Global Times / Wang Wen

Çin, insanlığın modernleşmesinden bu yana tarihte yükselen diğer tüm güçlerden daha karmaşık, zor ve çeşitlendirilmiş bir dış çevre ile karşı karşıyadır. Uluslararası toplum bugün dünyanın tarihsel sismik değişimlerine tanık oluyor; iklim değişikliği ve ekoloji, büyük güçler arasındaki şiddetli rekabet ve dijital çağda kırılgan ulusal güvenlik. Çin’in barışçıl kalkınma konusundaki istekliliği üzerindeki dış ahlaki kısıtlamalarla birleştiğinde, hepsi birbiriyle rezonansa girerek ulusun yükselişine bir engel zinciri oluşturuyor.

Öncelikle Çin, modern sanayileşmeden bu yana ekolojik değişkenleri önemseyen tek küresel yükselen güçtür. İster sömürgeci yayılma çağı, ister endüstriyel çağ olsun Batı, diğer ülkelerin ekolojisini yok etmek veya sanayileşme sürecinde iklim ortamını kirletmek için fazladan kalkınma maliyeti ödemek zorunda değildi. 1990’lardan beri insanlar iklim değişikliğine eşi görülmemiş bir önem vermeye başladı.

“Cehennemden gelen politika sorunu” (Yale İklim Değişikliği İletişimi Programı’ndan Anthony Leiserowitz’e göre), birçok gelişmekte olan ülke için ekonomik büyümenin önünde bir sınırlama haline geldi. Aynı zamanda Çin’in yükselişini etkileyen yeni dış değişken haline geldi.

Çin’in stratejik hedefleri ve uluslararası sorumluluğu var. Bu, yalnızca Çin’in 2009’daki Kopenhag İklim Konferansı’nda belirlenen 2020 hedeflerini yerine getirmekle kalmayıp, aynı zamanda 2030’dan önce karbon emisyonlarını zirveye çıkarmak ve 2060’tan önce karbon nötrlüğüne ulaşmak için büyük hedefler ortaya koymasıyla örneklenebilir. Ancak Çin halen endüstriyel değer zincirinin alt ve orta sınırında bulunuyor. Dış ekolojik kısıtlamalar şüphesiz Çin’in kalkınma dönüşümünü zorlamak için zorluklar ve baskılar oluşturdu.

İkincisi, Çin, son 500 yıldır kendisini diğer ülkeler tarafından kontrol altına alınmaktan korumak zorunda olan, Batılı olmayan tek küresel yükselen güçtür. Keşif Çağı’nda Portekiz, İspanya ve Hollanda ya da Sanayi Devrimi sırasında İngiltere, Fransa ve Almanya ya da 20. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya ve Sovyetler Birliği olsun, hepsi nispeten homojen bir medeniyet içinde ulusal güç safları için rekabet ediyorlardı. Bu ülkeler, sömürgeleştirme ve diğer ülkelerin işgali sırasında birbirleriyle işbirliği yapma eğilimindeydiler.

ÇİN’İN STRATEJİK HEDEFLERİ VE ULUSLARARASI SORUMLULUĞU VAR

Çin, Batılı güçlerin geçmişte ittifaklarını kurma diplomasisini asla uygulamayacak. Soğuk Savaş sırasındaki gibi iki karşıt kamp arasındaki çatışma yolunu da tekrar etmeyecek. Batı medeniyeti, Doğu’nun yükselişi konusunda eşi görülmemiş derecede endişeli ve duyarlı olmuştur. Bazı bölgesel büyük güçler Çin’in yükselişini kıskanıyor ve sözde kurallar kisvesi altında popülizmi, korumacılığı, tek taraflılığı ve hegemonyayı uyguluyor. Tüm bunlar, Çin’in yükselişini bastırmak için bir fikir birliği oluşturabilir. Çin, diplomasisi konusunda dikkatli olmazsa, Batı’nın toplu kuşatma tuzağına düşebilir. Ayrıca dijital çağda işler birbirine bağlı. Dış finansal riskler artıyor, küresel endüstriyel zincirler ve tedarik zincirleri kırılgan, sınır anlaşmazlıkları sık, aşırı güçler aktif ve ayrıca teknolojik ayrışma ve dijital baskı da var. Çin’in dış güvenlik ortamı açıkça diğer zamanlardan daha karmaşık.

Üçüncüsü, Çin, diğer ülkeleri istila etmeyi değil, barışçıl bir şekilde gelişmeyi vadeden tek yükselen küresel güçtür. Çin, nükleer silahı ilk kullanan olmayacağına ve asla hegemonya peşinde koşmayacağına söz verdi. Çin, Kuşak Yol İnisiyatifi’ni önerdi, proaktif olarak insanlık için ortak bir geleceği olan bir topluluğu teşvik etti ve Covid-19 sırasında diğer ülkelere tıbbi malzeme ve aşılarla yardım sağladı. Çin’in yükselişi, insan uygarlığının ilerleyişini ve sorumlu bir büyük gücün imajını gösteriyor.

Çin, yükselişi savaşa, çatışmaya ve sömürgeleştirmeye dayanan diğer ülkelerin eski yolunu taklit etmeyecek. Benzer şekilde, diğer ülkelere zorbalık yapmak için eşitsiz bir mali, ticari ve ekonomik sistem kurmak gibi kötü bir yola girmeyecektir. Çin diplomasisi barışı, iş birliğini ve kazan-kazan çözümlerini savunur. Bu, tarihteki büyük güçlerin yükselişinin ve düşüşünün acı verici derslerinin yanı sıra, son on yıllardaki kendi reform ve açılımının faydalı deneyimlerine dayanmaktadır. Gizli güdülere sahip bazı güçler, Çin’i ahlaki kısıtlamalara sokmaya ve Çin’i “zorbalık”, “soykırım”, “demokratik değil”, “şeffaf olmayan” ve “insan hakları eksikliği” gibi suçlamalarla etiketlemeye çalışıyor. Çin bu iddiaları reddettiğinde, Batı medyası tarafından “savaşçı kurt diplomasisi” uygulamakla suçlanıyor.

Bu tür Batılı görüşleri ile başa çıkmak için Çin, diplomasisinde daha çok ahlaki yükümlülükler ve kurallar düşünmelidir. Çin, ekonomik güç, endüstriyel yetenek, askeri ve savunma ile bilimsel teknoloji için rekabet ediyor ve aynı zamanda modeller, temettüler ile iyi yönetişim için rekabet etmeye de teşvik ediliyor. Tarihteki diğer yükselen güçlerle karşılaştırıldığında Çin, kurallara uymak, yaklaşımlarına dikkat etmek ve örnekler oluşturmak açısından daha fazlasını yapmak zorunda.

Çin’in liderliği bu tür iniş çıkışları öngördü. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, ekonomik ve sosyal çalışma konulu bir sempozyumda, dış çevrede giderek daha fazla rüzgârla karşı karşıya kalacağımızı ve geçen yıl Ağustos’ta başkanlık ettiği 14. Beş Yıllık Plan (2021-2025) planlaması seminerinde bir dizi yeni risk ve zorlukla başa çıkmaya hazır olmamız gerektiğini söyledi. Ulusal gençleşme noktasına yaklaşırken, bu, tüm Çin halkına, dış çevre karşısında istikrarlı ve sağlam kalmamız, alt çizgimizi korumamız ve tüm zorlukların üstesinden gelmemiz gerektiğini hatırlatıyor.