Türkiye-Çin Dostluk Vakfı Başkanı Hasan Çapan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kuruluşunun 100. yıl dönümü ve Çin-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 50. yıl dönümü vesilesiyle çevrim içi düzenlenen foruma katıldı.

Hasan Çapan, Türkiye ve Çin’in her zaman jeopolitik olarak birbirine büyük önem atfettiklerini belirterek, iki kadim ülke uluslarının barışçıl, huzurlu ve müreffeh bir toplumsal ortama sahip olmasını arzu ettiğini söyledi.

Türkiye-Çin Dostluk Vakfı Başkanı Hasan Çapan, şunları kaydetti:

“Sayın Ekselansları Büyükelçi Liu Shaobin,

Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği,

Değerli Katılımcılar,

Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum;

2021 yılı hem Çin Halk Cumhuriyeti için hem de Türkiye Cumhuriyeti için önemli ve özel bir yıldır. Bu yıl ülkelerimiz için derin anlamlar ifade eden iki özel olayın yıl dönümlerini kutlamaktan büyük bir sevinç ve kıvanç duyuyorum. Bu yıl, bütün dünyadaki insanların hayranlıkla izlediği, uluslara ilham veren bir mucizenin mimarı ve temeli olan Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kuruluşunun 100. yılı 1 Temmuz itibarıyla coşkuyla icra edilecektir. Aynı zamanda, Çin ile Türkiye arasında 4 Ağustos 1971’de diplomatik ilişkilerin başlamasının 50. yıl dönümünü kutlayacağımız için ayrıca anlamlı ve kutlu bir yıldır. Bu fırsattan yararlanarak Çin Halk Cumhuriyetinin mimarı ÇKP’nin kuruluşunu ve Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin diplomatik ilişkilerinin başlamasının 50. yılını içten ve kalbi duygularımla kutlamak ve samimi düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti bütün dünyanın heyecan ile takip ettiği ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların imrenerek izlediği ve aynı zamanda “Çin Mucizesini” konuştuğu bir küresel güç olmuştur. 1921’den günümüze, Başkan Mao Zedong’un kurucu düşünceleri, Çin Halkına yönelik ilerici idealleriyle yoğrularak, ÇKP’nin vefakâr, yılmaz liderlerinin katkılarıyla ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in vizyoner fikirleriyle güçlenen Çin Halk Cumhuriyeti hayranlık veren örnek bir ülke durumuna gelmiştir

ÇKP’nin kurulmadan önceki dönemde ülke içinde yaşanan karmaşaya, ezilen, sarsılmış Çin Ulusuna derman olmak için ilerici ve yurtsever komünist aydınlar Çin’e ve Çin Halkına huzurlu, istikrarlı ve barış içinde müreffeh bir toplum sunmak amacıyla bir araya gelerek ÇKP’yi kurmuşlardır. ÇKP, bu idealler altında yıllarca azimle sürdürülen çabalarla Çin Ulusunu birleştirmiş ve Çin Halk Cumhuriyetini kurmuştur.

Çin’e özgü bilimsel sosyalizm inşa ederek Çin Halk Cumhuriyeti’nde adaleti ve adil hukuku sağlamış ve hızlı ekonomik kalkınmayı gerçekleştirerek mutlak yoksulluğu sonlandırmıştır. ÇKP’nin Çin ulusuna yönelik yüksek idealleri ve disiplini ile Çin Halk Cumhuriyeti’ni dünya ülkeleri arasında seçkin bir konuma getirmiştir.

Benzer olarak, Türkiye’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin yaşadığı benzer zorlu süreçlerden geçmiş emperyalist, işgalci, sömürgeci Batı güçlerine karşı zorlu bir savaş vererek zafer ile çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilerici düşünceleri ile bağımsız bir ulusun meydana gelmesi için elzem olan bağımsız bir ekonomi kurarak Türk ulusunun üstündeki emperyalist güçlerin sömürücü etkilerini bertaraf etmiştir. Bu bağlamda, iki ülke farklı sistemler uygulasa da, halkları için arzu ettikleri bağımsızlık, eşitlik, refah ve huzur iki ülkenin temel karakterleri olmuştur.

Bunlara ek olarak, günümüzde de Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti dünyaya farklı, alışıldık olmayan yorumlar ve öneriler getirmektedir. Özelikle, dış politikada yansıttıkları bağımsız ve ilerici görüşler, her iki ülkeyi diğer milletlerden hemen ayırmaktadır.

