Dünyanın önde gelen yapılarından Büyükada Rum Yetimhanesi’ni tarihinin, öneminin, biriktiği anılarının, sahneye yansımasının ekseninde tiyatro sanatçısı, yazar, mitolog, diyalekt uzmanı Kosta Kortidis ile konuştuk. Yapının canlı halinin son tanıklarından olan Kortidis, kucak açtığı çocukların ve öğretmenlerinin gözünden de yetimhaneyi dinleyenlerden.

Ersoy İrşi

Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı Büyükada Rum Yetimhanesi. Mimarı, Alexandre Vallaury. Vallaury’nin İstanbul’a katkısı büyük. Pera Palas (1893), Yeni Karaköy Han (1893), Tokatlıyan Oteli, Büyükada Rum Yetimhanesi, Union Française ve Düyun-u Umumiye binası gibi yapılarda da onun imzası var. Osman Hamdi Bey onu “Mimar-ı Şehir” olarak adlandırıyordu.

1898-1899 yıllarında Prinkipo Palas oteli olarak inşa edildi. 1. Dünya Savaşı’nda askerleri ağırladı. Ekim Devrimi’nden kaçan Ruslara da ev sahipliği yaptı. 1903’ten 1964’e kadar yetimhane oldu. Sonrasında kaderine terk edildi, Büyükada Rum Yetimhanesi. Son aylarda yeniden gündemde, restorasyon süreci için çalışmalara başlandı.

Tiyatro sanatçısı, yazar, mitolog, diyalekt uzmanı Kosta Kortidis ile Büyükada Rum Yetimhanesi’nin kültürel ve toplumsal önemini, öğretmenlerinin ve öğrencilerinin anılarını, yetimhanenin merkezinde olduğu Kiralık Yüzleşme oyununu ve sanat yaşamını, projelerini konuştuk.   

Kosta Kortidis: Bu binaya böyle dönüp baktığım zaman çocukluğumu da hatırlıyorum. Yanlış anlaşılmasın ben bu binayı yaşamış biri değilim ama dolaylı olarak yaşamış biriyim. Bütün çocukluğumun aslında etrafında geçtiği bir yer burası. Bu yüzden benim için çok önemli bir yer.

“STEPHEN KING ROMANLARININ İLHAM KAYNAĞI GİBİ”

Sizin hocalarınız, tanıdığınız insanlar bu binada yetiştiler. Bazıları öğretmenlik yaptı, bazıları öğrencisi oldu. Bize Büyükada Rum Yetimhanesi’nden ve dinlediğiniz anılardan bahseder misiniz?

Kosta Kortidis: Dediğiniz gibi çok büyük bir Fransız mimar tarafından yapılmış bir yapı. Hatta saray mimarı olarak anılır aynı zamanda. Abdülmecid Köşkü’nden tutun Osmanlı Bankası binasına kadar birçok esere imza atmış. Müthiş bir yer burası, dünyanın ikinci, Avrupa’nın birinci en büyük ahşap binası deniliyor. Mimari özelliklerine baktığımızda da yaşayan bir stili var. Yaşıyormuş havası vermek müthiş bir durum, Stephen King romanlarının ilham kaynağı gibi bir yer. 21 Mayıs 1903’te faaliyete geçmiş bir bina. Otel, kumarhane olarak yapılmış lakin sonrasında Sultan Abdülhamid müsaade etmiyor. Bundan sonra Zafiri ailesi satın alıyor ve Patrikhane’ye bağışlıyor. Tabii 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çözülen sorunun aslında hiç başlamaması gerektiğinin de tescilli bir kaydı var. Çünkü Patrikhane’nin tapulu malı burası. 2010 yılında iade edildi ama iş işten de geçmiş. Çünkü bu bina 1964’te kapatıldığında kaderine de terk edilmiş. Hiçbir bakım yapılmamış ve bina da içten içe çökmeye başlamış. Ben bu binayı canlı gezebilen son tanıklardan bir tanesiyim, 1988 yılının Ağustos ayında. Çocukluğumun bütün yazlarını Kınalıada’da buranın bir alternatifi olan Rum yaz kampında geçirdim. Orası maddi durumu pek iyi olmayan çocukların o dönemde yazlarını iyi geçirebilmesi, iyi beslenebilmesi, alternatif güzel bir eğitim alması, denize girmesi, spor ve kültür aktivitelerinde yer alması için Büyükada Rum Yetimhanesi’nden hemen sonra faaliyete geçmiş bir yerdi.

