Global Times / Liu Zhongmin

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), son yirmi yıldır Orta Doğu’daki baskın güçtü. ABD, bölgede bir dizi ayaklanma olarak ilk kez Tunus’ta başlayan “Arap Baharından” bu yana, iktidardaki düşüşünün Irak Savaşı’ndan kaynaklanabileceği olasılığını düşündü. ABD’nin Orta Doğu’ya olan bağlılığı o zamandan beri önemini kaybetti ve Washington için daha fazla zorluk çıkardı ama bu arada Orta Doğu’ya daha fazla yatırım yapmak konusunda isteksiz olsa da, bölgedeki liderliğini korumak istiyor. ABD daha sonra Orta Doğu’ya silah satarak kâr etti ve giderek daha faydacı hale geldi.

Orta Doğu barış süreci müzakerelerini kolaylaştıran başlıca taraflar olarak Avrupa Birliği (AB), Rusya, Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD’den oluşan Dörtlü, Amerikan tek taraflılığının İsrail-Filistin sorununun çözümünü zorlaştırması nedeniyle adeta felç oldu. İsrail-Filistin çatışması, kısmen Trump döneminin kalan karmaşasıdır. Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı, konuyla ilgili temel uluslararası mutabakatı neredeyse altüst etti.

Bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlık iddiasını kabul eden BM’nin 242 (1967) sayılı kararının İsrail-Filistin çatışmasının çözümünün temeli olduğunu belirtmekte fayda var. Çin, bu karar temelinde tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını da destekliyor. Çin’in Orta Doğu’da ABD ile rekabet etme niyeti yok. Çin birçok uluslararası konuyla giderek daha fazla meşgul oluyor veya yapıcı bir rol oynamaya istekli, ancak kimseye meydan okumak istemiyor. Çin’in Orta Doğu’daki faaliyetleri daha çok enerji arzı, sanayileşme ve Kuşak Yol İnisiyatifi’nin teşviki gibi ekonomik ve ticari kalkınma ile ilgilidir.

Bununla birlikte Çin’in bölgeye ilgisi, Orta Doğu’da ABD’nin bıraktığı hiçbir boşluğu doldurmak anlamına gelmez. Beijing, Orta Doğu meselelerine rekabetçi veya jeopolitik amaçlarla katılırsa, bölgenin istikrarına ve kendi çıkarlarına zarar vereceğinin tamamen farkındadır.

ÇİN, FİLİSTİN İLE İSRAİL ARASINDAKİ SORUNUN ÇÖZÜMÜNDE BARIŞÇIL BİR ROL OYNUYOR

Washington’ı Orta Doğu’daki çatışmaların barışçıl çözümüne arabuluculuk etmek için artık çok az nedeni var. ABD Başkanı Joe Biden, Orta Doğu meselesi BM gibi çok taraflı bir mekanizmaya dâhil olduğu sürece Washington’ın her taraftan baskı göreceğini çok iyi biliyor. Washington artık Filistin-İsrail ihtilafına çözüm getirebilecek kapasiteye sahip değil ve yerinde sağlam bir planı da yok. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın salı günü başlayan bölge ziyaretinin sadece sınırlı etkileri var.

Çin, Filistin ile İsrail arasındaki sorunun çözümünde çoğunlukla ikna edici ve barışçıl bir rol oynuyor. İsrail ile “yenilikçi ve kapsamlı bir ortaklık” kurulması ve Filistin ile uzun süredir devam eden bir dostluk dâhil olmak üzere birçok Arap ülkesiyle dostane ilişkiler kurmuştur. Bu sayede hem İsrail hem de Filistin ile konuşabilmektedir. Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, 17 Mayıs’ta mevcut İsrail-Filistin ihtilafında barış için dört maddelik bir teklif sundu.

Çin, tüm taraflarla başa çıkma yeteneğiyle Filistin-İsrail çatışmasının çözümüne katılma konusunda açık bir avantaja sahip. Tarihsel olarak Orta Doğu’da herhangi bir ihtilafa karışmamıştır. ABD’nin yaptığı gibi İsrail’i de desteklemiyor. Sömürgecilik ve hegemonyanın “tarihsel sorumluluğuna ” sahip değildir. Çin’in Orta Doğu’daki tüm taraflarla uluslararası toplumun bir üyesi olarak gücünü kullanması için iyi bir temel sağlayan uzun bir dostluk geçmişi vardır. Çin ve İran mart ayında, ticaret dâhil bir dizi alanda kapsamlı iş birliğini geliştirmek için 25 yıllık bir anlaşma imzaladı. Çin ayrıca, Sudan ve Afganistan gibi sıcak nokta sorunlarına dâhil olduktan sonra uluslararası meselelerle başa çıkma konusunda biraz deneyim kazandı.

Beijing’in Orta Doğu konusunda Washington’la iş birliği yapmak için hâlâ nedeni var ve çatışmayı sona erdirmek için alınacak temel önlem, BM çerçevesi altındaki çok taraflılıktan geçiyor. Washington, Orta Doğu meselelerine gittikçe daha az dâhil olurken, bazı Batılı medya kuruluşları bu anlatıyı yaratmaya çalışıyor; Çin’in Afganistan sorununu ve Filistin-İsrail çatışmasını çözmeye katılımı ABD ile rekabet etmeyi amaçlıyor. Bu, dikkat etmemiz gereken bir tuzaktır.