CGTN / Azhar Azam

Ekonomik olarak özlenen Donald Trump, Çin hakkında o kadar çok konuştu ki, ettiği gevezelik sayısı kadar bir derleme hazırlansa tuhaf görünürdü. Sonunda, hem Beijing’e yönelik dar yaklaşımı hem de “Çin, Çin, Çin…” gibi neredeyse yarı ifadeler içeren dış politikası fena halde bocaladı ve başkanlığı artık tarih oldu.

Başkanlık kampanyası sırasında, Joe Biden ile Çin’e karşı yumuşak davrandığı için alay etti ve rakibine politik alanda zarar vermek için “Beijing Biden” adında bir karalama kampanyası başlattı. Trump arkasında, Beyaz Saray için ikinci seçimi kaybetmesine rağmen, Biden’a Amerika’nın 21. yüzyılın tamamı için dış politika sorununun “Çin, Çin ve Çin” olacağını ve muhtemelen en önemli dış politika öncelikleri arasında yer alacağını hatırlatmaya devam edecek milletvekillerini bıraktı.

Washington’ın Beijing ikilemi, askeri maceracılığın ve müdahaleciliğin düşüşü ile iş birliğinin ve ekonomik bütünleşmenin yükselişiyle ilgilidir. Küresel liderler, Amerika’nın dünyaya eski moda kanlı yolla bile liderlik edebileceğinden şüphe ettikleri ve bunu bir şekilde başarsa bile, ne kadar dayanabileceğini sorguladıklarından, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) küresel etki için rakip bir devlet olarak Çin’e bakış açısı belki de asla değişmeyecek.

Biden, Trump’ın “Önce Amerika” politikasını bozarak ABD’nin küresel aşamadaki izolasyonunu sona erdirmek için çaba gösteriyor. Ancak Washington’ın ABD siyasetinde Trumpizm’in farkında olan Avrupalı ​​müttefikleri, 2024’te ülkeyi tekrar tecrit politikasına geri götürecek, onları aşağılayıp küçümseyecek ve Paris Anlaşması’ndan çekilecek başka bir başkanla karşılaşabileceklerinden endişe ediyorlar.

ABD’NİN RAKİP BİR DEVLET OLARAK ÇİN’E BAKIŞ AÇISI BELKİ DE DEĞİŞMEYECEK

Çin, kıyaslandığında, artık gerçek bir siyasi ve ekonomik güç olarak görülüyor ve küresel vatandaşların “kalplerini ve zihinlerini” kazanmanın yanı sıra, kurallara uyan bir ülkeden kuralları koyan bir ulusa kadar olgunlaşıyor. Bu nedenle Biden, ABD’nin “büyük bir dönüm noktasında” durduğunu ve 21. yüzyılı kazanmak için Çin ile rekabette geride kaldığını görüyor.

Biden, Amerika’nın dünyadaki yeri üzerine yaptığı açıklamada, dengi bir ülke olmadığını söyledi. Her ay tutuklular tarafından öldürülen 50 kadın, ülkeyi saran sistemik ırkçılık ve Georgia ile Colorado’daki toplu silahlı saldırı olayları arasında bir hafta içinde 250 Amerikalı sokaklarda vurularak öldürüldü. ABD, sadece rakipler yüzünden değil yerine artan hoşgörüsüzlük ve şiddet yüzünden uluslararası geçerliliğini kaybeden açık bir şekilde emsalsiz bir devlet halini aldı.

ABD ne kadar güçlü olursa olsun, zorlukları tek başına ele alamayacağını ve çok taraflı iş birliğinin mutlak gereklilik olduğunu nihayet anladı. Maalesef, sağduyu sadece dalkavuklukla sınırlı, çünkü Biden yönetimi son zamanlarda Xinjiang’da koordineli eylemler gerçekleştirdi, Japonya ile Taiwan Boğazları’nda barış ve istikrar konusunda sağlam bir ortak bildiri yayınladı ve G7 grubunu Beijing’e karşı bir araya getirmeye çalıştı.

Bu nedenle, Çin’e yönelik insan hakları ihlalleri iddiaları ve “zorlayıcı ekonomik politikalar” üzerine eleştiri olsa da bazı önemli G7 üye devletleri, Çin’i, küresel zorluklarla mücadelede merkezde bulunmasını memnunlukla karşılayan ortak bildiride ihtiyatlı bir üslup kullanırken, dünyanın en büyük pazarına karşı herhangi bir pratik önlem almaktan kaçındılar.

ABD ÇOK TARAFLI İŞ BİRLİĞİNİN MUTLAK GEREKLİLİK OLDUĞUNU ANLADI

Karşıt görüşler, gruplaşmadaki ülkelerin hepsinin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle gerilimleri kışkırtmak bir yana, yüzleşmeye dayalı diplomasinin dikkate alınmaya değer olduğu konusunda hemfikir olmadığını daha da ortaya koydu. Bu eğilim, Trump’ın Beijing’le ilişkilerinde tek taraflı politikalarını olduğu gibi koruyan Biden’ı Çin dış politikasında bazı değişiklikler yapmaya zorlayacak.

Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri ilerlemelerinin büyük ölçüde abartıldığını savunan bazıları onun “kâğıttan bir ejderha” olduğunu söylüyor ve Amerikalılardan “güven perspektifini” duymayı istiyorlar. Fakat bu dengesiz analiz, ticaret korumacılığını ve ticaret savaşını reddediyor.

Sonuçta, potansiyel bir çatışma ne iki ulusa fayda sağlar ve dünya salgınla boğuşur ne de küresel barış ve güvenliğe katkıda bulunur. İki güç arasındaki herhangi bir sürtüşme, salgına karşı küresel mücadeleyi felce uğratacak ve bölgelerdeki teröristlerin aşırılık yanlısı görüşlerini desteklemek ve empoze etmek için felaketi yeniden gruplandırmasına ve kullanmasına yardımcı olacaktır.

Çin, 2016’da ABD başkanlığını Trump’a teslim eden siyasi bir moda sözcüktü. Biden sağlık ve ekonomiyle ilgili meseleleri devraldı. Biden’ın danışmanları veya müttefikleri aracılığıyla “Çin, Çin, Çin” diyerek papağan gibi tekrarlaması, millete verdiği sözleri yerine getirmesini sağlamayacak. Bunun için Çin’le ilişki kurması ve dünyanın en büyük pazarını tam olarak kullanması gerekiyor.