ÇKP liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası sisteme kendi imajını getirmiştir. Yeni norm ve değerlerle, zarif, uyumlu ve hoşgörülü bir güç olmuştur. Bir başka deyişle diğer ülkeler ve uluslarla iş birliği yaparak, karşılıklı yarar ve öğrenme temelinde ülkelere çalkantı değil barış, tehdit değil, fırsat getirmekte hem de ulusların mutluluğunu arttırmak için yılmadan ilerlemeyi sağlamaktadır. Ayrıca ilişki kurduğu ülkelerde iç işlerine karışmayarak, topluma zarar verici hiçbir faaliyette bulunmadan altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık, endüstri, sanayi ve tarım alanları ile birlikte doğal kaynaklardan istifade edilmesi için yatırım ve destek sağlayarak yüksek idealler, istikrar ve disiplin doğrultusunda küresel barışa ve refaha katkı sunmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in başlatmış olduğu “Kuşak ve Yol” Vizyonu ile oluşan “Yeni İpek Yolu Ekonomik Kuşağı” güzergâhı üzerinde yer alan ülkeler arasındaki problemler çözülmeye başlanmıştır. Bu gelecekte dostluğu, hoşgörüyü ve uyumu artırarak, bundan tüm dünyanın faydalanması için katkı sağlayacaktır. Ayrıca, Yeni İpek Yolu Kuşağı ile ülkeler ve uluslar birbirine bağlanarak, halklar daha çok iletişim halinde olacak karşılıklı iş birliği ve yarar temelinde birbirlerine destek vererek içten, güvenilir dostluklar yaratacaklardır. Bu dostluklar ve iş birlikleri kapsamlı anlamda genişleyerek ülkelere ve halklara istikrar, refah, mutluluk sunacaktır. Dolayısıyla, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmasına rağmen Komünist Parti’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nde sağlamış olduğu düzen ve istikrar deneyimleri,  bölgesel ve küresel kalkınmayı destekleyen ve planlı şekilde yansıtan bir vizyon olmuştur. Bu da dünyada eşi görülmemiş tek örnektir.

Bunlardan başka özellikle değinmek istediğim diğer bir husus ise ÇKP’nin değerleri, yüzyıllık anlayış ve deneyimleri gösterdi ki, ÇKP daima Çin halkını ve insanları her şeyin üstünde tutmaktadır. Her bir insan hayatının son derece nadide ve bir daha tekrarı mümkün olmayacağından son derece kıymetli olduğunu, ilk önce Çin Halk Cumhuriyeti’nde Covid-19 salgınının yayılmasına yönelik gösterdiği başarılı yönlendirme ve idaresi ile gösterdi. Kısa zamanda hiçbir vatandaşına ayrım yapmaksızın ilgili tedavileri sevk etti.  Komünist Parti Genel Sekreteri ve Cumhurbaşkanı Xi Jinping Çin halkına cesaret vermiş ve halkını Covid-19 karşı savaşta nihai zaferi kazanmak için salgın önleme çabalarını sürdürmeye teşvik etmiştir. Ayrıca küresel topluma da örnek olacak şekilde salgın konusunda bilgilerini, deneyimlerini ve ayrıca bilimsel, teknik ve insan gücünü tüm insanlığın hizmetine sunmuştur. Dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülkesi hoşgörü, sevgi ve saygı içinde koşulsuzca ihtiyaç duyan bütün ülkelere yardım elini uzatmıştır. Bu alçakgönüllülük tüm dünya halklarınca takdir görmüştür.  Ülkemizde Çin Halk Cumhuriyeti’nin yetki kurumları ile salgını önlemek ve sonlandırmak için iş birliği ve dayanışma içerisinde olmuştur. 

Türkiye ise dış politikada izlediği yaklaşımlarla diğer milletler arasında göze çarpmaktadır. Bugün Türkiye tarihten aldığı sorumluluk ile bölgesinde yaşanan savaşlar ve çatışmalarla yıpranmış her bir insana ve Türkiye’ye sığınmak isteyen mazlumlara kucak açarak, onlara huzurlu bir yurt, sağlıklı bir gelecek vermek için bütün imkânlarını sunmaktadır. Bununla birlikte dünyanın tek kutuplu bir yer olmadığını, dünyadaki her bir ülkenin kendi ölçeğinde ağırlığı, gücü ve değeri olduğunu uluslararası platformlarda daima dile getirerek Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” fikrini savunmaktadır.