Beni ailem 1 Haziran günü oraya teslim ederdi ve 1 Eylül günü de almaya gelirdi. Bu yedi yıl sürdü. Şöyle bir şansım vardı, hocam Büyükada Rum Yetimhanesi’nin son öğretmenlerinden Yani Kalamaris’ti.

“ANLATILANLARI GÖRDÜM”

Anıları ilk ağızdan dinlemişsiniz.

Kosta Kortidis: Daha da güzeli bizi buraya gezmeye getirdi. O zaman burası böyle kapalı değildi. Bina bu hale gelmemişti. Çok yıpranmış ve zarar görmüştü ama içine girilebiliyorduk. Son girenlerden biri olduğumu da bu yüzden söyledim. Ben burayı gezdim, anlatılanları gördüm. Tiyatro salonunu, toplantı salonlarını gezdim. İkinci kata kadar çıktık daha üst katlara güvenlik sebebiyle izin verilmiyordu.

Tabii burası bir acının ve bir mutluluğun tarifi. Kimden neyi nereden dinlerseniz onun önemi ön tarafa çıkar. Yetimhaneyi yetim çocuklardan dinlerseniz acılar tarihini dinlemiş olursunuz. Ama öğretmenlerden burayı ayakta tutmaya çalışan insanlardan dinlerseniz burası toplum adına olumlu bir yer. Elbette olumlu bir yer, sonuçta yetim çocuklara kucak açmış. Burası aynı zamanda ilkokul. 1903’te açılıp birkaç kez vazife değiştirmiş. Kuleli Askeri Lisesi buraya taşındı. Harp esnasında askerlere misafirhane oldu.

1955 OLAYLARI’NDA KORUNDU

Ekim Devrimi’nden kaçanlar geldi buraya.

Kosta Kortidis: Tabii. Rusların gelip de ısınmak için döşemeleri söküp yakmaları da binaya zarar vermiş oldukça. Bu bina Cumhuriyet’ten sonra kesintisiz olarak yetimhane olarak çalıştı. 1964’e kadar bu devam etmiş. 1955 olaylarından da kendine düşen payı alacakken son anda direkten dönmüş bir bina. Polisler gelip korumuş. Büyükada’da o zamanlar ne kadar bir polis teşkilatı olabilir? Zaten suç oranı düşük bir yer. 1955 olayları olağanüstü bir durum. Kartal’dan vapurlarla buraya gelen insanlar var. Tırnak içinde ‘insan’ tabii. Ellerinde sopalarla yakıp yıkmak için geliyorlar. Bir güç düğmeye basmış. Polis teşkilatı çok yerinde bir karar vermiş. Aşağıdaki güvenliği hiçe sayarak buradaki çocukları korumak için çalışmış. Zaten bu binanın bir kibritlik işi var. Ertesi gün örfi idare ilan edildiğinde de 30 asker buraya gönderiliyor. Binanın içine çadır kuruluyor ve 1 aydan fazla burayı koruyorlar.

Benim hocam yani Kınalıada’daki yaz kampının da hocası Yani Kalamaris burayı çok anlattı. Onun tarafından dinlediğimde büyük bir toplumsal olay burası. Rum çocuklarına iyi imkânlar sağlamak için. Barınma ve eğitim gibi. Buranın karnelerinde Büyükada Rum Yetimhanesi İlkokulu yazar. İlkokuldan mezun olununca da nispeten Rum cemaati üyelerinin meslek sahibi olabilmesi için kundura, terzilik gibi meslek okulları eğitimi veriliyor.

Burası için Yani Hocamın anlattıkları çok değerli. Bir de burada yaşayan tanıkların anlattıkları var. 1950-1955 doğumlu insanlar hâlâ hayatta. Ama büyük bir kısmı Yunanistan’da yaşıyor. Bir tiyatro adamı olarak burayı çocuk olarak yaşayanlardan dinlemeyi çok değerli buluyorum.

BAYAN TASULA’NIN HİKÂYESİ: KIVIRCIK SAÇLARIM OLSUN

Sizi fazlaca etkileyen bir hikâye var mı?

