CGTN / Andrew Korybko

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni bir nükleer enerji projesinin başlatılmasına tanık oldukları yılın ilk sanal toplantısını 19 Mayıs’ta yaptılar. İki taraf, Tianwan ve Xudapu nükleer enerji santrallerinde ortaklaşa dört nükleer reaktör inşa edecek. Bu stratejik ortaklığın gücünü simgeliyor. Bu yıl aynı zamanda İyi Komşuluk ve Dostluk İş Birliği Anlaşması’nın 20. yıl dönümü.

Çin-Rusya Stratejik Ortaklığı, ikili iş birliğinin tüm boyutlarını içermektedir. Buna askeri, uzay, finans, yatırım, ticari, hidrokarbon ve kurumsal-bütünleşme (BRICS, SCO ve Avrasya Ekonomik Birliği ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi arasındaki sinerji) dâhildir. Dünya yavaş yavaş Amerika Birleşik Devletleri (ABD) önderliğindeki kısa dönem tek kutupluluğundan kaçınılmaz çok kutuplu geleceğe geçiş yaparken, Çin ile Rusya birlikte yol gösteriyor ve dünyanın geri kalanı için olumlu bir örnek oluşturuyor.

Her iki büyük gücün de şu anda kendilerini ABD tarafından yürütülen yoğun baskı kampanyalarının kurbanı olarak bulduğu düşünüldüğünde stratejik ortaklıkları her zamankinden daha önemli. Amerika, iki ülkeyi kontrol altına almaya çalışmaya, sözde “denizcilik özgürlüğü” operasyonları ve Ukrayna’da ABD destekli EuroMaidan darbesi yoluyla sırasıyla Güney Çin Denizi ile Doğu Avrupa’da yaklaşık olarak 2013-2014 yıllarında başladı. O zamandan beri ABD, bu çevreleme kampanyalarına yalnızca para yatırdı.

Bugünlerde ABD, Rusya’nın hemen eşiğinde Orta ve Doğu Avrupa’daki askeri varlığını ikiye katlarken, Çin’i Asya’daki QUAD denilen yolla, Avustralya, Hindistan ve Japonya üzerinden köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump, bugüne kadar halefi Joe Biden altında da devam eden Çin’e karşı şiddetli bir ticaret savaşı başlattı ve her iki Amerikan lideri de Rusya’ya karşı giderek büyüyen yaptırım listelerini genişletti. Bunlara ek olarak ABD, ortaklarına da onlarla bağlarını kesmeleri için baskı yapmaya çalışıyor.

DÜNYADA TAMAMEN FARKLI İKİ ULUSLARARASI İLİŞKİ MODELİ MEVCUT

Sonuç, Doğu Yarımküre’nin tamamında Soğuk Savaş’tan beri görülmeyen bir ölçekte istikrarsızlık oldu. O zaman bile, ilk dönem haricinde, ABD aynı anda hem Çin’i kontrol altına almaya hem de şu anki kadar güçlü bir şekilde olduğu gibi bırakmaya çalışmıyordu. Yine de, kontrol edilemeyen kaosun en kötü senaryosu, kendilerine yönelik Amerikan baskısına yanıt olarak güçlenen Çin-Rusya Stratejik Ortaklığı tarafından önlendi. Bu iki ülke, Avrasya’da istikrarı korumak için ellerinden geleni yaptılar.

En son yaptıkları nükleer enerji iş birliği bunun mükemmel bir örneğidir. Tüm ülkeler, bu teknolojinin barışçıl kullanımına ilişkin uluslararası haklara sahiptir. Çin ve Rusya bu sektörde küresel liderlerdir, bu nedenle ortak projeleri bu alandaki en son gelişmeleri temsil edecektir. Tamamlandıktan sonra, deneyimlerini başka yerlerdeki diğer ortaklarıyla daha güvenle paylaşabilirler. Bu, yalnızca enerji maliyetlerini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda fosil yakıtlarla ilişkili kirlilik olmadan enerji üretmeye ve böylece yeşil enerjiyi desteklemeye yardımcı olabilir. Hatta diğer Çin-Rus nükleer enerji projeleri üçüncü ülkelerde de başlatılabilir. Afrika, nüfusu artmaya devam ederken ve birçok ülke ekonomik olarak daha gelişmiş hale geldikçe, ekonomik, temiz enerjiye ciddi bir ihtiyaç duyuyor.

Dünya, Çin-Rus nükleer enerji iş birliğinin ortaya koyduğu örnekten öğrenmeli ve pragmatik kazan-kazan bağlarının her zaman bencil sıfır toplamlı ilişkilerin önüne geçtiğini hatırlamalı. ABD, Çin ve Rusya’dan hoşlanmıyor, çünkü stratejik ortaklıklarının varlığı, Amerika’nın öngörülen dünya düzeninin sözde “mantığını” çürütüyor. Şu anda dünyada tamamen farklı iki uluslararası ilişki modeli mevcut, ancak ABD ve vekilleri dışında herkes için çekici olan tek kutupluluğun çok kutuplu alternatifidir.