Bu minvalde, Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin resmi olarak başlatılmasından bu yana geçen 50 yıllık zaman zarfında ilişkilerde önemli bir noktaya gelinmiş olmakla birlikte, mevcut potansiyeli artırmak daha önem kazanmıştır. Bu konuda istenilen seviyenin yakalanmasında katkı sağlayacağına inandığım bazı hususları paylaşmak istiyorum.

Son yıllarda ilişkiler Türkiye’nin de uluslararası arenada hak ettiği noktaya doğru ilerlemesi ile ciddi ivme kazanmıştır. Gerek ticaret, gerek teknolojik iş birlikleri gerekse direkt ve endirekt yatırımlarla ikili ilişkiler gelişmeye devam etmektedir. Bu bağlamda yıllık ticaret hacmi yaklaşık 45 milyar dolar civarında olup Çin, Türkiye’nin en büyük mamul, yarı mamul ithalat ortağı konumundadır. Elbette burada ticaret dengesizliği gibi birtakım sorunlar mevcuttur ancak her iki ülke yetkilileri çeşitli çözümler üzerinde çalışmaktadırlar. Çin çok büyük bir pazara sahiptir, bu pazar Türklere ticari ve teknik şartları karşılamak üzere sonuna kadar açıktır. Türkiye’den, mermer, krom ve bor gibi çeşitli madenler Çin’e satılmaktayken, Türkiye’deki pek çok büyük projede Çinli firmalar da teknik ve finansal kapasiteleri ile yer almaktadırlar. Bankacılık, telekomünikasyon ve turizm ise belki de Türkiye açısından iki ülke ilişkilerinkinde en önemli alanların başında gelmektedir.

Batılı turistin aksine Çinli turistler daha kaliteli olup ülkemize daha çok döviz kazandırmaktadırlar. Bununla birlikte, Bir Türk vatandaşı, Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret ettiğinde güven içinde huzurla dolaşabilme imkânı bulurken, aynı şekilde bir Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşının da ülkemizde güven içinde dolaşabilmesi için her türlü gerekli önlemlerin alınmasını, ülkemizden mutlu şekilde ayrılmalarını sağlanmasını gerekli olduğunu düşünmekteyim.

Bankacılık alanında ise iki ülke arasında kendi para birimleri ile ticareti desteklemek açısından, son yapılan 3,6 milyar dolar swap anlaşması ile toplam swap anlaşması 6 milyar dolara ulaşmıştır. Bir başka deyişle, Merkez Bankamız, Çin ile swap anlaşmasını 35,1 milyar TL ve 23 milyar Çin Yuan’ı artırarak toplamda tutarı 46 milyar TL ve 35 milyar Çin Yuanı’na ulaştırmıştır. Böylece, para takası anlaşması ile yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticaret daha da kolaylaşacak ve iki ülkenin finansal istikrarına destek sağlayacaktır.

Türk ve Çin firmaları arasındaki iş birliğinin iki ülke ile sınırlı olmadığını, üçüncü ülkelerde de birlikte iş yapma potansiyellerinin yüksek olduğunu değerlendirmekteyim. Zira, iki ülke müteahhitlerinin konu bazında birbirlerinin tamamlayıcı nitelikte olmalarının yanı sıra, bir çok üçüncü ülke ile Türkiye’nin tarihi bağları ve iş insanlarımızın o ülkelerdeki deneyimleri gibi avantajlarımızın Çin’in sahip olduğu teknoloji ve finans ile birleştiğinde iş kazanmaları ve gerçekleştirmeleri açısından önemli bir sinerji oluşacaktır.

ÇKP’nin Çin halkı için koyduğu hedeflerden biri, her bakımdan orta derecede zengin bir toplum oluşturmaktır.  Bu bahisle, orta halli refah toplumu oluşturmada kırsal ve yoksul bölgelere daha fazla ilgi göstermiştir. “Kırsal Kalkınma” reformları ile gelişen ekonomiyi sadece bir bölgeye ve bir grubun refahı için değil aksine zenginleşen ekonomiyi ülkenin en ücra bölgelerine yayarak yoksul kırsal bölgelerin ve insanların da refaha ulaşmalarını sağlamıştır. Bu yaklaşımla Çin’in sahip olduğu güçlü fiziki altyapı ve insan kaynağını harekete geçirerek, Çin’in üretim güçlerini ateşlemiştir. Başka bir deyişle, ekonomik gelişme için üretim güçlerini genelden yerele yayarak, yerel üretim güçlerinin gelişmesini ve atılım yapmasını sağlamıştır. Ülkenin tüm şehirlerinde, kasabalarında üretim teşebbüslerini desteklemiştir. Kırsal kesimde sağlamış olduğu istihdam sağlayarak hem bölgesel kalkınmaya katkı yapmış ve büyük şehirlere dengesiz göçü önlemiştir. Türkiye olarak bu başarılı modelin ülkemize şartlarına uyarlanarak kendi kırsal kalkınma modelimizi yaratabiliriz. Türk sanayisini tüm ülke sathına yayarak, büyük şehirlerimize aşırı göçün oluşmasına engel olabiliriz.

