Bu yıl küresel salgın nedeniyle 26 Nisan’a ertelenen 93. Akademi Ödülleri, namı diğer Oscar Ödülleri’nin sonuçları özellikle En İyi Yönetmen kategorisinde büyük merakla beklenmekte. Merakın nedeni, Oscar tarihinde bu dalda ilk kez iki kadın yönetmenin birden aday gösterilmiş olması. İster bu en popüler ve en şatafatlı ödül kurumunda kadınlara bir barış çubuğu uzatıldığını düşünün, ister uzun yıllar boyunca haksızlığa uğrayan kadın yönetmenlere nihayet adil davranılmaya başladığına inanın, “Nomadland”le Çinli Chloe Zhao (39) ve “Promising Young Woman”la İngiliz Emerald Fennell (36) sonuç ne olursa olsun şimdiden tarihe geçmiş durumdalar.

Ezelden beri cinsiyet, renk ve ırk ayrımı yapmakla suçlanan Akademi,  sektörün değişik alanlarından gelen 6 bin üyesi arasında kadın-erkek dengesinin kurulduğunu açıklamıştı bir süre önce. Öte yandan 2024’ten itibaren, bence sanatsal olmayan ve fazlasıyla yapay kriterlerle filmlerin adaylık koşullarında bazı yapısal dayatmalara gidileceği de biliniyor. Örneğin, Berlin Film Festivali kadın oyuncu-erkek oyuncu ayrımını kaldırarak “kadınların görünürlüğünün” üstüne bir çarpı atarken, Oscar’da kadınlara gerçek anlamda eşitlik sağlanıp sağlanmayacağını zaman gösterecek. Ama yine de Zhao ve Fennell’ın adaylıkları en azından şimdiden 93 yılın dökümündeki çarpıklığı biçimsel de olsa biraz düzeltecek gibi.

Bu yıla gelinceye kadar Oscar’ın En İyi Yönetmen kategorisinde adını adaylar arasına yazdırabilen kadın sanatçı sayısı sadece beşti: 1976’da “Yedi Harika”yla Lina Wertmüller, 1994’te “Piyano”yla Jane Campion, 2004’te “Bir Konuşabilse”yle Sofia Coppola, 2009’da “Ölümcül Tuzak”la Kathryn Bigelow, 2018’de “Uğur Böceği”yle Greta Gerwig.

İçlerinden yalnızca Kathryn Bigelow, artık nasıl denk geldiyse, Oscar tarihinin en kötü filmlerinden biri olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak işgalini kutsayan görkemli bir skandal niteliğindeki “Ölümcül Tuzak”la heykelciği havaya kaldırmayı başarmıştı!

BEIING, LONDRA, LOS ANGELES

Emerald Fennell, daha çok televizyon dizilerindeki oyunculuğuyla öne çıkan bir isim; senaristliği de söz konusu ve şimdiye dek rol aldığı beş sinema filmi var.

1982 Beijing doğumlu Chloe Zhao ise yönetmenlik açısından daha deneyimli ve Oscar yarışında biraz daha şanslı. Babası çelik işletmesinde müdür, annesi ise Halk Ordusu’nun gösteri bölümünde çalışan bir sanatçı. Los Angeles’a yerleşmeden önce bir süre Londra’da yaşayan ve eğitimini tamamlayan Zhao 2010’da yaptığı kısa filmle dikkatleri çekince tümüyle sinemaya yoğunlaşmış.

2015’te çektiği, Güney Dakota’daki Amerikan yerlileri rezerv bölgesinde yaşayan dağılmış bir ailenin küçük kızının, çekip Los Angeles’a gitmek isteyen ağabeyiyle sevgi bağlarını işleyen ilk filmi “Ağabeylerimin Bana Öğrettiği Şarkılar” (Song My Brother Taugh Me) gerçekten mükemmel bir ilk film ve parlak bir bağımsız sinema örneğiydi. Hüzün verici öyküyü, ne olursa olsun yaşama sarılma duygusuyla donatıp mükemmel görüntülerle sunan Zhao, ikinci filmi “Binici” (The Rider) ile yönetmenliğini iyiden iyiye olgunlaştırmış, başarısını ikiye katlamıştı.

OSCAR’IN GELENEKSEL HABERCİSİ ALTIN KÜRE

Filmografisindeki üçüncü uzun metraj çalışma olan “Nomadland”in Chloe Zhao’yu, Frances McDormand gibi büyük bir sanatçının da varlığı sayesinde zirveye çıkardığı söylenebilir. Altı dalda birden (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi) Oscar adaylığı bulunan filmin ödül listesi şimdiden hayli kabarık. Son olarak, “Oscar’ın habercisi” olarak bilinen Altın Küre’de En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri alan Zhao, bu ödülü kazanan ilk Asyalı kadın olarak da tarihe geçti.  

Altın Küre’nin Oscar’ın “geleneksel habercisi” olma özelliği bu yıl da tekrarlanacak mı, 25-26 Nisan gecesi öğrenmiş olacağız. 2008 krizi sonrasında her şeyini kaybeden 60’lı yaşlardaki bir kadının ABD’nin batısında karavanıyla sürdüğü göçebe yaşamı öyküleyen “Nomadland”in Oscar için en güçlü adaylardan biri olduğunu ve başarısının sürpriz sayılmayacağını şimdiden söyleyebilirim.

Tunca Arslan