Kosta Kortidis: Bayan Tasula’nın hikâyesi var. Kendisi hayatta ve Atina’da yaşıyor. Bayan Tasula burasının son dönemlerine denk gelmiş biri. Küçük bir kız çocuğu. Ailesinin durumu hiç değil. Ama şunun da altını çizmek lazım. Her ailesinin durumu iyi olmayan da buraya giremiyor. Bir kapasitesi var. Buraya girebilmek için bir torpil de lazım. Yani birilerinin aracı olması lazım. Bir papazın ön ayak olması, bir öğretmenin tavsiyesi lazım. O yıllarda İstanbul’daki Rum nüfusu 300 bin. Burası 200-250 kişi kapasitesi olan bir yer.

“OĞLUM SEN TASULA’YI TANIYOR MUSUN?”

Zaten burada toplamda 6 bine yakın kişi eğitim almış.

Kosta Kortidis: Evet. Yıllara da vurduğumuzda bu sonuç çıkıyor. Bayan Tasula çocukken kıvırcık saçlara özenmiş. Tabii belirli zamanlarda doktor, berber geliyor. Çocukların saçları bit gibi temizlik meselelerinden dolayı kazıtılıyor. Bunu yaparken biraz çocukların gönlünü de almak istiyorlar. Berber küçük Tasula’ya soruyor, ‘Nasıl olmasını istersin saçlarının?’ diye. ‘Kıvırcık saçlarımın olmasını çok istiyorum.’ diyor. Berber de saçlarının kıvırcık olması için ben bir yöntem biliyorum fakat bunu uygulayabilmemiz için gözlerini kapalı tutmam lazım. Küçük Tasula inanıyor. Berber hemen kazıyor saçlarını. Gözlerini açınca Tasula çığlık atıyor. Sonra yine bu uygulama oluyor. Ayda bir kere ailelerin ziyaret etmesi gibi bir durum var. Ailesi Tasula’yı ziyarete geliyor. Tabii aile ziyareti çok duygusal bir durum. Benzer şeyleri ben de yaşadım. Tasula kapıya ailesine doğru koşuyor. Aile kızı durduruyor. Tabii Tasula kazınmış saçları ve tek tip kıyafetiyle. Tasula’ya ailesi ‘’Oğlum sen Tasula’yı tanıyor musun nerede biliyor musun?’’ diye soruyorlar. Ailesinin kendi çocuklarını tanıyamamış olması benim için en acı anılardan.

Çocuklardan burayı dinlediğimizde hep bir gitmek, kaçmak isteğiyle karşılaşıyoruz. Çünkü dışarıdaki yaşamı merak ediyorsunuz, özgürlüğe kavuşmak istiyorsunuz.

Büyükada Rum Yetimhanesi için kısa zaman önce bir sempozyum da yapıldı. Buranın restorasyon sürecine dair konular konuşuldu. Siz bu sempozyumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz de katıldınız mı?

Kosta Kortidis: Ben çağırılmadım. Orada yeteri kadar önemli insan vardı. Ben o kadar önemli bir insan değilim. Sanatçının fikirlerinin orada çok bir önemi yok. Muhtemelen daha çok para meseleleri konuşulmuştur. Sanırım burayı kurtarmak için 20 milyon Euro gibi bir bütçe gerekiyor. Ciddi bir miktar. Bunun nasıl karşılanacağıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. İnsani olarak bir önce harekete geçilmesini bir çözüm bulunmasını arzuluyoruz. Öteki türlü çok fazla bir ömrü de kalmadı zaten maalesef.

Büyükada Rum Yetimhanesi’yle özdeşleşen bir oyununuz var “Kiralık Yüzleşme” isimli. Bu oyunu yazarken neleri kıstas aldınız, nelerden etkilendiniz ve oyunla tiyatroseverler ne zaman buluşacak?

Kosta Kortidis: Akın Kaplan ile birlikte kurduğumuz Tiyatro Rudius’un geçen yılki projelerinden bir tanesi ‘Kiralık Yüzleşme’ oyunuydu. Fakat pandeminin belirsizliği içinde tiyatrolar kapalı kaldı. Dolasıyla bu projeyi hayata geçiremedik. Bu yıl yine benim yazdığım ‘Kurt Adam’ oyununu yapıyoruz. Ardından her şey yolunda giderse ‘Kiralık Yüzleşme’yi sahneye taşıyacağız.

‘Kiralık Yüzleşme’ bir portre oyun. Fakat bu portre hayali. Yetimhanenin içinde büyümüş orayı ev bilmiş bir çocuğun hayat hikâyesi. O çocuğun hayat hikâyesi yetimhanenin tarihiyle bütünleşiyor. Dolasıyla doğrudan yetimhaneyi de ana tema olarak işliyor.