Ayrıca, Türkiye ve Çin her zaman jeopolitik olarak birbirine büyük önem atfetmişlerdir. Ülkemiz Avrasya’nın batıdaki önemli bir ucudur. Başta Balkanlardan, Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya ve Asya’ya bütün dünyanın kolayca ulaşabildiği merkezi bir kavşak noktasıdır. Karşılıklı güven, karşılıklı yarar, eşitlik ve hoşgörü temelinde kurulacak ulaştırma, lojistik güzergâhları ve uluslararası ticaret ile iletişim ağları hususlarında yapılacak yatırımlar ve teşvikler hem ülkemize hem de Çin Halk Cumhuriyeti’ne büyük katkılar sağlayacaktır. Ülkemizin de bir parçası olduğu Kuşak Yol İnisiyatifi’nin projeleri buna en güzel örnektir. İki ülkenin ilişkileri karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan felsefesi üzerine kurulmalıdır.

Batılıların aksine Çin, Türkiye ile geçmişte pek çok örneği olduğu üzere teknoloji paylaşmış ve paylaşabilecek tek ülkedir. Geçmiş yıllardan beri Çin Halk Cumhuriyeti birçok stratejik sanayi alanında Türkiye ile çalışmış ve kendi teknolojik imkân ve kabiliyetlerini Türkiye ile paylaşmıştır. Çin’den stratejik alanlara yönelik ham madde ve aksam/ekipman tedariki desteği sağlanmıştır. Bu minvalde, Türkiye’nin ilgili teknolojik altyapı ve üretim tesislerini oluşturmada Çin Halk Cumhuriyeti ile iş birliklerine giderek, ortak geliştirme, ortak üretim gibi konularda çaba içinde olmasında yarar görmekteyim.

Maalesef zaman zaman bazı medya organları ve bazı siyasetçiler suni gündemler ile ikili ilişkileri menfi yönden etkilemektedirler. Asıl olan milli menfaatler ise Çin ile ilişkiler ülkemiz için elzemdir. Böylesine stratejik iki ülke ilişkileri küçük hesaplara kurban edilmemelidir. Milletini ve devletini seven her sorumlu vatandaş milli çıkarlara ve devletimize zarar verecek davranışlardan kaçınmalıdır. Çin, ekonomimize, toprak bütünlüğümüze ve bekamıza zarar verecek hiçbir açıklamada ve faaliyette bulunmamıştır. Bölgemizde ortaya çıkan başta ayrılıkçı terör olmak üzere terörizmin hiçbir şekline hiçbir zaman yanında olmamış ve destek vermemiştir. 

Özetle, her iki kadim ülke uluslarının barışçıl, huzurlu ve müreffeh bir toplumsal ortama sahip olmasını arzu etmektedirler. ÇKP’nin gerçekçi ve etkili reformlarla kurduğu gelişmiş ve güçlü Çin Halk Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yılı 2049’da müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel açıdan gelişmiş ve ahenkli bir sosyalist ülke hedefine ulaşacağına ve ülkemizin de 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023’te daha güçlü ekonomik kalkınma gerçekleştireceğini gönülden inanmaktayım. Hem ülkesinin hem de dünyanın yararı için durmaksızın gelişmesini ve ilerlemesini devam ettiren Çin Halk Cumhuriyeti’nin temel taşı ve lideri olan ÇKP’nin başarılarının daim olmasını diler, 100. kuruluş yılını tüm kalbi duygularımla kutlarım. İki dost ülkenin ilişkilerini daha ileriye taşımak ve daha derin dostluklar tesis edebilmeleri için oluşturulan diplomatik ilişkilerin 50. yılını yakında zamanda kutlayacağımız için de büyük bir kıvanç duymaktayım.

Diplomatik ilişkilerimizin daha da yakınlaşarak, iş birliğimizin stratejik ortaklığa dönüşmesini temenni ederek, en derin saygılarımı sunarım.

Teşekkürler”

TÜRKİYE-ÇİN DOSTLUK VAKFI BAŞKANI

Hasan ÇAPAN