Haber: Gökhun Göçmen

Çin, ABD ile kurduğu ilişkilerde diplomatik teamüllerini değiştiriyor. Değişimin merkezinde hızla yayımlanan açıklamalar, kırmızı çizgiler, listeler ve sert anımsatmalar yer alıyor.

Çin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında yükselen tansiyon hafta başında yapılan görüşmelere yansıdı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ı ağırlayan Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, Beijing yönetiminin üç kırmızı çizgisini duyurdu. İlk olarak ABD’nin Çin’in yönetim sistemine saygı göstermesi gerektiğinin altını çizen Wang, ikinci olarak Çin’in kalkınma yolunun yaptırımlar ve tarifeler ile kesilmemesi gerektiğini vurguladı. Çinli diplomat son olarak ise ABD’nin ülkesinin ulusal egemenlik ve sınır bütünlüğünün ihlal edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Wang Yi bu bağlamda özel olarak Xinjiang, Taiwan ve Hong Kong Özel İdari Bölgesi’ne dönük tartışmalarını anımsatarak “Hiçbir ülke ulusal egemenliğinin ve güvenliğinin zedelenmesine izin vermez.” uyarısında bulundu.

Asya turu çerçevesinde Çin’in kuzeyinde bulunan Tianjin’de ağırlanan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’a ayrıca Beijing yönetiminin endişelerini içeren iki farklı liste sunuldu. “ABD’nin Durdurması Gereken Hataları” isimi verilen ilk listede Çin Komünist Partisi (ÇKP) üyelerine getirilen vize kısıtlamaları, Çin medyası ve Konfüçyus Enstitüleri üzerindeki baskılar ve Çinli şirketlerin yaşadığı zorluklar yer aldı. “Çin’in Endişe Duyduğu Bireysel Dosyalar” adını alan ikinci listede ise vizeleri iptal edilen öğrenciler, baskıyla karşılaşan diplomatik temsilciler ve Amerika içinde giderek büyüyen Çin karşıtlığı ABD’li makamların dikkatine sunuldu.

Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD’li muhatabı ile görüşmesinin öncesinde yaptığı açıklamada “Eğer ABD diğer ülkelere eşit davranması gerektiğini öğrenmediyse Çin’in uluslararası toplumla beraber bunu öğretme sorumluluğu vardır.” ifadelerini kullanmıştı. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Xie Feng ise ABD’nin “rekabet, iş birliği ve meydan okuma” olarak sınıflandırdığı dış politikasının özünde “kuşatma siyaseti” olduğunu dile getirmişti. Xi Feng ayrıca ABD’nin “hayali bir düşman yaratmak” yerine kendi sorunlarına odaklanması tavsiyesinde bulunmuştu.

AGRESİF SAVUNMA DÖNEMİ

Çin’in ABD karşısında sertleşen söylemi ülke basınında “yeni normal” olarak yorumlanıyor. Beijing yönetiminin “inisiyatif aldığı” belirten Fudan Üniversitesi Amerikan Çalışmaları Merkezi Direktörü Wu Xinbo, Global Times gazetesine verdiği demeçte “Çinli yetkililer diplomasideki yeni normali gösterdiler.” diye konuştu. Gazete Çin, diplomasisini “proaktif” olarak tanımlarken, konuyla ilgili yayımladığı başyazıda “Çin, ABD’nin kibrine karşı daha doğrudan olmalı” başlığını tercih etti. Başyazıda diplomaside yaşanan değişime dair şunlar kaydedildi:

“Çin geçmişte Çin-ABD görüşmelerine dair olumlu bir atmosferi vurgulardı. Görüşmeler yüksek tansiyonlu geçtiğinde Çin, kamuoyunu bilgilendirmeyebilirdi. Bu kez Çin, Dışişleri Bakan Yardımcısı Xie’nin Tianjin’deki açıklamalarını hızlı biçimde kamuoyuna açıkladı. Bu, Anchorage görüşmesinde (Biden döneminde Çin ve ABD arasındaki ilk yüz yüze temas) başlayan Çin yaklaşımının önemli duruşun sağlamlaştırılmasıdır. Çin-ABD ilişkilerindeki kamuoyunu şekillendirmek için artık tek taraflı çaba göstermeyeceğiz.”

BIDEN STRATEJİSİ DİRENİŞLE KARŞILAŞTI

Çin ve ABD arasındaki yüksek düzeyli ikinci diplomatik görüşme uluslararası basın kuruluşları tarafından da yakından takip edildi. The New York Times gazetesi de mart ayında Alaska’da düzenlenen Çin-ABD zirvesindeki sert tonun devam ettiğine işaret etti. Biden politikasına direniş gösterildiğini savunan haberde görüşlerine yer verilen eski ABD Savunma Bakanlığı Çin Direktörü Drew Thompson “Beijing maksimalist bir çizgi izliyor.” yorumunda bulundu. The Washington Post gazetesi ise Biden döneminde sertleşen Çin politikasını gündeme taşıyarak, Beyaz Saray’ın eski başkan Donald Trump’ın izinden gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan Reuters haber ajansı 4 saat süren Tianjin görüşmelerine dair yayımladığı analizde tarafların pozisyonlarını “kemikleştirdiğini” aktardı. Michael Martina ve David Brunnstrom imzalı analizde tarafların taviz vermediği için ilişkilerin durma noktasına geldiği iddia edildi.