Global Times / Chen Hong

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Hint-Pasifik Koordinatörü Kurt Campbell Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, ABD’nin Beijing Avustralya’ya uyguladığı “ekonomik baskıyı” durdurmadığı sürece Çin ile ilişkilerini iyileştirmeyeceği konusunda açık bir zorlayıcı tehditte bulundu.

Campbell’ın sözleri gülünç biçimde Çin, ABD ve Avustralya arasındaki diplomatik ilişkilerin gerçekliğinden kopuk. Avustralya hükümetinin Washington’ın isteği ile Çin’e karşı anlamsız çok yönlü bir saldırıyı kışkırtmak konusundaki kesintisiz sorumsuzluğunun Çin’le kapsamlı stratejik ortaklığını sürekli biçimde zehirlediği gerçeğini kimse inkâr edemez. Avustralya’nın kabul ettiği şey, kendi çıkarları için çalışmak yerine, ABD’nin Çin’i kontrol altına alma, caydırma ve ezme stratejisidir. Campbell, Washington’ın, Canberra’nın Beijing ile ilişkilerini şu andaki uçuruma atma konusundaki teşvik edici rolünü inkâr ederek, açıkça yanlış biçimde arabayı atların önüne koşuyor.

Çin asla siyasi amaçlar için ekonomik araçları bir baskı unsuru olarak kullanmaz. Çin, Avustralya’dan bazı malların ithalatına dampinge ve sübvansiyona karşı gümrük vergisi koyduğu ya da belirli Avustralya mallarını güvenlik ve çevre endişeleri nedeniyle ithalatını askıya aldığı zaman, buna herhangi bir koşul konamaz. Kendine saygısı olan ve sorumlu hiçbir bir egemen hükümet, kendi ekonomisini ve vatandaşlarının iyiliğini korumak için kendi meşru haklarından vazgeçme konusundaki dış baskılara boyun eğmez.

CAMPBELL’IN SÖZLERİ DİPLOMATİK İLİŞKİLERİN GERÇEKLİĞİNDEN UZAK

Öte yandan, Avustralya, ABD’nin Çin karşıtı yarışında hararetli bir öncü olarak hareket ederek, Washington’ın şerif yardımcısı olarak hizmet etmekten gurur duyuyor. Aslında, Avustralya Çin’e karşı bir dizi şiddetli saldırı yapma konusunda Trump ve ekibini takip etti. Çin’i, Avustralya politikasını etkileyerek Avustralya’nın ulusal güvenliğini tehdit ediyor gibi göstermek için temelsiz komplo teorileri uyduruyordu. Huawei üzerine toptan bir yasak konması ABD’nin Çin’in teknolojik sıçrayışını engelleme stratejisine hizmet ediyor. Ve Morrison hükümetinin Trump’ın suçluyu değiştirme taktiklerine benzer biçimde, koronavirüsün kökeni ve yayılması konusunda, masum bir bilimsel inceleme olarak kamufle edilen ama aslında salgının sorumluluğunu haince Çin’e yüklemek için iş birliği yapan, sözüm ona “bağımsız inceleme” önerisi, daha sinsicedir.

Avustralya, Trump yönetiminin “Önce Amerika” doktrinine hizmet etmek için kendi ulusal çıkarlarını ve onurunu feda etti. Çok sayıda masum Avustralyalı, Çin’in bir tehdit olduğu ve ABD’nin onları kurtaracağına inanma konusunda aldatıldı. Bu nedenle Avustralya, en büyük ticaret ortağı olan Çin’in iç güvenliğine ve Asya-Pasifik bölgesindeki güvenliği için bir risk olduğuna garip bir biçimde inanarak, zaman zaman ABD’nin Çin karşıtı stratejisinde aktif bir rol oynamak için sağduyuyu bir kenara bırakıyor.

Joe Biden’ın Trump yönetiminden miras aldığı şey sadece kötü haldeki Çin-ABD ilişkileri değil hatta Pasifik’te, Avustralya’nın Çin’le ilişkilerinin benzeri görülmemiş bir serbest düşüş içinde olduğu en kötü senaryodur. Biden “Amerika’nın geri döndüğünü” ileri sürerek, “önce müttefikler” politikasını seçti. ABD halen iç politik, ekonomik ve toplumsal zorlukların kargaşası ile uğraştığı için, yeni hükümet öncekinden daha fazla uluslararası arenada müttefiklerinin katkısı ve ilişkilerine bağlı. Canberra’nın Avustralya haber kanallarını ABD’nin Avustralya’yı “sahada bir başına bırakmayacağı” şeklinde tatlı sözlerle aldatması şaşırtıcı değil.

Görünürde ABD ile Avustralya arasındaki güçlü ve sıkı ittifak yeniden vurgulanıyor ama tatlı sözlerin altında, Campell’ın gerçek amacını, Avustralya’yı ABD’nin Çin karşıtı çevresinde tutma ve daha kararlı biçimde davranmaya zorlama amacını herkes anlayabilir. Aslında Campbell’ın sözleri ABD’nin Çin karşıtı seferinde gerçek cephe hattına daha çok itiyor.

ABD DAHA FAZLA PAZARLIK ALANI KAZANMAK İÇİN “AVUSTRALYA KARTINI” OYNUYOR

ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki en sadık müttefiklerinden birine yeniden güven vermenin dışında, bu açıklamanın zamanlaması da ilginç görünüyor.  Öyle görünüyor ki, ABD daha fazla pazarlık alanı kazanmak için “Avustralya kartını” oynuyor. Avustralya, Washington’ın güç oyununun acınası piyonu olarak geri dönüşü olmayan bir yola sokulurken, Çin “ekonomik olarak zorlayıcı” olarak suçlanıyor.

The Sydney Morning Herald Campell’ın sözlerinin “Avustralya’nın Beijing ile çatışmasında Avustralya’yı desteklemek için sağlam adımlar atmak için herhangi bir ülkenin bilinen ilk açıktan müdahalesi olduğunu” söylüyor. Canberra’daki devlet adamları, eğer bu söyleme inanırlarsa ya kulakları duyarsız olmalı ya da kolayca aldatılan kişiler olmalılar.

Campbell’ın boş vaatlerinin hiçbir gerçekliği yok; herhangi bir somut önlem almadan sadece sözde destek sunuyor. Nihai hedef Avustralya’nın ulusal çıkarlarına hizmet etmek değil, özellikle bu yıl sonundaki seçim ihtimali dikkate alındığında kendine fayda sağlamaktır. Avustralya’nın geçen dört yılda Çin’e karşı mevcut saldırgan politikalarının faydaları ve zararlarını anlamlı biçimde değerlendirmemesi bizi üzüyor.  Örneğin, eski dışişleri bakanı Julie Bishop, görevi sırasında Çin’e karşı sert açıklamalar yaptı, ama görevi bıraktıktan sonra daha mantıklı hale geldi. Bishop, Avustralya Ulusal Üniversitesinin pazartesi günü internet üzerinden düzenlediği bir seminerde Avustralya hükümetini Çin yetkilileri ile gereksiz misliyle mukabele tartışmalarına girmemeye çağırdı. Aynı zamanda eski Başbakan Kevin Rudd Çin-Avustralya ilişkilerindeki kötüleşmenin en azından kısmen Avustralya’nın, Canberra’da bütün partilerin ortak olarak desteklediği, ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olmasından kaynaklandığını söyledi. Ne yazık ki, bugüne kadar, böyle sağduyulu ve aklı başına sesler Avustralya’daki Çin karşıtı kakofoniyi hala geçersiz kılamıyor.