Haber: Samet Demir

Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yeni ortaya atılan Çin ekonomisini model alan yeni ekonomi planı ulusal ve uluslararası mecralarda son günlerin en çok gündeme gelen konusu oldu.

Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Ekonomist Dr. Rahmi İncekara, gündemi meşgul eden Çin yönetişimi, ekonomisi ve Türk ekonomisinin izleyeceği yol konusunda CRI Türk’ün sorularını yanıtladı.

Türkiye’nin Çin modelini benimsemesi ve uygulayabilmesi için 13 madde sıralayan İncekara şunları belirtti:

ÇİN’İN DOĞRU YÖNETİŞİMDEN KAZANIMI

“Çin, özellikle ekonomik kararları ile zorluklara meydan okumaya ve başarılı olmaya aşina bir ülkedir. Koronavirüs salgınının başlamasıyla Çin’de hükümet, pandemi döneminde işsizlik oranlarının yükselmesinin ardından istihdam oranını artırma hedefiyle yüksek harcamalar yapmıştır. Ayrıca, daha fazla altyapı projesini hayata geçirerek tedarik zincirinde aksamaların önüne geçmeyi planlamıştır. Böylelikle, pandemide hızı kesilmesi beklenen fabrikaların üretimini de artırmayı başarmıştır.

Çin ekonomik modelinin dünyada bir benzeri yoktur. Çin hükümeti, ekonominin büyüklüğüne rağmen dünyadaki hiçbir ülkenin yapmadığı kadar ekonomiyi sıkı bir şekilde kontrol altında tutmaktadır.

Çin ekonomisi 2020 yılında koronavirüs salgınına rağmen %2,3’lük büyüme kaydederek büyüyen bir ekonomi olmuştur. 2020 yılında, Çin ekonomisinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) 101 trilyon 600 milyar yuan (13 milyar Euro) ile ilk kez 100 trilyon yuan sınırını aşmıştır. 

Çin’deki güçlü ihracat rakamları, Çin ekonomisinin diğer ülkelerde değişen talep durumuna hızlı bir şekilde uyum sağlaması, uzaktan çalışma uygulamasında gerekli olan elektronik donanımın tesis edilmesi, tıbbi koruma ekipmanlarının devreye sokulması gibi atılımları, ekonomik büyümenin devamlılığını sağlamıştır.

Çin’in yeni beş yıllık kalkınma planı ile ekonomide dışa bağımlılığı azaltıcı tedbirler alınması, iç talep ve yerli inovasyon projelerinin teşvikine daha fazla ağırlık verilmesi bekleniyor. Bu plan, ekonomik, bilimsel ve her alanı kapsayan bir gücün büyük bir atılım daha yaptığını göstermektedir.

Çin liderleri, Batı demokrasilerindeki devlet yöneticilerinde olduğu gibi şaşırtıcı kişisel çıkışlar yapmadı. Konuşmalar hep itidalli, kontrollü ve “olması gerektiği” gibi olmuştur. Renk verilmeden, risk alınmadan ve duygular ön plana çıkartılmadan açıklamalar yapılmaktadır.  Sabırlı, soğukkanlı, istikrarlı ve akılcı yönetişim anlayışı Çin’in ekonomide ve diğer alanlarda başarılı olmasını sağlamaktadır. Disiplin inşası ve kendini yenilemeyi sürekli olarak sürdürmek temel Çin misyonu olarak görülmektedir.

Çin’in gelişimi, dünyada tek bir kalkınma modeli olmadığını, ulusal şartlara uygun, ekonomik kalkınma ve etkin sosyal yönetişim sağlayabilen, halk tarafından desteklenen bir sistemden ileri gelmektedir.

Çin, reformların kapsamlı bir şekilde derinleştirilmesi, ulusal yönetişim sisteminin ve yönetişim kabiliyetinin modernizasyonunun ilerletilmesi, yeni kalkınma kavramlarına bağlı kalarak yeni bir kalkınma modelinin inşa edilmesi ve hukukun üstünlüğünün kapsamlı olarak korunması, kalkınırken insanların refahının arttırılması, insan ve doğanın uyumlu bir şekilde bir arada yaşamasını ilke edinmiştir.”

“Doktor Öğretim Üyesi Rahmi İNCEKARA, İstanbul Kent Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret ve Lojistik bölüm başkanı olarak çalışmalarını sürdürmektedir”

ÇİN İLE TÜRKİYE EKONOMİLERİNDEKİ BENZERLİKLER VE FARKLAR

“Çin son 40 yılda yaptığı bir dizi piyasa reformları sayesinde dış ticaretle yatırım akışı sağlayarak yüz milyonlarca kişiye refah sağlamıştır.

