Şair Hüseyin Haydar CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Haydar, şiirlerinde kullandığı Asya ve Avrasya fikri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Şiirin derin tarihine baktığımızda toplumsal tarih, inişler ve çıkışlar gördüğümüzü belirten Hüseyin Haydar, bu inişli-çıkışlı dönemlerde şiirin öne çıktığını kaydetti.

Anadolu coğrafyasında 13-14. yüzyıldaki Moğol istilalarından örnek veren Haydar’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Tahtlar yıkılıyor, tahtlar yapılıyor ve şairler çıkıyor ortaya. Siyasetin yapamadığını yapma iddiasıyla ortaya çıkıyorlar. İnsanları ikna etmede sanata, şiirin hikmetine iş düşüyor.

Shakespeare’in, Dante’nin, Pir Sultan’ın, Nazım Hikmet’in ortaya çıkışı bir yükselişin ve bir çöküşün dönemi. 21. yüzyılda da dünya bir yükselişi ve çöküşü yaşıyor. Yükselen Asya uygarlığı ve oranın bütün değerleri birlikte hareket halinde. Şu anda Asya coğrafyasında toplumsal hayat kıpır kıpır. Tehditler, hegemonya iddiası bütün bunların toplamı ancak yükseliş içinde Asya’ya şairlerin de bu yolda görev alması mecburiyetini getiriyor.

ÇİN ANILARI VE BENZERLİKLER

Şairin bir sorumluluğu var. Şairin sorumluluğu kendi cesaretiyle, bilgisiyle, yaratıcılığı ile o sorumluluğu yerine getirmek. Bir şair yaşadığı köydeki olaylarla ilgili ‘Bana ne!’ diyebilir mi? Diyemez. O şair mutlaka Asya’daki olayı dünyanın konjonktürüne yansıtmak zorunda. Bunu yaparken geçmişin bütün bilgi birikimi taşıyor, bugünün sorununu önüne koyuyor, geçmişin anahtarlarını çağırıyor bugüne. O destansılık da buradan doğuyor.

Yunus yazdıklarının tümünü yaşamadı ama toplumsal olarak bunlar yaşandı. Yunus’un sözü o gün söylenmiş söz ama akasında Ahmet Yeseviler gibi derinlere giden bir birikim var. Bugün biz onların temsilcisi olarak buradayız. Çin ne demek? Türkiye çok büyük bir Soğuk Savaş’tan çıkmış, çöken bir kapitalizm ile yükselen bir sosyalizmin kavşağında, Çanakkale’den başlayan Türk Devrimi, Rus Devrimi ve Çin Devrimi. Büyük, görkemli bir Çin Devrimi. Çin insanlığın işini yapmış, bir buçuk milyara yakın insanı insan gibi yaşama düzeyine çıkarmış. Burada şair onu almış mı? Almış. Bunu derin Çin bilgeliğinden almış.

Çin ile Türkiye’yi bağlayan duygu bağları var. Mesela aile tutkunluğu, çocuk sevgisi, vatan sevgisi ve geçmişte yenilmiş darbeler, ihanete uğramış, işgale uğramış bizim gibi. Çin’e gittiğimde ben her şeyden önce Çin Komünist Partisi’ne (ÇKP) ve Çin halkına hayranlık duydum.

Çin merkez ovasında Hun olan Han olmuş. Duygu duruş biçimleri ve beden dili çok yakın. Büyük bir mücadele veriyoruz, nifakı, yalanı kaldırıp atmak, bölücü olaylar, İran ile Türkiye’nin arasını açmak, Türkiye ile Rusya’nın arasını açmak, Çin’in başarılarını küçümsemek, Çin’e karşı gizli bir Soğuk Savaş var, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yürüttüğü.

“ÇİN’İN YENİ TANRISI ÇOCUK”

Çocuk nedir? Ben Çin’e her gidişimde binlerce fotoğraf çektim. ‘Özellikle çocukları çekeyim.’ demedim kameram hep çocukların üstüne gitti. Ben fotoğrafçı değilim ama bu fotoğraflar aslında Çin’i anlatıyor. Çin’de ailenin çekirdeği, hatta insanlık ailesinin çekirdeği çocuk değil mi? Her şey onda yüklü, bizim geleceğimiz. Anadolu’da da var ninniler, masallar… O masallar ne yüklüyor? İnsanlığın yok edildiği bir çağda kurtarıcımız çocuktur. Kurtarıcı çocuk olunca Çin’in yeni tanrısı çocuk. Arkadaşlar, ‘Bu yeniyi aradan çıkaralım.’ dedi, Çin’in tanrısı çocuk, insanlığın tanrısı çocuk. Çocuğu çıkardığımız zaman insanlık bitiyor ya da çocuğu kötü yönlendirmediğimiz, eğittiğimiz zaman, kapitalizmin eline bıraktığımız zaman çocuk bencil, kimseyi sevmeyen, tecavüzkâr, acımasız, vatan sevgisi yok, parayı vatan yapmış…

Çin’in önemini vurgulamak lazım. Çin’e hayran olmamak elde değil ama Çinli arkadaşlar geldiler, Anadolu’ya, onlar da Anadolu’ya hayran oldular. Sosyalizmin yön verdiği bir toplumda önlemler alınıyor, ailenin bozulmaması için, çünkü saldırılar var. Çin bir koruma kalkanı koymuş. Bir kere aileyi korumakla çok iyi yapıyor. Sosyalizmin içinde aile kontrolü olacak. Daha doğrusu sosyalizmin otokontrolü aile ile kendi içinde olacak. Toplum bağışıklık sistemini çocuk üzerinden gerçekleştiriyor.

Xi Jinping bir çocuktu, Mao Zedong çocuktu, Mustafa Kemal çocuktu, ailelerine bakalım. O çekirdeğin yeşerebileceği aileler yaratılıyor. O aileler de toplumu yaratıyor. Çin bugün teknoloji üretiyor ama çocuk hepsinin üzerinde.”