Bundan 600 yıl kadar önce Çin’in Ming Hanedanlığı döneminde (14-17. yy) Wan Hu adında bir devlet memuru, eline iki uçurtma almış vaziyette sandalyesinin altına 47 adet roket yerleştirdi ve yardımcılarından fitilleri ateşlemesini istedi. Hedefi uzaya gitmekti ama deneme felaketle sonuçlandı. Roketlerin infilak etmesi sonucu Wan Hu yaşamını yitirdiyse de hem uzay yolculuğunu deneyen ilk insan olarak tarihe geçti hem de Çin’in uzay rüyasının fitilini ateşlemiş oldu.

Çin’in ilk insanlı uzay uçuşu Wan Hu’dan 600 yıl sonra gerçekleşti. Bu arada Ay’daki bir kratere onun adı verilmişti.

John ve Doris Nasbitt, “Çin’in Megatrendleri-Yeni Bir Toplumun Sekiz Dayanağı” (Optimist Yay, çev: Ümit Şensoy, 2011) adlı kitaplarında “Dünyaya katılma, küresel ekonominin önde gelen bir oyuncusu olma ve küresel topluluğun saygısını kazanma hedefleri arasında Çin halkını uzay serüveni kadar heyecanlandıran az şey vardır.” diyorlar. Amerikalı akademisyenler, ülkenin kısa sayılabilecek bir zaman diliminde aldığı yolu da şöyle anlatıyor: “Bundan 100 yıl önce Çin’de bilim ve teknolojiden eser yoktu; dahası, bir rivayete göre tüm ülkede matematikten anlayan sadece 10 kişi vardı. Ancak 21. yüzyılın başlarında Çin ile ileri dünya ülkeleri arasında ileri teknoloji araştırma-geliştirme alanındaki açıklık belirgin ölçüde azaldı.”

HU JINTAO’NUN EL YAZISIYLA “FEITIAN”

2003’te Yang Liwei’nin sonsuz boşlukta 21 saat geçirdiği insanlı uzay yolculuğuyla önemli bir atılım gerçekleştiren, 2005’te Shenzhou-6’yla yapılan iki kişilik uçuşla ikinci büyük adımı atan Çin, 2008’den itibaren de Ay Araştırma Projesi’ni başlattı, aynı yıl uzay yürüyüşü başarıyla tamamlandı. Taykonot Zhai Zigang 27 Eylül 2008’de Shenzhou-7’den çıkıp uzaydaki ilk adımını attığında elinde Çin Halk Cumhuriyeti bayrağı vardı ve uzay elbisesinin üzerinde Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun el yazısıyla “feitian” (göğü yaran) yazıyordu.

Çin’in “Tiangong” adını taşıyan uzay laboratuvarları 29 Eylül 2011’den itibaren dünya yörüngesinde dönüyor. Kasım 2011’de Shenzhou-8, Haziran 2012’de Shenzhou-9, Haziran 2013’te de Shenzhou-10 adlı uzay gemileri sırayla Tiangong-1 uzay laboratuvarıyla kenetlenmişti. Bilindiği gibi Çin’in Ay yüzeyinde incelemeler yapmak amacıyla ürettiği dedektör uydu “Chang’e”nın adı da Ay Tanrıçası’ndan geliyor.

SOYUZ’DAN TIANGONG’A GEÇEN ASTRONOT

Tiangong laboratuvarının zihnime öncelikle Alfonso Cuaron’un heyecan verici bir uzay-gerilim serüveni anlattığı filmi “Yerçekimi” (Gravity) ile kazındığını söyleyebilirim. Başrollerinde Sandra Bullock ve George Clooney’i gördüğümüz filmde hasar gören Hubble Uzay Teleskobunu onarmakla görevli iki astronotun, Ryan Stone (Bullock) ile Matt Kowalski’nin (Clooney) uzay boşluğunda yaşadıkları anlatılır. Ruslar, işi biten uydularını “Yok etme hakkı” çerçevesinde roketle vurunca uzayda enkaz bulutu oluşur ve vurulan uyduların parçaları zincirleme tepkimeyle birer şarapnel gibi Amerikalı astronotları da tehlikeye sokar. Houston, görevin iptal edildiğini bildirmesine ve hemen dünyaya dönmeleri talimatı vermesine rağmen iletişim kesilir, Amerikan uzay gemisi kullanılamaz hale gelir ve kahramanlarımız yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na doğru yola çıkar. Mürettebat çoktan ayrılmıştır ve geride Rusların belli bir hasar almış Soyuz aracı kalmıştır. Bu süreçte Kowalski kendini feda ederek uzayın karanlığında kaybolur, Stone ise Soyuz’la başarısız bir denemenin ardından yakınlardaki Tiangong’a ulaşmayı ve zorlu saatlerin ardından Çin uzay aracıyla dünyaya dönmeyi başarır. Amerikalı astronotun üzerinde Rus kozmonotların uzay elbisesi vardır ve Çinli taykonotların aracı sayesinde hayatta kalabilmiştir.

HİNT OKYANUSU’NA YUMUŞAK İNİŞ

Çin’in geçen 29 Nisan’da fırlattığı ancak uzayda kontrolden çıkan “Uzun Yürüyüş 5-B” roketinin geçen pazar günü atmosfere gireceği ve dünyanın ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu yazılıp çizildi. İşin uzmanları, roketin insanlı bir yerleşim bölgesine düşme olasılığının milyonda bir olduğunu belirtse de sesleri pek duyulmadı ve Batı medyasına bakılırsa yeryüzünde “Çin roketi tehdidi” altında bulunmayan ülke neredeyse kalmadı. Amerikalılar tıpkı Covid-19’da olduğu gibi bu kez de Çinlileri ihmalkâr davranmakla ve bilgi paylaşmamakla suçladı, bir iddiaya göre 22, diğerine göre sekiz tonluk “uzay çöpü” kütlenin düşeceği yerler hakkında tahminler sıralandı. Takip edebildiğim kadarıyla Çin roketinin düşebileceği yerler arasında New York, Madrid, Şili, Yeni Zelanda gibi birbiriyle alakasız yerler vardı. Türk basınının öncelikle işaret ettiği tehdit altındaki kentler arasında ise İstanbul, Ankara ve Aydın bulunuyordu!

Sonuçta tabii ki korkulan olmadı ve Çin roketi Hint Okyanusu’nda Maldivler’in yakınına yumuşak ve zararsız bir iniş gerçekleştirdi. Doğrusu, içinden uzayda zor durumda kalmış ve ölümle burun buruna gelmiş bir Amerikalı astronot da çıkmış mıdır, diye merak etmedim değil ama yeterince bilgi edinemedim.

Tunca Arslan