Çin’in ekonomik anlamdaki tarihsel gelişimi; 1978 – 1996 arasındaki ‘sosyalist piyasa ekonomisine geçiş dönemi’, 1997 – 2002 yıllarındaki ‘durgunluk dönemi’ 2003’te başlayan ve günümüzde de süren ‘büyüme stratejisi dönemi.’

Deng Xiaoping’in başlattığı reformlarla ülke ekonomisi şekillenmeye başlamıştır. 1979’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasıyla ülke yabancı yatırımlara açılmıştır. Ucuz işgücü ve düşük kira maliyetinin sağladığı avantajlar nedeniyle yatırımcılar Çin’e para akıtmaya başlamıştır.

1990’lardan itibaren Çin daha hızlı büyümeye başlamıştır. 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması Çin ekonomisine yeni bir ivme kazandırmıştır. Diğer ülkelerle ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve gümrük tarifelerinin indirilmesi ile Çin malları her yerde belirmeye başlamıştır. Böylelikle Çin, dünyanın atölyesi haline gelmiştir. 1978 yılında, Çin’in ihracatı 10 milyar dolar ile dünya ticareti içinde %1’lik bir paya sahipken, 1985’te bu rakam 25 milyar dolara, 2005’te ise 4,3 trilyon dolara ulaşarak Çin’i dünyanın en büyük ticaret ortağı haline getirmiştir. Ekonomik reformlar yüz milyonlarca Çinlinin gelirinin artmasına yol açmıştır.

Hayata geçirilen “reform ve dışa açıklık” politikası neticesinde Çin, hızla büyüyerek dinamik bir ekonomik görünüm sergilemeye başlamıştır.

Çin’in ekonomik başarısında 3 önemli kriter ön plana çıkmaktadır:

– Nüfus yoğunluğu

– Doğru odak ve verimlilik

– Sermaye ya da bir diğer adıyla TFP (Toplam Faktör Verimliliği)

Çin’in 2000 ile 2012 yılları arasındaki fiziksel sermaye stokunun  büyüme oranının yarısından fazlasına etkisi bulunmaktadır. Çin’de bulunan büyük iş gücü, ülkenin TFP’sinin (Toplam Faktör Verimliliği) arttırmasında ve nüfusunun üçte birinin iş hayatına geçmesinde büyük rol oynamıştır.

Tarım, sanayileşme serüveninde ilk basamakta yer almaktadır. Tarım, düşük vasıflı iş gücü demektir fakat yüksek kar marjı anlamına gelir. 1990’ların başında, yabancı yatırımlar arttıkça vasıflı çalışanlara olan talep hızla artmaya başlamıştır. Çin hükumetinin ‘bir nüfusun becerilerine ve eğitimine yatırım yapmak sadece bireye değil aynı zamanda sektöre de fayda sağlar’ düşüncesi “beşeri sermaye” unsuruna verilen önemi ortaya çıkarmaktadır.

Herkesin fayda sağladığı ve ekonomiyi ileriye taşıdığı bir durum ortaya çıkmaktadır.

1990’larda ve 2000’lerin başında Çin, montaj, taklit, ihracat ve her pazara ürün çıkarma stratejisi ile hızla dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Gelişmiş ülkeler, üretimi Çin’e yaptırmaya başlamıştır. Teknik bilginin ülkeye aktarılmasıyla Çin, yüksek kaliteli ürünler ve teknoloji üretmeyi başarmıştır. Çinli üreticiler de hızla modern, yenilikçi ve yüksek teknoloji şirketleri haline gelmiştir. Ekonomik paradigma değişikliğine giden Çin, yatırımları artık ölçek büyütmek için değil, yüksek teknolojiyi desteklemek için kullanmaktadır. Çin yeni teknoloji üretip,  daha yüksek kâr sağlamaktadır. Teknoloji sektörüne yapılan geçiş, daha az iş gücü gerektirmektedir. E-ticaret gibi teknoloji yoğun sektörler de gün geçtikçe değer kazanmaktadır.

Hâlihazırda Çin, dünyanın en büyük ihracatçıları arasında yer almaktadır, döviz rezervleri ve bütçe fazlası rekor düzeydedir, ayrıca çarpıcı şekilde dış yatırım çeken bir ülke konumundadır.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  ‘ekonomide yeni dönem yeni yol haritası’ açıklaması ile ekonomik model değişikliğine girmiştir. Yeni ekonomik modelin ilkeleri ise şu şekildedir;

– Türkiye’yi üretimle büyütmek,

– Yüksek faiz kıskacından çıkarmak,

– Üretimle yabancı yatırımcıların dikkatini çekmek,

– Pazara yakınlık avantajını kullanmak,

Ekonomi modelinde 4 sacayağı bulunmaktadır. Bunlar; enflasyon, ihracat, faiz ve üretim.

