Xinhua

Çin halkı, kendi modernleşme rüyalarına hiç bu kadar yakın olmamıştı. Çin bir yüzyıldan fazla bir süredir, Dr. Sun Yat-Sen’in “Çin’i Canlandır” çağrısından, Yeni Çin’in 1949 yılında kurulmasından sonra başlatılan ve tarım, sanayi, savunma ile bilime atıfta bulunulan “dört modernleşme” sloganlarına kadar aralıksız çabalarla modernleşme çizgisini izliyor.

Bugün, sosyalist modernleşme artık Çin halkının ulaşamayacağı bir yerde değil. Yeni dönemde, ulusu modern sosyalist bir ülke kurmak için yeni bir yola sokan reform ve açılımı başlatan, 1978 yılındaki 11’inci Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi’nin üçüncü genel kurulundan bu yana önemli başarılar elde edildi.

Öyleyse Çin’in aradığı modernleşme ile sosyalist modernleşme ve Batılı modernleşme arasındaki fark nedir?

Çin, yoksulluğun azaltılmasından salgınla mücadele önlemlerine kadar kendine özgü uygulamalarıyla dünyaya “modernleşmenin alternatif modelinin” mantığı ve özelliklerini açıklamıştır.

Yoksulluğa karşı mücadelede, Çin “hiç kimse geride bırakılmayacak” sözünü tuttu ve insanların yaşamını en önemli siyasi mesele olarak dikkate aldı. Ülke, yoksulların geçim ve gelişme hakkını her zaman korur, halkını tutku ve eğitimle güçlendirerek coşku ile girişimciliğini teşvik eder ve böylece onların bağımsız gelişmesini destekler.

ÇİN COVID-19 İLE MÜCADELEDE İNSAN VE YAŞAMA ÖNCELİK VERDİ

Çin, Covid-19 salgınıyla mücadelede insan ve yaşama öncelik vererek, her hastanın hastanede tedavi görme hakkını sağlayarak devam etti. Salgını önlemek için süratli ve cesur kapanma önlemleri alarak, büyük veriyi kullanarak ve kitlesel test uygulamaları yaparak virüse karşı mücadelede önemli stratejik başarılar elde etti. Bu emsalsiz fikirlerin ve uygulamaların arkasında, halkını önemsemesinin yanı sıra ulusal koşullara dayalı kurumsal tasarım ve politika oluşturma yatıyor. 

Çin’in aşırı yoksulluğu ortadan kaldırma ve Covid-19 salgınına karşı mücadelede elde ettiği zaferleri, güçlü Parti liderliğine bağlıdır.

Çin’in uygulamaları, Batı’nın hükümet ve piyasa, bireysel ve kolektif, güvenlik ve özgürlük ile ekonomik büyüme ve sosyal gelişme arasındaki ilişkilerle ilgilenme yollarından açıkça farklı olmasına rağmen, Çin’in büyük ilerlemesi, her ne kadar farklı bir şekilde başarılmış olsa bile giderek artan bir şekilde kabul görmektedir.

ÇKP Merkez Komitesi Parti Okulu’ndan Profesör Chen Shuguang, Çin’in, her zaman, sadece Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) odaklanmaktan ziyade yaşamları koruduğunu, küçük bir grup yerine büyük çoğunluğun gelişimini vurguladığını söyledi. Chen, bu tür seçimlerin sosyalist modernliği yansıttığını ve kapitalist modelden farkının altını çizdiğine dikkati çekti. 

Chen, Xinhua’ya, “Kapitalist modernleşmenin birincil itici gücü sermayedir ve sermayenin mantığı her şeye hükmeder. Çin’in insan merkezli gelişmeyi ilerletme çabaları, akılcılığı sosyalist modernleşmeyi geliştirmek ve yerleştirmek için sürüyor.” dedi.  

“Modernlik” her zaman çoğulcu olmuştur ve modernleşme için katiyen tek bir plan yoktur. Çin’in modernleşme arayışının, “sadece Batılı modernleşmenin yeniden yaratılması” olmadığı açıkça ortadadır.

Çin, Batı’yı modernleşme modeli olarak örnek almayacak. Bu sadece dünyada onu destekleyecek yeterli kaynak olmadığı için değil, aynı zamanda Çin’in eşsiz kültürel gelenekleri, tarihsel görevi ve mevcut ulusal koşulları yüzündendir.

ÇİN “HİÇ KİMSE GERİDE BIRAKILMAYACAK” SÖZÜNÜ TUTTU

Cambridge’deki King’s College’de görevli antropolog, tarihçi ve profesör, “The Making of the Modern World” kitabının yazarı Alan Macfarlane, dünyanın ilk modern ülkesi Britanya’nın sosyal medeniyetinin bireyselliğe dayandığını, kolektif medeniyetin ise eski çağlardan bu yana Çin topraklarında kök saldığını söyledi. Böyle bir kültürde, bireyler sadece diğerleriyle birleştiklerinde tamamlanabilirler. 

Sosyalist modernleşme, sadece ekonomik üretim kapasitesinde büyük bir gelişmeyi temsil etmeyi değil, aynı zamanda ekonomik büyümeden kapsamlı sosyal gelişmeye kadar iyileşmeyi, herkes için ortak refah ile insan ve doğa arasında uyumlu biçimde bir arada yaşamayı başarmayı temsil eden insan odaklı gelişmeyi giderek daha fazla vurgulamaktadır. 

Çin’in modernleşme vizyonunda, sadece “verimli bir piyasa” değil, aynı zamanda “becerikli bir hükümet” ve her ikisi de kendi rollerini oynar. Sadece bir kentleşme değil, aynı zamanda koordineli kentsel-kırsal gelişme vardır.

Çin’in yoksulluğu azaltma deneyimi ve teorisi üzerinde çalışan dünyanın çeşitli bölgelerinden uzmanlar, ülkenin kendine özgü ulusal koşulları, kültürel gelenekleri ve değerlerinin yanı sıra kendine özgü bir siyasi sistemi olmasına rağmen, yoksulluğu azaltma deneyiminin evrensel bir önem taşıdığını buldular ve bu “5D”lerde özetlenebilir.

“5D”ler, iktidar partisinin ve onun liderliğinin kararlılığıdır; stratejik planlama ile uzun, orta ve kısa vadeli amaçlar için ayrıntılı plandır; ekonomik büyümeyi yoksulluğu azaltmaya çevirmek için kalkınma odaklı strateji; tüm yoksullukla mücadele sürecinde ileri dijital yönetimi uygulamasını vurgulayan veri tabanlı yönetim ve ülkenin yönetim yapısına dayalı yerinden yönetimli verimlilik. Küresel açıdan bakıldığında, “5D”ler, Çin’in modernleşme yolunda insanlığın ortak sorunlarını çözmedeki deneyimi ve aklı olarak görülebilir. 

Çin modernleşme çabasında, kaçınılmaz olarak, Covid-19 salgınıyla mücadele ve ekonomiyi destekleme gibi birçok güçlükle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Bu küresel sorunlara çözüm bulmak, Çin’in, modernleşme modeline ve yoluna katkı sunacaktır.