CGTN / Bradley Blankenship

Çin Maliye Bakanlığı, geçen hafta cuma günü ülkenin savunma bütçesinin 2021 yılında yüzde 6,8 artacağını açıklarken, bu durum, bazı başkentlere baş dönmesine yol açtı. Bununla birlikte Çin’in askeri harcamalarındaki yükselişin dikkat çekici durumu, bazı ülkelerin medyasında ne olduğunu anlama konusunda başarısız kaldı.

Meslekten olmayanlar için, yüzde 6,8’lik yükselişin, yıllık bütçe planından bahsetmek şöyle dursun, toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) göre nispeten yüzde 6,8 oranında bir yükseliş olmadığına vurgu yapmak önemlidir. Bu rakam, basitçe Çin’in 2020 yılına göre bu yıl yüzde 6,8 oranında daha fazla harcama yapacağı, yani yüzde 0,2 artışla 209 milyar ABD doları olacağı anlamına gelmektedir.

Bu kesinlikle çok büyük bir rakam olsa da diğer ülkelerdeki askeri harcamalarla oransal olarak karşılaştırıldığında gerçekte o kadar da fazla olmadığı ortadadır. Global Times’ın yakın zamanda açıkladığı bir rapora göre, 2019 yılında Çin’in savunma bütçesi GSYİH’sinin yüzde 1,22’sini oluşturarak, komşuları Rusya ve Hindistan ile ABD’nin altında kalmıştır. 

ÇİN’İN SAVUNMA HARCAMASI ABD’DEN ÇOK UZAKTA

Gazete, Çin’in savunma harcamalarının, 2010 ve 2019 yılları arasında ortalama bileşik büyüme oranının yüzde 9,1 oranında artmasından sonra yükseldiğine işaret etti. Ancak gerçekten inandırıcı bir şekilde açıklamak için, Çin’in savunma harcaması GSYİH’ye oranladığında yüzde 2,6 olan küresel ortalama seviyenin altında ve 2019 yılında yüzde 3,4 olan asıl rakibi Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) çok uzaktadır. Çin’in artık ordusuna fazla miktarda kaynak aktarabileceği söylenebilir ki, bu doğru değil. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) son Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, Çin’in ekonomisinin 2021 yılında yüzde 8 oranında büyümesi öngörülüyor. Bu arada Çin hükümetinin bu yıl askeri harcaması için yüzde 6’nın üzerinde bir hedef belirlemesi, Çin askeri harcamalarındaki artışın, ülkenin genel ekonomik gidişatıyla aşağı yukarı uyumlu olduğunu gösteriyor.

Bunun, bir Asya ülkesi için en büyük askeri bütçe yükselişini temsil ettiği doğrudur, ama bu resmin tamamını göstermiyor.

Çin, geçen yıl dünyada pozitif ekonomik büyüme gösteren tek büyük ekonomiydi, bu, komşularıyla karşılaştırıldığında siyasi amaçları bakımından nispeten kararlı olduğu anlamına gelmektedir. Yoksulluğu azaltma ve Halk Kurtuluş Ordusu’nu (PLA) modernleştirme gibi önemli programlarda, sonuç olarak ilerleme kaydetmektedir.

Dahası da var, Çin, bu yönde -PLA’nın modernleştirilmesine ilişkin- özellikle yeni dış tehditler yüzünden kararlı olması konusunda teşvik edilmektedir. Örneğin, ABD yönetimi, Taiwan Boğazı ve Güney Çin Denizi’ndeki Çin karasuları yoluyla Çin kıyılarına savaş gemileri ve uçaklar göndererek, Çin’i sürekli olarak kışkırtmaktadır.

Ayrıca, ABD halen Çin’in batı kıyısına yakın Afganistan’da önemli oranda askeri varlığını sürdürmektedir. Güneybatısında, Çin, Hindistan’ın saldırganlığıyla karşı karşıyadır, yakın zamanda iki ülke arasında ölümcül askeri anlaşmazlık yaşandı. Çin, aynı zamanda iç işlerine müdahale ederek ülkeyi karıştırmayı amaçlayan ABD öncülüğünde bir savaşın baskısı altındadır.

ÇİN’İN ARTAN ASKERİ HARCAMALARI DIŞ TEHDİTLERE KARŞI SAVUNMASININ DOĞAL SONUCU

Bu açıdan bakıldığında, Çin’in askeri tavrının açıkça savunma olduğu gün gibi ortadadır. Durum böyle olmasaydı, Çin’in, komşularının -ve ABD’nin- nispeten dezavantajlı konumunda olduğu ve askeri harcamalarını hızlıca yükselttiği gerçeğinden faydalanabilirdi. Ne var ki, olan bu değil. 

Aksine, ABD ve Asya-Pasifik bölgesindeki müttefikleri fazla harcama yapmaktadırlar. ABD’nin, içeride gereğinden çok sorunu vardır ve şişkin askeri bütçesini, ekonomik cephede kendi rekabetçi avantajlarını oluşturmada gerçekten kullanabilir.

ABD yönetimi, ulusal sağlık sistemini geliştirebilir, altyapısını modernleştirebilir, eğitime daha fazla yatırım yapabilir veya konut sorununa daha iyi çözümler üretebilir; bunun yerine Beyaz Saray, eski ABD Başkanı Donald Trump ya da şimdiki ABD Başkanı Joe Biden, ABD ordusunu halkının önüne koymakta ısrar etmektedir.

Çin’in askeri harcamalarının komşularına göre daha fazla artırdığı doğru olsa bile, Çin’in komşuları -özellikle ABD’ye yakın olanların- ekonomileri darbe alırken askeri harcamalarını artırması, ordunun onlar için, ekonomik performansa doğrudan bağlı olmayan bir öncelik olduğunu gösteriyor. Sadece, Çin’in, neden uygun bir şekilde savunma kapasitesini yükseltmesi gerektiği konusunu anlamlı hale getiriyor. 

Kısacası, Çin’in artan askeri harcamaları, ekonomik refahını ve egemenliğini dış tehditlere karşı savunmasının doğal sonucunu temsil ediyor; bazılarının ima ettiği gibi, düşmanlık ve savaş davulları çalmaya çok hevesli bir ulusal liderliği değil.