Türkiye’nin Çin gibi malı ucuza üretip, tüm dünyaya ihraç ederek, bu üretimden döviz girdisi sağlayabileceği, turizm ve döviz kazandırıcı işlemler ile cari açığını kapatabileceği öngörülmektedir.

ABD, Çin ve Almanya gibi ülkelerin “düşük faiz” politikasını uygulayarak düşük faiz ortamının yatırımları arttıracağı ilkesinden hareket edilmektedir. 1970’lerin Almanya’sında mülteci nüfus, genç nüfus ve mültecileri çalıştırarak iş gücünü sağlaması, Çin’in genç nüfus, sanayi ve üretimle büyümesi örnek olarak gösterilmiştir. Yüksek faiz düşük kur ile değil, düşük faiz, genç nüfus ve üretimle büyüme düsturu benimsenmiştir. İhracatta rekabet için “rekabetçi kur” doğrultusunda yüksek kur kabul edilmiştir.

Ekonomik modelin 6 ay sonra meyvelerini vermesi beklenmektedir. Yeni ekonomi modeli ile cari açığımız kapanması, düşük faiz ortamının sağlanması, yüksek kazanç elde eden sanayi ülkesi haline gelinmesi hedeflenmektedir.”

 

TÜRKİYE’NİN UYGULAMASI GEREKEN BAŞLICA 13 MADDE

“Türkiye’nin yeni ekonomi modeli, tıpkı Çin gibi ihracat ve sabit sermaye yatırımlarının ekonomik büyümeyi arttırmasını öngörmektedir. Fakat Türkiye’nin Çin ekonomi modeline benzer bir şekilde yola devam etmesi için yol haritası ve bazı hamleleri hayata geçirmesi gerekmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz;

  1. Dış ticarette rekabetçi olunan sektörlerde vergi avantajının sağlanması,
  2. Üretim, yatırım, ihracat, yüksek teknoloji, döviz kazandırıcı işlemler, yazılım-donanım gibi alanlarda sübvansiyonların arttırılması,
  3. Bürokratik engellerin kaldırılması, 
  4. İhracatın bağımlı olduğu, hammadde, ara malı ve yatırım mallarının en azından yarısının ülke içinden karşılanması,
  5. İhracatı ve döviz kazandırıcı faaliyetleri arttırmaya yönelik politikaların teşvik edilmesi,
  6. Büyümenin istikrarlı  bir  şekilde  gerçekleştirilebilmesi için ihracata ilave olarak sabit sermaye yatırımlarını da arttırmaya yönelik politikalara öncelik verilmesi
  7. İhracat rekabetinin eğitilmiş iş gücü ve üretkenlik artışlarına dayanan topyekûn ve planlı bir strateji şeklinde kurgulanması,
  8. Yatırım ortamının şeffaflık, öngörülebilirlik, hesap verilebilirlik çerçevesinde oluşturulması,
  9. Yapısal reformların hayata geçirilerek, doğrudan yabancı yatırımların hayata geçirilmesi,
  10. İhracatın gerçekleşeceği pazarların arttırılması, ticaret diplomasisi ile ülkeler arası ilişkilerde sağlıklı ve sağlam ekonomik iş birliğinin tesis edilmesi,
  11. Yeni teknolojiler, yüksek katma değerli üretim, marka, inovasyon, lojistik, patent, pazarlama ve lojistik gibi alanlarda üretim, yatırım ve istihdam olanakları sunulması,
  12. Doğrudan Yabancı Yatırımların tesisi, yabancı sermaye için küresel bir cazibe merkezinin tesisi, döviz birikimi ile rezervlerin arttırılması, bütçe disiplini ve kamu harcamalarının ekonomik model ile örtüşmesi,
  13. Her pazara her ürün stratejisi ile üretimin iç pazarın yanı sıra sınır ötesine ulaştırılması.

Türkiye’nin Çin’e göre coğrafi koşullar, jeopolitik konum ve tedarik merkezlerine yakınlık gibi avantajları bulunmaktadır. Hem Avrupa hem de Asya kıtalarının bağlantı noktasında yer alan Türkiye, genç ve potansiyel vadeden nüfusu, batı ve doğu kültürlerinin kaynaşma noktasında yer alması büyük bir fırsat ortaya çıkarmaktadır. Çin örneği göz önüne alındığında Türkiye’nin öncelikle sabırlı olması gerekmektedir. Çin’in bu noktaya yaklaşık 40 yıllık bir süreç içerisinde geldiği düşünüldüğünde, sabır, istikrar, başarı ve tecrübe ile sonuca gitmek akılcı olacaktır.”