etmeleri gereken üst düzey diplomatlardır.

Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Siyasi Bürosu Üyesi ve Dış İlişkiler Çalışma Komitesi Genel İşler Ofisi Başkanı Yang Jiechi ile Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin iki günlük oturum sırasında tam da bunu yapmış olması garip bir gerçek. İkili ilişkiler ve yapısal farklılıkları ele alırken “karşılıklı saygının” ve zararlı aşırılıklardan kaçınmanın önemini vurgulamakta hiç zaman kaybetmediler.

Belki de Çinli diplomatlar saygısızlık edilmek ve yanlış anlaşılmak istemiyorlardı. Onlar kısa süre sonra ABD’li muadilleri Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın kendi tecrit markalarına sahip başka bir evrenden olduklarını öğrendiler. Farklılıkların varlığını kabul etmek ve bunları dostane bir şekilde çözmek için orta yolun güvenliğini bulmak yerine Amerika’nın Doğu Asya ve Batı Pasifik’teki ayak oyunlarını geçerli yapmak umuduyla aşırılıkların dengesizliğine giderek gerçeklerden haberleri yok gibi görünüyordu.  

REKABETİ SINIRLAR İÇİNDE TUTMAK

Üst düzey Amerikalı diplomatlar, müdahaleci iddialar ile içgüdüleri bırakmada isteksiz, temel ilişkiyi yeniden kurmanın hassas sürecini tartışmak, yapısal farklılıkları bölümlere ayırmak ve kontrol altına almak için kesinlikle hazırlıksız, görünürde kendini beğenmiş ve güçlü bir konumda toplantıya girdiler.

Bu perspektiften bakıldığında, sert görüşmede müdahaleci dünya görüşlerini güçlendirmeye yönelik umutsuz arayışlarının çöküşü bu yanlış mesajın -Çin’in, “ABD öncülüğündeki kurallara dayalı uluslararası düzene” saygı duyana kadar karşı karşıya kalınması ve kontrol altına alınması gerektiği ve uzlaştırmanın, müşterek bir şekilde bir arada var olmanın ve hatta meseleler üzerinde kapsamlı iş birliğinin reddedilmesinin- içinde ​​bulunuyordu.

Başkan Joe Biden’ın, bir gün sonra Blinken ile gurur duyduğunu dile getirmesi şaşırtmadı. ABD ile Çin’in ekonomik çıkarlarının örtüştüğü alanlar var ve Biden hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından Amerika’nın en büyük rakibine karşı katı bir yaklaşım benimsemesi için yoğun baskı altında bulunuyor. Bu verimsiz mücadele dinamiği çok ileri gitmeden önce, Washington’daki dış politika kurumu neyin satacağının değil neyin doğru olduğunu anlamalıdır. Çin ile ABD’nin farklı tarih ve kültürlere sahip olabileceğini ve ortak çıkarlarının örtüşebileceğini, ancak düşman olmadıklarını kabul etmeleri gerekir; onlar çeşitli alanlarda ortaklardır.

Biden’ın Çin’e katı yaklaşımı, Anchorage görüşmelerinin ardından ilişkilerde bir sıfırlama olasılığının tümünün masadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bunun anlamı, ABD askeri ve dış politika kurumunun sürecin başlaması için söylemlerini hafifletmesi gerektiğidir, daha az değil, ticaret etkileşimi ve ekonomik entegrasyonla.

Uzun süredir bunun içindeler. İki taraf, bu yılın sonlarında bir Xi-Biden zirvesi için zemin bile hazırlayabilir. İki lider hem gereksiz çatışmalardan kaçınmak hem de Covid-19 salgını, iklim değişikliği ve küresel ekonomik iyileşme gibi küresel konularda iş birliğini kolaylaştırmak için rekabeti sınırlar içinde tutmak adına ortak çıkarlar görüyor.