Küresel salgından ötürü hesapların alt üst olması nedeniyle gösterim tarihi ertelenen ve 2021’de dünya genelinde sinema salonlarını hareketlendirmesi beklenen “lokomotif” filmler, doğal olarak aksiyona dayalı popüler yapımlardı. Uzun süredir evlerde küçük ekran başında çakılı kalan sinemaseverler, son James Bond macerası “Ölmek İçin Zaman Yok” (No Time To Die) ve bir Çin efsanesine dayanan “Shang-Chi ve On Halka Efsanesi” (Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings) ile bir ölçüde eski günlere dönmüş gibi oldular. Bond, hep bildiğimiz gibi, kendi evreninde maceradan maceraya koşuyor, Soğuk Savaş’tan arta kalan işleri bitiriyor; “Shang-Chi…” ise seyirciyi yine iyi bildiği bir evrene, Marvel dünyasına sokmakla birlikte özellikle eğlenceli yanlarıyla şimdilik bir adım önde gidiyor.

GİŞENİN ZİRVESİNDE

“Rings” deyince akla hemen “Yüzüklerin Efendisi”nin gelmesi doğal ama bu kez parmağa değil, kola takılan marifetli halkalar söz konusu. Ölümsüz büyücü babası tarafından suikastçı olmak üzere özel eğitime tabi tutulup yetiştirilen, ölümcül dövüş teknikleri kadar simyayı da iyi bilen Çinli delikanlının günümüzde geçen 132 dakikalık macerası, Marvel’in kendisine hiçbir zaman sıcak bakmamış Çin devletine sempati gösterisi niteliğinde aslını söylemek gerekirse. Onlarca örnekte Uzak Doğululara eşitsiz yaklaşmış ve ayrımcılıkta bulunmuş Marvel Comics ve sinema evreni, bu kez elbette ki, ticari kaygılarla Çin kültürünün değişik boyutlarını keşfe çıkıyor, Çinlilerin cesaretinden, dostluğundan, iyiliğinden, güzelliğinden dem vuruyor. Doğrusu bunu hayli estetik ve göz alıcı biçimde yapıyor, bir Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Avustralya ortak yapımı olarak Çin’in dünü ve bugünü önünde saygıyla eğiliyor.

ABD’de altı haftada en çok hasılat yapan film olarak zirvedeki yerini halen koruyan film Türkiye’de yalnızca 120 salonda seyirciyle buluşmasına rağmen (“Ölmek İçin Zaman Yok” 598 salonda gösteriliyor) toplam 250 seyirciyle gişe yarışını önde götürüyor.

JACKIE CHAN’E BOL SELAM

Yıllar sonra karşılaştığı, daha doğrusu kendisini kaçıran, yıkıcı güçlere sahip babasının imparatorluğunu yıkmak için elinden geleni ardına koymayan sevimli kahramanın, başta Makao olmak üzere dünyanın çeşitli kentlerinde gezintiye çıktığı ve yolunun pek çok süper kahramanla kesiştiği macera, Hawai doğumlu yönetmen Destin Daniel Cretton’un elinde tam bir fantastik şenliğe dönüşmüş. Klasik Wushu-Kungfu sinemasının kuralları çerçevesinde Pekin Operası’nden trüklerle de beslenen “Shang-Chi ve On Halka Efsanesi”nin akla ilk getirdiği isim ise Jackie Chan oluyor ister istemez. Bu türe dair herhangi bir geçmiş deneyimi olmayan Cretton, senaryosunda da imzasının bulunduğu filmde Jackie Chan filmlerinden neredeyse birebir sahneler de kullanarak bol bol “dövüşürken de sevimli kalabilen kahraman” gösterisi gerçekleştirmiş. Sonuçta, dünyanın asık suratla değil yüzdeki tebessümle kurtarıldığı filmler bunlar ve Cretton da reçeteye sıkı sıkıya bağlı kalmış. 

Simu Liu, Tony Chiu, Michelle Yeoh gibi yıldızlaşmış isimlerin yanında filmi sürükleyici kılan isim ise bana sorarsanız “Awkwafina” olarak tanınan Nora Lum. İki yıl önceki Lulu Wang filmi “Elveda”da (The Farewell) müthiş bir performans sergilemiş olan genç oyuncu bu kez de rolüne dikkat çekici bir sıcaklık katıyor.

Tunca Arslan