CGTN

Çin ve Hindistan, sınırda çatışmasızlık anlaşması yaptığından bu yana, Çin-Hindistan ilişkileri iyileşiyor. Yeni Delhi’nin ülkede Çin şirketlerinin 45 yatırım yapmasını istediği bildirilirken, Çin-Hindistan ticareti aynı şekilde Çin’i tekrar Hindistan’ın en büyük ticari ortağı haline getirdi.

Hindistan ile Çin’in özellikle ideoloji ve siyasi sistem alanlarında farklılıkları var. Ama sonunda farklılıklardan çok ortak yanları var. Hindistan da tıpkı Çin gibi akademisyenlerin söylediği gibi “bir uygarlık devleti”, yani basit bir ulus devletten daha fazla bir şey, yani uzun zamandır yaşayan bir uygarlıktan gelen ve bu uygarlığı şimdiki biçimi içinde temsil eden bir ülke. Hint uygarlığı Budizm ve Hinduizmden doğdu, ilki Asya’nın kültürüne bir bütün olarak katkıda bulundu. Ve Çin gibi, Hindistan da bu mirastan büyük gurur duyuyor. Uygarlık devletleri olarak Çin ve Hindistan zirve noktalarında dünya tarihinin en zengin ve canlı ekonomilerini oluşturdular.

18. yüzyılda Qing Hanedanı küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 30’una, Hindistan’daki Moğol İmparatorluğu ise yüzde 25’ine sahipti. Bunu sadece iki ülkenin bugün, birbirleri için büyüme ve refah ararken sahip oldukları büyük potansiyeli göstermek için belirttim.

ÇİN-HİNDİSTAN İLİŞKİLERİ İYİLEŞİYOR

Bugünün devletleri olarak Çin ile Hindistan, “bağlantısızlar hareketinin” oluşumuna önderlik eden, gelişmekte olan uluslar ve sömürgecilik sonrası ülkeler. Her iki ülke de, sömürgecilik ve Batılı güçlerin sömürüsünün acılı tarihsel anılarından açı çeken ülkeler olarak, ulusal güvenliklerine ve toprak bütünlüklerine büyük önem veriyorlar. Çin-Hindistan sınır anlaşmazlığı da Britanya İmparatorluğundan ve McMahon hattı denen şeyin mirası. Anlaşmazlık çok sayıda pişmanlığa neden olurken, Çin ile Hindistan’ın birbirlerini gelecekteki büyüme ve refahlarının ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri, gelişmekte olan ülkelerin dayanışma anlayışı, ilişkileri ileri götürmelidir.

Çin-Hindistan ilişkisinin tekrar farklılıklar yerine karşılıklı çıkarlara odaklanmasının zamanı geldi. Hindistan devasa kaynaklara sahip ve geleceğin en büyük piyasalarından biri olacak bir ülke. Çin Hindistan’ın kalkınmasına ve dünyadaki rolüne karşı değil, aynı şekilde Yeni Delhi de Çin’in yatırımlarının ülkenin büyümesinin asli bir unsuru olmaya devam edeceğini biliyor. Bu durumda, “çeyrek” diye tanımlandığı ABD ile de facto ittifaka eğilim göstermektense, Çin ile Hindistan arasındaki ilişkileri yeni bir dengeye sokmanın, karşılıklı iş birliği ve gerginliklerin azaltılmasının zamanı geldi.

Şimdi her iki tarafın da bu anlaşmazlığı geride bırakması ve çatışma ve milliyetçi savaş tehditlerinin yerine diplomasiyi uygulaması önemlidir. Hindistan’ın Çin yatırımlarına yeniden izin vermesi ve ticareti sürdürmesi bir iyi niyet jesti oldu ve ayrıca ulusal kalkınmanın Çin’in desteği olmadan başarılamayacağının anlaşılması oldu. İki ülke birbirlerini düşman olarak tanımlayamayacak kadar birbirine yakın. Aynı şekilde, Çin şirketleri için Hindistan’ın büyüyen iç tüketici piyasası büyük öneme sahip olmaya devam ediyor.

DİYALOĞU YENİDEN KURMA ZAMANI

İleri doğru hareket edilirse, Çin-Hindistan iş birliğinin şekilleneceği, rakip olmayı veya rekabet içinde olmayı gerektirmeyen, bir dizi yol var. Her şeyden önce, iki ülkenin karşılıklı kalkınmayı sağlamak için gelişmekte olan ülkeleri destekleme konusunda ortak hareket etmesi gerekir.

BRICS gibi forumlar, geleceğini ekonomilerinin ön cephesini temsil ediyor ve onlardan bu şekilde faydalanmak gerekir. Aynı şekilde Shanghai İş Birliği Örgütü gibi kurumlar bölgesel iş birliği ve güvenlik diyaloğu platformları olmalıdır. Ve Hindistan Çin ile ilişkisini kabul ederek, QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) gibi Çin karşıtı ittifaklara balıklama girme konusunda ihtiyatlı olmalıdır.

İki ülke de sıfır-sonuçlu çatışma ya da düşmanlıktan kazançları olmayacağını bilecek bir konumdadır. Burada bir “kazan ya da kaybet” mantığı yoktur. Komşu olarak Çin ve Hindistan’ın kalkınması nihayetinde birbirlerini büyük ölçüde etkileyecektir. Birbirlerine bağlıdırlar. Çin, Hindistan ekonomisinin ve tüketici tabanının gelişmesini desteklemeye ve karşılığında bir ihracat piyasası olmaya hazır olacak. Temeller üzerine odaklanmanın, diyaloğu yeniden kurmanın ve istikrarı seçmenin zamanı geldi.