Akademisyen Dr. Altay Atlı, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Atlı, Çin-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 50. yıl dönümünü değerlendirdi.

1971’de başlayan Çin-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin 50. yılının bugünlerde kutlandığını belirten Altay Atlı, iki ülke ilişkilerin başlamadan önceki döneme dair bilgiler vererek, “60’lı yıllar hem Türkiye’nin hem de dünyanın değiştiği yıllar. Tabii dünyada halen devam eden bir Soğuk Savaş da var. 60’lı yıllarda Türkiye’de nispeten daha çoğulcu bir siyasi atmosfer, çok partili bir sistem. Dış politikanın siyasette daha fazla tartışma konusu olduğu, kamuoyunda daha çok tartışıldığı bir dönem. Dünyada ise Soğuk Savaş devam ediyor ama 60’lı yıllar birçok önemli gelişmeye bazı dinamiklerin değiştiği bir döneme sahne oluyor. Öyle ki, bir taraftan bağımsızlıklarını kazanan ülkeler, bir taraftan Soğuk Savaş bünyesinde devam eden vekalet savaşları. 60’lı yılların ikinci yarısında Çin ile SSCB’nin kopma noktasına gelmesi ve buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında bir yakınlaşmanın başlaması. Dünyada ABD ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında detant dönemi ve soğuk savaşın giderek farklılaşan birtakım dinamikleri. İşte hem Türkiye’nin hem de dünyanın dinamiklerini bir araya aldığımızda Türkiye’nin dış politikada daha aktif arayışlar içinde olduğunu, bir taraftan da Batı ile ittifakını korurken bir taraftan da yeni açılımların peşinde olduğu dönem.” ifadelerini kullandı.

PARİS’TE ATILAN TARİHİ İMZA

Çin-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin başladığı döneme değinen Atlı, “1963-1964 yıllarında Dışişleri Bakanlığımız tarafından Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanınması ile ilgili durumun tartışılmaya başlandığını görüyoruz. O dönem Türkiye Taiwan’daki hükümeti tanıyor. Tabii bu da Soğuk Savaş şartları içinde ele alınabilir. 1969’lı yıllarda diğer ülkeler üzerinden ticarette başlıyor. Hatta ticaret heyetleri de başlıyor. Yani bir taraftan Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma konusunu inceliyor. Bu dönemde Birleşmiş Milletlerde (BM) Çin’i Taiwan’daki hükümet temsil ediyor. Ancak orada bir süreç var. BM’de Çin halkını, Çin Halk Cumhuriyeti’nin yani Beijing’in temsil etmesi için istekler artmaya başlıyor. Bununla birlikte ABD’nin Çin ile yakınlaşması ile birlikte BM’de dengeler giderek değişiyor. Türkiye’nin Çin’i tanıması aslında BM’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çin halkının meşhur temsilci olarak tanıması ile paralel olarak gelişiyor. 1970 yılında Süleyman Demirel hükümeti var. Mecliste, Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma konusu ile ilgili tartışmalar hız kazanıyor. O dönemin tutanaklarına baktığımızda Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma konusunda bir mutabakat olduğunu görüyoruz. Türkiye’de 1971’de 12 Mart muhtırası oluyor. CHP’den ayrılan Nihat Erim, partiler üstü bir hükümet kuruyor ve siyası dengeler değişiyor. O dönemde Çin dosyası rafa kaldırılmıyor tam tersine daha da hızlanıyor. İşte Ağustos 1971’de Fransa’da o dönem Paris Büyükelçisi olan Hasat Esat Işık ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Paris Büyükelçisi Huang Chen arasında yapılan görüşmeler sonrasında imzalan bildiri ile Türkiye, Çin’i tanıyor.” diye konuştu.