“Çin uzmanlığı” ülkemizde son yıllarda sık kullanılan bir kavram. Belki “Çin’i araştıran akademisyenler” demek daha doğru olabilir; zira bir ülkenin uzmanı olmak farklı disiplinlerde yetkin olmayı gerektiriyor. “Çin’i araştırmak” deyince de aklıma ilk olarak tarihçiler Prof. Dr. İsenbike Togan ve Prof. Dr. Ahmet Taşağıl geliyor. Yılların içinden süzülen birikimleri ve uzayan bir ağaç gibi yükselen eserleriyle öne çıkıyorlar. 20. yüzyıl Çin toplumsal tarihi üzerine çalışan Arif Dirlik, Çin ekonomisine yoğunlaşan Fatih Oktay da aklıma hemen gelen diğer isimler. Fatih Oktay’ın bir Türk akademisyen tarafından kaleme alınmış en kapsamlı ve özgün Çin kitabının sahibi olduğunu söylemek yanlış olmaz. “600 sayfalık Çin: Yeni Büyük Güç değişen Dünya Dengeleri” adlı kitaba halen raflarda rastlamak mümkün. Doç. Dr. Kerem Gökten’in Afyon Savaşı’ndan günümüze Çin’in dönüşümünü incelediği “Çin Yüzyılını Anlamak” da Çin’i merak edenler için bir başucu kitabı.

“KLAVYE UZMANLARI”

Günümüzde özellikle sosyal medyada “Çin uzmanı” olduğunu iddia edenleri görünce katılmadığım görüşleri olsa da bu isimlerin değeri gözümde daha da artıyor. Yukarıda ismi geçen akademisyenleri sosyal medyanın “Çin uzmanlarından” ayıran en önemli fark sosyal medyada görünme telaşında olmamaları. Fark edilmek için ergenler gibi “zıpırlık” peşinde değiller. Ebediyete göçen Arif Dirlik dışındakilere uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.

Bir süre önce Çin “uzmanlarından” biri hakkında yazmıştım. Tabii ki kişisel bir meselem yok, görüşlerini eleştirmiştim. Profesör unvanlı akademisyenden yanıt olarak sosyal medya hesabından “benden bahsediyorlar”, “beni yazmışlar” çığlığı geldi. İkinci yazıdan sonra “linç” edildiğini iddia etti. Eleştirilere bir yanıt yoktu. Ben de ismini kullanmamayı tercih ettim. O da üçüncü bir ülkenin “prizmasından” Çin’i ve Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) hedef almayı sürdürdü.

“PES” DEDİRTEN TAKINTI

Sosyal medya hesabında son yazdıklarından sonra söz konusu “akademisyenin”, “Çin hakkındaki görüşleri” diye aktardığının aslında Çin hakkındaki “takıntıları” olduğunu düşünmeye başladım. Zira akademisyenimize göre, “Bugün eve kapanmamız ve hayatımıza devam etmemiz arasındaki önemli farkı aşı çizdi. Çin devleti çizdi.” Şimdilik “pes!” demekle yetinelim. Çin “uzmanı” akademisyenimizin aşı görüşmeleriyle ilgili hangi özel bilgilere sahip olduğunu bilmiyoruz. Ancak Çin’in 80 ülke ve 3 uluslararası örgüte aşı yardımı sağladığını hatırlatalım. Çin, 40’tan fazla ülkeye de aşı ihraç ediyor. 10 kadar ülke ile de aşı geliştirme ve üretme konusunda iş birliği yapıyor. Söz konusu akademisyenin “ileri” kabul ettiği ülkelerde ise “aşı yardımından” bahseden yok. Ayrıca ülkemizde alınan açılma kararlarını, kongreleri ve cenaze törenlerini izleyen vaka ve can kaybı sayısının artmasında Çin’in nasıl bir sorumluluğu olabilir?

Aynı akademisyen hiç gitmediği Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde sözde “toplama kamplarının” arttığını söylemişti. Bu konuda yalnız değil. Dünya gazetesi yazarı Zeynep Gürcanlı’ya göre, “Çok uzaktaki Çin bile Türkiye’yi hem olası krediler, hem yatırım sözleri, hem de aşı üzerinden sıkıştırıyor”. Gürcanlı, iktidarı eleştirmek uğruna hiç gitmediği bir bölge hakkında Batı’nın yalanlarına sarılıyor.
Akademisyenler ve gazeteciler olgulara dayanmalı; akademisyenler ülkeleri bilimsel yöntemlerle incelemeli ve en önemlisi işleri algı oluşturmak olmamalı.

Kamil Erdoğdu