CGTN / Hannan Hussain

Eğer uluslar küresel stratejik istikrarın gereği olarak nükleer silahsızlanmayı artırmak ve uluslararası silahların kontrolü anlaşmaları ile birlikte silahların yayılmasını önleme konusundaki diyaloğu desteklemek istiyorsa, Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Silahsızlanma Konferansı’ndaki (CD) konuşması gelecek için somut bir plan sunuyor. Bölgesel barış fırsatları, nükleer silah sahibi devletlerin sorumluluklarına uyma ve çok taraflılığın savunucuları için örnek oluşturarak liderlik etmenin gerçekten ne anlama geldiği üzerinde uzun bir dönemdir yapılan vurgu ile anlaşılması sağlanan ortak bir reform teması.

Hem Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) hem de Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma İşleri Bürosu (UNODA) doğrudan nükleer silahların azaltılmasını ilgilendiren bir araç olarak “çok taraflı silahsızlanmayı” vurguladı ve gelişen silah teknolojilerinin kilit aktörler arasındaki stratejik istikrar dinamiklerini değiştirebileceği uyarısında bulundu.

Çin’in küresel istikrar çıkarlarında bu ayrımı yaptığı zaman, bunu güçlü bir tarihsel temele dayanarak yaptığını belirtmekte yarar var. Çin devletinin önceliklerinin 1964 gibi erken bir tarihte açıkça, nükleer silahları kullanarak başka bir ülkeye karşı provokasyonu fiilen ortadan kaldıran, nadir bir “ilk olarak kullanmama” (NFU) konumunu yansıttığına dikkat edelim. Daha da önemlisi, Beijing’in çabaları son on yıllardaki çalışmaları ile P5 ülkeleri için “karşılıklı ilk kullanmama” anlaşması geliştirme yönünde gelişti ve Wang’ın konuşması Çin’in bu anlaşmayı izleme çabalarının bu küresel güveni yansıtacağını teyit etti.

Bu bütün nükleer ülkeler -en büyük nükleer silah sahibi ülkeler dâhil- için, uluslararası yasal araçların erkenden geliştirilmesini öncelik haline getirmek için memnuniyet verici bir hatırlatmadır. Böylece nükleer risklerin azaltılmasının faydaları kurumsallaştırıldı, küreselleştirilir.

ANLAŞMA KÜRESEL GÜVENİ ARTIRACAK

Çin önerilen NFU anlaşmasının ana fikrini kendi nükleer görüşü içinde yansıtarak, Wang’ın “bütün nükleer silah sahibi ülkeler arasındaki en istikrarlı, tutarlı ve öngörülebilir nükleer politika” diye belirttiği tutumu temsil etmeye devam ediyor. Bunların nükleer kapasiteleri azaltmak ve evrensel güvenliğe ve bir bütün olarak “çok taraflı nükleer silahsızlanma sürecine” uygun koşulları hazırlamaktaki içsel sorumlulukları dikkate alınırsa,

Devletler arasındaki ilerlemenin boyutu eskisinden daha büyüktür.

İlginç bir şekilde Çin, nükleer devletleri nükleer silahlar, bu silahların zaferleri ve halkın nükleer denemelerle ilgili yükümlülüklerin karşılanması ihtiyacı etrafındaki algıları yeniden ayarlamaya çağırarak bam teline bastı. Wang, “P5 ülkeleri bir nükleer savaşın kazanılamayacağı ve asla verilememesi gerektiği şeklindeki önemli formülü teyit etmelidirler. Stratejik güveni artırmak için geniş boyutlu stratejik güvenlik sorunları üzerinde stratejik diyaloğu derinleştirmelidirler.” dedi.

Washington ve Tahran’ı tekrar Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasına geri getirmek için Viyana’da süren görüşmeler dâhil, dünya ölçeğinde kilit bölgesel barışı kurma imkânlarının ön cephesinde kesinlikle bu “stratejik güven” yatıyor. Müzakerelere yeni bir belirleyici tura hazırlanırken, bundan hızlıca, silahların yayılmasını önleme konusundaki farklılıkları bir orta noktaya yaklaştırmakta çok taraflı müzakerelerin etkili olduğu sonucu çıkarılabilir.

Wang tıpkı Orta Doğu’daki barış çabaları gibi, P5 ülkeleri arasında hassas jeopolitik topraklar için yeterli ölçüde uygun stratejik riskleri azaltmak için koordinasyon yapılması çağrısında bulundu. Kore Yarımadası’ndan başka yere bakmaya gerek yok. Tam bin nükleer silahlardan arındırmayı ve kalıcı barış anlaşmalarını hedefleyen iki parçalı süreç, ancak bütün ilgili taraflar adım adım, “ikili” yaklaşıma karşı yeterince istekli olurlarsa muhtemelen etkili olacaktır. Bu Beijing’in Yarımadada “bölgesel ve uluslararası manzaradaki” değişikliklere bakmaksızın, önerdiği yaklaşımdır. Daha basitçe, bu bölgede siyasi bir anlaşmayı isteyen ilgili tarafların yolunu aydınlatıyor.

Son olarak, Wang’ın kapsamlı güvenlik açıklamasının zamanlaması da önemlidir. Her şeyden öte, dış uzaydaki silahlanma yarışının riskleri önemli ölçüde arttı ve uluslar karmaşık siber güvenlik ve verilerin tehditlere açıklığı karşısında küresel sayısal yönetişim cepheleri arayışı içindeler. Wang’ın konuşması işte burada uluslararası endişeleri ele almak ve küresel güvenlik yönetişimini “yeni sınırlara taşımak” için somut başlangıç noktaları önerdi. Bunlar arasında, tam zamanında, Çin ve Rusya’nın desteklediği (dış uzayda silahların önlenmesi ile ilgili) PPWt Taslak Anlaşması’na bütün tarafların katkıda bulunmaya davet edilmesi ve Beijing’in paylaşılan veri koruma tehditleri konusunda evrensel çözümlerin koordinasyonunda Veri Güvenliği Küresel Girişimi vaadi de var.

Bu haliyle, Wang’ın konuşması küresel güvenlik tehditlerini güvenilir biçimde yeniden düşünmek için, ulusların silahsızlanma, silahların yayılmasını önleme ve silahların kontrolü ve küresel yönetişim süreçlerini herkesin ulaşabileceği hale getirmek için yapılan hazırlıkları desteklemek zorunda olduğunu açıklığa kavuşturdu.