Tam beş yıl önce bugünlerde Türkiye bir “seri katil” vakasıyla çalkalanıyordu. Üç yıl içinde Ankara ve İstanbul’da üç kişiyi öldürmekle suçlanan Atalay Filiz adlı 30 yaşındaki bir zanlı uzun süre değişik kimliklerle saklanarak ve çeşitli işlerde çalışarak polisten gizlenmeyi başarmış, son cinayetinin ardından kamuoyunda yoğun heyecan yaratan bir takip sonucu İzmir-Menemen’de yakalanmıştı. Filiz’in yakalanmasından sonra İzmir Emniyet Müdürü basına yaptığı açıklamada, “gayet zeki ve neşeli bir delikanlı olduğunu, çok rahat göründüğünü ve yaptıklarından sonra pişmanlık duymadığını” belirtmişti.

Atalay Filiz, üst-orta sınıf bir ailenin Galatasaray Lisesi mezunu oğluydu, dört dil biliyordu. Üniversite eğitimine Paris’te devam etmiş, bu sırada tanıştığı Rus bir kız öğrenciyle, Olga’yla sevgili olmuş ve Paris’te başlayan bu ilişki Türkiye’de işlenecek cinayetle sonuçlanmış, maalesef devamı da gelmişti.

Tuhaf davranış ve istekleri nedeniyle dikkat çekmeyi ve sansasyon yaratmayı sürdürdüğü yargılama sonucunda Atalay Filiz’e, kasten adam öldürme nedeniyle üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Lise öğretmenleri ve arkadaşları onun hakkında, “Çok akıllı bir çocuktu, lise yıllarında dahi tek başına çöle bıraksanız bir yolunu bulup hayatta kalıp geri dönebilecek karakterde ve azimde bir çocuktu. Issız bir ormana bıraksaydınız orada ağaç kabuğu yiyerek hayata tutunabilirdi.” gibi şeyler anlatıyordu.

POLİSLİKTEN YAZARLIĞA: A Yİ

Doğrusu, uluslararası arenadaki ününü giderek artıran Çinli yazar A Yi’nin 2012’de yayımlanan ilk romanı “Kusursuz Cinayet”i okuduğumda, kimi ayrıntılar dışında Atalay Filiz’in “hikâyesini” okur gibi oldum. Eğer “Kusursuz Cinayeti” beş yıl önce okumuş olsaydım, Filiz’in de bu romanı okumuş ve etkilenmiş olduğunu düşünürdüm. A Yi’nin üniversite öğrencisi katili ile Atalay Filiz birbirlerine fazlasıyla ve şaşırtıcı biçimde benziyorlar.

Giray Fidan’ın çevirisiyle 2019’da Çınar Yayınları’ndan çıkan “Kusursuz Cinayet”in 1976 doğumlu yazarı A Yi, eski bir polis. Bu meslekte beş yılını geçirdikten sonra istifa etmiş ve bir edebiyat dergisinin genel yayın müdürü olarak çalışmaya başlamış. Halen Beijing’de yaşıyor ve suç öyküleri yazmayı sürdürüyor.

186 sayfalık roman, arka kapağındaki tanıtım cümlelerinden öğrendiğimiz üzere “Bir psikopatın zihnine ürpertici bir yaklaşım” olarak tanımlanmış ki, katılmamak elde değil. Amcası ve yengesiyle, artık çok az insanın kaldığı bir askeri akademi yerleşkesinde yaşayan, yengesinden nefret eden genç öğrenci, okul arkadaşı Kong Jie adlı genç kızı, görünürde hiçbir neden yokken önceden tasarlayarak vahşi biçimde öldürüyor ve kaçmaya başlıyor. Sahte bir kimliği, biraz parası var ve Çin’de birkaç kente gidiyor.

Roman, cinayetin işlenmesinin ardından polisin takibe başlaması, katilin otellerde ya da doğada bulduğu yerlerde saklanmaya çalışması, sürekli yer değiştirmesi, yakalanması, yargı safhası, cezaevi ve ölüm cezasına çarptırılması kesitlerinde, gerçekten sıra dışı bir katilin zihninde yolculuk yapmamızı sağlıyor. Giray Fidan’ın dört dörtlük çevirisinin de büyük katkısıyla gerçekleşen ürpertici ve bir yandan da polisiye edebiyatın heyecanını, suç-cinayet serüvenlerini katilin gözünden izlemenin karanlığını içeren bir yolculuk bu.

KATİLİN ZİHNİNE YOLCULUK

Atalay Filiz’in “zihninde” yolculuğa çıkmaya yeltenmek niyetinde değilim ama örneğin A Yi’nin katilin zihninden aktardığı şu cümleler, paralellik kurmaya oldukça uygun gibi görünen onlarca ayrıntıdan yalnızca biri:

“Kong Jie’yi neden öldürdüğüme dair gizem halktan büyük ilgi görmüştü. Spekülasyonlar insanlara akranlarından daha zeki olduklarını kanıtlamaları için bir fırsat sağlamıştı. Tartışmalar çok canlıydı. Hiçbir şey kesin olarak kabul edilmiyordu. Bazıları mektuplarımı ve ders kitaplarımda karalanmış notlarımı okuyor, diğerleri sınıf arkadaşlarım, öğretmenlerim ve akrabalarımla röportaj yapıyordu. Ama konu bunu neden yaptığıma geldiğinde onları hayal kırıklığı duygusunda birleştiriyordum. Ne de olsa bütün kartları elime tutuyordum, neden biraz daha onlarla oynamasaydım ki? Bu diğer mahkumları da kıskandırıyordu.” (s. 121)

Çin’de polisiye edebiyatın, tıpkı sinemada olduğu üzere çok köklü bir geçmişi yok; bununla birlikte her iki alanda da son 10-15 yılda az ama öz ve sağlam adımlar atıldığını söylemek mümkün. A Yi, bu türün ustalarından, dünya çapında kabul görmüş isimlerinden biri. Dilerim diğer yapıtlarını da dilimizde okuma fırsatı buluruz.

Tunca Arslan