Global Times / Wang Zefei

50 yıl önce 25 Ekim 1971’de Çin Halk Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler’deki (BM) haklı yerini resmen aldı ve Batı diplomatik izolasyonu delindi. Bu oylamada Çin lehine oy veren 76 ülkenin 26’sı Afrika ülkeleriyken, bu karar tasarısını hazırlayan 23 ülkenin 11’i de Afrika ülkesiydi. Bağımsızlığını kazanmış birçok Afrika ülkesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı ülkelerin zorlamalarına rağmen “Tek Çin” ilkesini kararlılıkla destekledi. Bu ülkelerin cesareti emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı ortak mücadeleleri sırasında gelişen Çin-Afrika dostluğundan kaynaklanıyor.

Güney Afrika ülkeleri için 25 Ekim ayrıca özel bir gün. 2019’da 39. Güney Afrika Kalkınma Topluluğu zirvesi bugünü, Batı tarafından yasa dışı olarak konulan yaptırımlardan uzun zamandır zarar gören Zimbabwe ile dayanışmayı göstermek için “Yaptırım Karşıtı Gün” olarak ilan etti. Ağustos 2001’de ABD Senatosu sözde Zimbabwe Demokrasi ve Ekonomik Toparlanma Yasası’nı kabul etti. Ertesi yıl, ABD hükümeti, BM yetki vermeden, tek taraflı olarak Zimbabwe’ye yaptırımlar koydu. Bugüne kadar Zimbabwe’ye ABD ile Batılı ülkelerin ve örgütlerin uyguladığı meşru olmayan baskı 20 yıldır devam ediyor. Çin, Afrika ülkeleri ile birlikte, tekrar tekrar Zimbabwe’ye karşı yasa dışı yaptırımların kaldırılması çağrısı yaptı. Ancak Washington ve diğer Batılı başkentler basitçe bunu göz ardı etti.

HİÇBİR DÜŞMAN ADİL BİR DAVAYI BASTIRAMAZ

20 yıldır Zimbabwe halkı Batı yaptırımlarının altında yaşıyor. Bu yaptırımlar Zimbabwelilerin ülkenin iş ortamını ve halkın yaşamını iyileştirme çabalarını engelledi. Abartısız tahminlere göre, yasa dışı yaptırımlar Zimbabwe’ye 40 milyar dolardan fazla ekonomik kayba neden oldu. Victor Hugo’nun Çin’i işgal eden Britanya ve Fransız ittifak güçlerine sorduğu çok alıntılanan yüreklere dokunan sorusunu hatırlayabiliriz; ABD ile diğer Batılı ülkeler kendilerini demokratik ülkeler ve Zimbabwe’yi antidemokratik olarak görüyor. “Demokratik ülkelerin, antidemokratik ülkelere” yapması gereken bu mu?

Zimbabwe’nin yasa dışı yaptırımlardan çektiği birkaç ülke için yeni bir şey değil. İstatistikler sadece Trump döneminde ABD’nin bin 900’den fazla yaptırım koyduğunu gösteriyor. Bu her gün ortalama üç yaptırım konması demek. Çin halkı bunun acısını daha ağır hissetti. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulmasından sonraki ilk dönemde ABD ile diğer Batılı ülkeler askeri abluka, ticaret ambargosu ve siyasi izolasyondan oluşan bir düşmanca tutum benimsedi. Son yıllarda ise ABD, Çin halkının baskıya boyun eğeceği boşa ümidi ile Çin’e her cephede pervasızca baskı uyguluyor. 

Hiçbir düşman adil bir davayı bastıramaz. Çin ile Zimbabwe dâhil Afrika ülkeleri birbirini destekliyor. Birlikte dış müdahaleye karşı çıktılar ve bağımsız bir gelişme yoluna girdiler. Gerçekler yaptırımların Çin’i yıkamayacağını kanıtladı. Yaptırımlar Afrika halkını da korkutamaz. Herhangi bir dış baskı “kâğıttan kaplan”dan başka bir şey değildir ve sadece halkın siyasi müdahalenin çirkin yüzünü vicdanı ile görmesine yardımcı olur. Bu sadece Çin ile Afrika halkını zor dönemlerde daha da yakınlaştırır.

YENİ DÖNEM “SOĞUK SAVAŞ” ANLAYIŞINI HOŞ KARŞILAMIYOR

Şu anda, dünya büyük değişiklikler ve salgın yüzyılda bir rastlanacak bir anda iç içe geçerken yeni bir kavşakta bulunuyor. Uluslararası toplumun, her zamankinden daha fazla zorluklarla uğraşmak ve ortak gelişmeyi başarmak için el ele vermesi gerekiyor. Batıdaki bazı insanlar sıklıkla “kurallardan” bahsediyor. Ama aslında çak az Batılı ülkenin uluslararası toplum üzerine empoze ettiği kuralları tek taraflı olarak empoze ediyor.

Böyle bir numara BM’nin merkezinde olduğu uluslararası sisteme ve BM Sözleşmesi’nin amaçları ile ilkelerine dayalı uluslararası ilişkilerin temel kurallarına aykırıdır. Yeni dönem Soğuk Savaş anlayışını hoş karşılamıyor, hegemonya ve hakimiyeti de kabul etmiyor. Bazı ülkeler “öğretmen” olmaya alışmışlar. Bu değiştirilmesi gereken kötü bir alışkınlık!

Hem Çin hem de Afrika geçmişte Batı’yı güçler tarafından sömürgeleştirilmiş -Çin kısmen- ve baskı altına alınmıştı. İkimiz de bağımsızlık ve kurtuluş için savaştık. İkimiz de daha coşkulu daha iyi bir yaşam arzusunu aziz bildik. Bu ortak benzerlikler nedeniyle Çin ile Afrika doğal müttefikler ve ortak geleceğe sahip bir topluluk haline geldi. Çok taraflılığa, kurumsal ön yargılardan ve ideolojik engellerden kurtulmaya, barış, gelişme, eşitlik, adalet, demokrasi ve özgürlük ortak değerlerini savunmaya bağlıyız. Önümüzde halen uzun bir yolculuk var. Çin her zaman Afrika ülkelerinin yanında olacaktır.

50 yıl önce Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki kardeşlerimizi ulusal bağımsızlık mücadelelerinde destekledik. Buna karşın, bu gelişmekte olan ülkeler BM’de bizi destekledi. Bugün, dünyanın bütün ilerici güçleri ile el eleyiz ve barış ile insanlığın gelişmesi yüce amaçları için dirençli çabalarımıza devam ediyoruz.