CGTN / Stephen Ndegwa

Geçen hafta dünya çapında hem çevreciler hem de insanlık için iyimser bir ruh haliyle kapandı. Hatta birçoğu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki gerginlik günlerinin, iki ülke arasında geçen hafta perşembe günü iklim değişikliği oyuncularının bir araya gelmesiyle bir dönüşüme tanıklık edilebileceğini ummaya cesaret ediyor.

Çin’in davetiyle ABD’nin İklim Özel Temsilcisi John Kerry Shanghai kentinde üst düzey Çinli iklimden sorumlu yetkililerle bir araya geldi. Bu görüşmeler, Britanya’nın Glasgow kentinde 1-12 Kasım’da yapılacak 26. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP26) öncesinde yapıldı.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, iklim gündeminin ilerlemesini sağlamada 16 Nisan’da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un davetiyle Beijing’de Çin-Fransa-Almanya liderleri iklim zirvesine video bağlantısıyla katıldı. Xi’nin, Fransa ve Almanya’dan mevkidaşlarıyla yapılan toplantıya şahsen katılımı, Çin’in, iklim değişikliğini ele almada bütün küresel taahhütleri yerine getirmede öncü olmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Dünyanın iki büyük ekonomisi olarak Çin ile ABD, küresel karbondioksit emisyonlarının yüzde 43’ünü oluşturuyor. Bu iki ülkenin, küresel ısınmanın azaltılmasını ve dünyanın, 2015 Paris iklim Anlaşması’nda kabul edildiği gibi sıcaklıktaki yükselişin 1,5 dereceyi geçmemesini sağlamada en büyük yükü taşıdığı anlamına geliyor. İki ekonomik dev bu ahlaki yükümlülüğü bu nesle borçlular.

Şimdi, ABD Başkanı Joe Biden 21-22 Nisan’da yapılması planlanan Dünya Günü Zirvesi ile sadece eski ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın iklim sorunlarındaki iklim uyuşmazlığını geri almayı değil, aynı zamanda şimdiki ve gelecekteki görüşmeler için gündem belirlemeyi istiyor. Bu övgüye değer olsa bile ABD, Trump yönetimi Haziran 2017’de Paris Anlaşması’ndan çekildikten sonra dünyanın yoluna devam ettiği gerçeğini idrak etmelidir.

ÇİN YENİLİKLER KONUSUNDA ÜLKELERE ÖNCÜLÜK EDİYOR

Trump, iklim değişikliğinin bir aldatmaca olduğunu iddia etti. Dahası, geri çekilmeyi, “anlaşmaya göre ABD’nin verdiği taahhütlerin Amerikalı işçilere, işletmelere ve vergi mükelleflerine yüklediği adaletsiz ekonomik yüke” bağladı. Ancak kurumsal Amerika, Trump’ın iddialarına büyük oranda karşıydı, bu Biden’in iklim stratejisinin şanslı olduğu anlamına geliyor.

Teknolojik bakımdan en gelişmiş ülkeler olarak ABD ile Çin’in, ayrıca araştırma, kalkınma ve hem iç hem de endüstriyel seviyede karbon nötr teknolojilerin konuşlanmasında ön saflarda yer alması bekleniyor. Bu yüzden ABD’nin Çin’e karşı küçümseyici taleplerde bulunmasının zamanı değil.
Biden arayı kapatmak için sıkı çalışırken, Amerika’nın Trump yönetiminde sorumluluktan kaçtığı zamanki boşluğu doldurması ve bunun yerine, iklim değişikliği gündeminde hazır olmaya geri dönme görünümünde olmaktan ziyade eşit ortaklığı araştırmayı kabul etmesi gerekiyor.

Bugün Çin, tüm tedarik zinciri boyunca temiz ve yenilenebilir enerji yenilikleri bulmada sürekli olarak ülkelere öncülük ediyor.

Washington merkezli Strateji ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ne göre, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin, şu anda dünyanın en büyük rüzgâr ve güneş enerjisi üreticisi ve yenilenebilir enerjide en büyük iç ve dış yatırımcısı konumunda bulunuyor.

Bu durum Çin’i, hem iklim yeniliğinde hem de tedarik zincirinde merkeze yerleştiriyor. Çin zorunlu ihtiyaç duyulan bir varlık gibi değil, ancak yeşil teknolojilere geçişte en iyi yaklaşımlar konusunda danışılması gerekli bir ülke gibi görünüyor.

Çin’in karbon emisyonlarını sert biçimde azaltma taahhüdü ve müteakip eylemleri, ülkenin, iklim değişikliğine karşı mücadelede sürdürülebilir kalkınmada öncü olmasına ve önemli bir savunucu olarak ortaya çıkmasına sebep oldu.

ÇİN’İN İKLİM YÖNETİMİ KONUSUNDAKİ DANIŞMANLIĞI REHBER NİTELİĞİNDE

Çin, genellikle Xi’nin katıldığı bir dizi kamuoyunca iyi bilinen uluslararası konferanslar sırasında, 2030 yılından önce karbondioksit emisyonlarının zirveye ulaşacağı ve 2060 yılından önce karbon nötrlüğün sağlanacağı sözü verilen bir “yeşil toparlanma” çağrısında bulundu. Çin, Aralık 2020’de düzenlenen yıllık Merkezi Ekonomi Çalışma Konferansı’na göre, emisyonları planlanandan önce zirveye çıkarmaya olanak sağlamak için uygun koşullarla bölgelere destek sundu. Yeşil endüstriler büyümenin yeni bir itici gücü olacak.

Çin’in, çevre koruma gibi yüksek kaliteli kalkınma kavramı, geleneksel sektörleri yeşil kalkınmayı izlemeye zorlayacak ve daha fazla yeşil endüstrilerin ortaya çıkmasına olanak sağlayacak.
Dünya liderlerinin, dünyanın iklim değişikliği sorunlarını konuşmaya ihtiyaç duyduğu bu kritik zamanda Çin’i aramaları tesadüfi değil. Çin’in, büyük ülkeler telaşa kapılırken ve bunalırken, koronavirüs salgınını etkili biçimde ele almadaki sosyal ve ekonomik başarı hikâyesi, ülkeye, açıkçası iklim değişikliği gibi başa çıkılamaz boyutta bir küresel gündeme öncülük etmede ihtiyaç duyulan meşruiyeti sağladı.

Bu arada dünyanın geri kalanı ABD’nin, Çin ile jeopolitik düellosunda başka bir savaş cephesi açmayı planlamadığını umuyor. Koronavirüs salgınının gösterdiği gibi hepimiz bu işte beraberiz ve hepimiz güvende oluncaya kadar hiç kimse güvende değil.

Çin, zorlukların üstesinden gelmek için elini taşın altına koymaya gönüllü olduğunu gösterdi. Çin’in iklim yönetimi konusundaki danışmanlığının küresel iklim eyleminde bir rehber olarak kullanılması doğaldır.