CGTN / Hamzah Rifaat Hussain

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Çin’in, sadece yanlış bir inanıştan başka bir şey olmayan ekonomik baskısını engellemek amacıyla, G7 üyesi ülkeleri ve demokrasilerden yararlanma seçenekleri üzerinde düşünüyor. G7 Zirvesi öncesi Hint-Pasifik bölgesinde rekabeti değil, Çin’in varlığıyla mücadele etmeyi amaçlayan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) reformlarının başlatılması için son çağrı, temel gerçeklerle çelişiyor ve Avustralya’nın, Hint-Pasifik sorunlarına ve Çin’in rolüne bakışının nasıl sınırlı, dar görüşlü ve kindar olduğunun altını çiziyor. 

Morrison, zirveden önce yaptığı konuşmada, Hint-Pasifik’ten “Avustralya’nın bölgesi” ve stratejik rekabetin merkez üssü olarak bahsetti. Bu gönderme, hiçbir ülkenin, gerekçe olmadan Beijing yönetimine gözdağı vermek amacıyla, sıklıkla kullanılan bir kıstas olan Hint-Pasifik üzerinde tekeli olmadığına dair standart anlatının etkisini azaltıyor.

Bölge, Çin’de ilgili bakanlarla pazartesi günü yapılan toplantıda açıklanan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) bildirisinde bahsedildiği gibi, anlaşmazlıkların yokluğunda ortak iş birliğini destekleyen bölgesel bağlantı ve ekonomik refaha sahip muhtelif siyasi sistemlerin olduğu bir dizi farklı ülkeden oluşmaktadır.

Üstelik Çin’in deniz tatbikatları veya sözde ekonomik baskısı yüzünden yanlış hesaplama ve çatışma risklerini abartmak, Avustralya’nın açıkça onayladığı ABD’nin deniz konuşlanmaları nedeniyle, tehdit edilen caydırıcılık istikrarı gibi bakış açılarını önemsiz gibi gösteriyor. Sadece Hint-Pasifik dinamiklerini kuşatan teknik ayrıntılarda Canberra’nın iddiası çok fazla tutarlı olmuyor. 

O zaman, temyiz organının geniş kapsamlı kararlar vermesine olanak sağlayacak DTÖ reformlarını başlatmak için G7 üye ülkelerinden yararlanma girişimi kararlaştırılmıştır. DTÖ’deki ihtilafların halli rejimi, Çin’i gereksiz yere eleştirmek yerine, karar alma sürecini daha işlevsel hale getirmeye odaklanması gereken Avustralya için zor bir durum oluşturan eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Washington yönetiminin atamaları engellediğine tanıklık edildi.

CANBERRA’NIN TUTARSIZ İDDİALARI

Canberra yönetimi, aşırı milliyetçiliğin ve popülizmin ceremesini çeken örgütün dinamiklerini anlamada daha iyi iş çıkarabilir ve daha sonra aynı aşırı milliyetçiliği diğer bir devleti hedef almada kullanabilir. Ek olarak Çin’e karşı devletler arasında ortak bir ittifak oluşturma girişimi, savaş sonrası devletlerin demokrasiyi ve kurala dayalı sistemleri ilerletmeye doğru çaba gösterildiği İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki aptalca referanslara dayanmaktadır. 

Bu Canberra’nın, savaş sonrası devletlerin, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak refah için ticaretin teşvik edilmesiyle tanımlanan Beijing ile incelikli, tarafsız ve güçlü ilişkilere sahip olmayı kabul etme konusundaki rezil başarısızlığını ortaya koyuyor. Sorular olduğu gibi duruyor; Avustralya hangi ülkelere gönderme yapıyor? Asya Pasifik’teki ülkeler mi? G7 üyesi ülkeler mi? Veya Kuzey Amerika’daki ülkeler mi? Avustralya İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemi anımsayarak, temel olarak ekonomik reform paketlerini belirlemesi ve salgının harap ettiği ekonomilerle ilgilenmesi beklenen G7 Zirvesi’ni siyasallaştırma girişiminde bulunuyor.

Bu güvensizlik aynı zamanda Avustralya’nın iç siyasi ortamının yansımasıdır. Canberra’nın Hint-Pasifik’teki kendinden emin ve abartılı iddiaları, haftalar önce Morrison’ın Liberal Partisini milliyetçiliği körüklemek ve siyasi amaçlar için Çin karşıtı duyguları kışkırtmakla suçlayan muhalefetteki İşçi Partisi tarafından eleştirildi. Bu, Avustralyalı ihracatçıların, Canberra’nın en büyük ticari ortağı Çin ile bu tür kavgacı söylem konusundaki çekincelerini ifade etmesiyle aynı zamana denk geldi.

Avustralya’nın yaklaşımını, dış politikanın ne bir oyun ne de bir fırsatçılık olmadığı gerçeğine rağmen, onu stratejik olmaktan çok etkileşimsel olarak düşünen İşçi Partisi lideri Anthony Albanese mükemmel şekilde özetledi. Dış politika, ekonomik ve güvenlik sonuçları olan stratejilere dayanmaktadır.

Avustralya’nın Çin’e karşı içi boş söylemini tanımlayan şey, varsayıldığı gibi Hint-Pasifik’in güvenliğini ve ticaretini korumakla örtüşen aşırı milliyetçiliği izleme yaklaşımının ikiliğidir. İç dinamikler ve dar görüşlü çıkarlar için zirveden yararlanmak, baskı rejimi karşısında özgürlüğü savunmakla ilgili sunulan savunmalar ve izlenen stratejilerin kırılganlığını gösteriyor.  Ekonomik ve güvenlik görüşmeleri için zirveden önce Singapur’dan benzerleriyle yapılması planlanan toplantıların, bu tür dengesiz bir yaklaşım izlenmesi halinde çok fazla ilgi görmekle sonuçlanması beklenmiyor.

Avustralya’nın sarp ve kurak görünümünün çevredeki değişikliklerden doğrudan etkilendiği dikkate alındığında, ülke içinde sonuçları olan iklim değişikliği gibi konulara odaklanması zaman harcamaya değer bir çabadır. G7 Zirvesi, pervasız siyaset için bir platform olmamalıdır, ancak Avustralya’nın içi boş zeminlerdeki inatçılığı aksi bir durumu gösteriyor.