CGTN / Bradley Blankenship

Washington Beijing’e karşı “stratejik rekabetini” güçlendirirken, Washington politika belirleşicilerinin asli endişelerinden biri -Çin yeni bir dünya düzeni “istiyor”- üzerinde ciddi olarak durulmasını hak ediyor. Siz şimdiye kadar Kongre salonlarında mı yoksa medyada mı politika söylemini izlediğinizi bilmiyorken, jüri bunun doğru olup olmadığına halen karar vermedi.

İlk olarak, “küresel düzen” ne anlama geliyor? Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sık sık, uluslararası ilişkilerin nasıl sürdürüleceği (ya da sürdürülmesi gerektiğini) söyleyen bir “kural temelli sistem”den bahseder, ama bu ne anlama geliyor?

Birleşmiş Milletler (BM) belki de mantıklı bir başlangıç noktası olabilir. 2. Dünya Savaşı sırasında, İttifak güçleri o zaman var olan ve o zamana kadar uluslararası güvenliği korumakta başarısız olan Milletler Birliği’nin yerine geçecek bir uluslararası örgüt kurmak istedi. 1945’te, BM Sözleşmesi 51 ilk üyenin 50’si tarafından imzalandı.

En büyük uluslararası kurumlardan biri olan BM’ye şimdi 193 egemen devlet üye ve sözleşmesi uluslararası hukuk için temel bir başlangıç noktası hizmeti gördü. BM Sözleşmesi’nin kendisi bütün üye ülkelerin uluslararası barışı savunacağını, uluslararası yasayı destekleyeceğini ve bunların yanı sıra kendi ülkelerindeki toplumsal eşitlikle ilgili sorunları çözeceklerini ve vatandaşları için “yüksek hayat standartları” sağlamayı başaracaklarını belirtir.

“KÜRESEL DÜZEN” NE ANLAMA GELİYOR?

Washington’ın BM’nin kuruluşundan önce, sırasında ve sonrasında hem ülke içinde hem de ülke dışında uyguladığı politikalar açıkça, politika belirleyicilerin bugün bahsettiği küresel düzenin açıkça bu olmadığına işaret ediyor.

ABD açık ara dünyadaki en kavgacı ülke. Burası var olduğu 245 yıl içinde 227 kez savaşa girmiş ve 1946 ile 2000 arasında 9 seçimden birine müdahale etmiş bir ülke. Ve sadece ülkenin kendisi bu haydutça eylemlere girişmedi, arkasındaki kim olursa olsun, herhangi bir yerde istikrarsızlıktan yararlanmasını sağlayan sistematik dinamiklere sahip. Bunun en açık örneği devasa savunma sanayinin ABD’yi açık ara dünyanın en büyük silah tüccarı yapmasıdır.

İç sorunlarda, ABD tekrar tekrar eşitlikle ilgili uzun zamandır devam eden toplumsal sorunlarla ilgilenmek için herhangi bir ciddi siyasi iradeye sahip olmadığını gösterdi. İnsanlık tarihindeki en eşitsiz toplum olarak, ABD aynı zamanda vatandaşlarının çoğunluğuna “yüksek yaşam standardı” sağlamada başarısız oldu, çünkü yaşam standartları coğrafi yer ve toplumsal sınıfa dayalı olarak o kadar değişiklik gösteriyor ki.

Düşünülmesi gereken başka bir konu, ABD’nin tartışmalı konularda gerçek bir küresel uzlaşmanın yeterli temsili olarak hizmet eden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki (UNGA) tutumlarıdır. ABD Dışişleri Bakanlığının bu konuyla ilgili son raporuna göre, ABD bütün UNGA kararlarının yüzde 72’sine karşı oy verdi, 2019’da ülkeler arasındaki en yüksek sayı. Ayrıca 2017 ve 2018’de de kararların birçoğuna karşı oy kullandı. Aslında, 20 yıllık ortalama aynı oy verme durumu, yani ABD’nin diğer 192 ülke ile aynı şekilde oy verme oranı sadece yüzde 32 kadar.

ABD, DİPLOMATİK ANLAMDA EN ÇOK İZOLE OLAN ÜLKELERDEN BİRİ

Eğer bu hesaplamaya sadece seçilmiş birkaç ülke değil bütün ülkeler dâhil edilirse, ABD’nin dünyada diplomatik anlamda en çok izole olmuş ülkelerden biri olduğu açık. Özellikle, ABD, bazıları Çin ile anlaşmazlıkları ile ilgili olan, kalkınma ilgili kararlarda en çok yalnız kaldığını hesap ediyor.

Bunu akılda tutarak, UNGA kararlarının Washington’da neredeyse hiç tartışılmaması ve çoğunlukla göz ardı edilmesi şaşırtıcı değil, çünkü bu kararlar politika belirleyicilerin dünyayı nasıl hayal ettikleri ile benzeşmiyor. Bu genellikle Washington’ın, UNGA’da onunla aynı yönde oy kullanma eğilimi gösteren, Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) gibi gruplar içindeki birincil müttefikleri için de geçerli. Bunlar asıl olarak, başlarını başka yöne çeviren ya da doğrudan ABD saldırganlığını destekleyen,  çoğunlukla Küresel Kuzey’deki beyaz, Avrupalı (ya da Avrupa kökenli) ülkeler. İşte, Washington’ın “küresel düzen” dediğinde ima ettiği ülkeler bloku bu ve burada gerçekten de Çin’in ortaya koyduğu bir “meydan okuma” var, çünkü onun dış politikası Güney-Güney iş birliği ile kalkınmayı açıkça vurguluyor

Ancak bu meydan okuma, Çin’i Kuzey’in yasa dışı küresel düzeninin örtük kurallarının uygulanacağı, yani saldırı savaşları, tek taraflı zorlamalar vb.nin nesnesi olmaktan kurtarmıyor. Aksine, Çin’in aslında yeni bir küresel düzen kurmak istemediği aslında dünya halklarının çoğunluğunun 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kabul ettiği BM sözleşmesine konmuş olan ilkeleri evrensel olarak uygulamak istediği açık.