“BENİM BAKTIĞIM TARAFTA ACI VAR”

Karakter yaratımınız için neler söylersiniz?

Kosta Kortidis: Ben aslında isimleri değiştirdim. Gerçeklikle bağımı binanın tarihi duruşuyla kurdum. Öğretmeler falan gerçek isimleriyle değil. Çünkü hadiseye nereden bakarsanız onun size vereceği mutluluğun ya da acının tarafını ve tarifini verirsiniz. Benim baktığım tarafta acı var.

Ve oyunda da bir kardeşlik hikâyesinin acı bir sonla bitişi var. Hayatı boyunca hiç Büyükada’dan çıkmamış bir insanın hayatını göreceğiz.

ATATÜRK’TEN LEFTER’E

Tarihi bir mekânı merkeze alan bir oyun peki oyunda dönemin ünlü isimlerine de yer veriyor musunuz?

Kosta Kortidis: Benim zaten bir oyun yazdığım zaman tarihle bağ kurmamam mümkün değil. Oyunda doğrudan yetimhanede bulunan kişilerin isimleri değiştiriliyor. Ama bunun dışında önemli isimler var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük Atatürk var. Çünkü doğrudan temas ettiği noktalar var. Rumluğun, ulus devletin bütünleştiricisi olduğu için. Atatürk’e çokça atıfta bulunuyoruz. Anıyoruz saygı ve sevgiyle. Bir yandan da Lefter Küçükandonyadis ile ilgili bazı anılarımız var. Lefter’in ulusal kahramanlığa yükselişini ve zekâ çalımlarını göreceğiz. Geçmişten ve günümüzden dokunduğumuz noktalar var.

“TARİHE HAKSIZLIK ETMEYECEKSİN”

Tarihi oyunlar yapmayı çok seven bir sanatçısınız. Son yıllarda “Bandırma Vapuru” ve “Deli Şair “oyunlarını sahnelediniz. Tarihten bir hikâyeyi sahneye koyarken nelere dikkat ediyorsunuz? Yaratım sürecinizi neler tetikliyor?

Kosta Kortidis: Kendi oyunumdaki bir replikle cevap verebilirim. ‘Bandırma Vapuru’ oyununda sahaf, antika ve bir takım insanlık işleri yazan tabelanın sahibi olan Kosti Efendi onu ziyaret eden yazara şöyle der; Tarihe haksızlık etmeyeceksin. Esas meselemiz bu. Tarihi yorumlarken değiştirmeye kalkarsanız olmaz. Tarihin bana temas ettiği kadarıyla dile getirmeye çalışıyorum. ‘Deli Şair’ oyununda da doğrudan Ömer Seyfettin’e değindiğimde de yaptığım olay buydu. Portreler örneğin Ted Bundy’nin Barış Manço’nun hayatını yazdığımda da ne olursa olsun doğruları doğru şekilde yorumlamaya gayret gösteriyorum.

KEMALİZM MADALYAMDIR

“Deli Şair” oyununuz için bazı mecralarda Kosta Kortidis, Kemalizm propagandası yapıyor diye yazılar çıkmıştı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kosta Kortidis: Bana Kemalizm propagandası yapıyor, diye eleştiri yapanlara teşekkür ediyorum. Bunu madalya olarak göğsüme takarım öyle de sokağa çıkarım.

100. YILA “ANKARA AYAZI” VE “BANDIRMA VAPURU”

19 Mayıs’ın 100. Yılında “Bandırma Vapuru”nu sahneye koydunuz, Ömer Seyfettin’in ölüm yıl dönümde “Deli Şair”i sahnelediniz. Cumhuriyetimizin 100. yılına az bir zaman kaldı. 100. yıl için bir projeniz var mı?

Kosta Kortidis: Tiyatromuz için çok önceden tasarladığımız bir çalışmamız vardı ‘Ankara Ayazı’ diye. İsmet İnönü merkezli onun cumhuriyete verdiği hizmetleri de anlatan bir oyun. Bir Cumhuriyet selamlaması yapmayı istiyoruz. Atatürk ile başlayacak ve sonrasında İnönü ile devam edecek. Hiç bahsedilmemiş anılardan çeşitli önemli hadiselerden pekiştirip aslında Cumhuriyet’in ne demek olduğunu anlatacağımız bir proje düşündük, Akın Kaplan ile birlikte. Ama benim Teatro Rudius dışında başka çalışmalarım da var. Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sayın Başkan Muhittin Böcek ve sanat yönetmeni Gökhan Avkıran, 100. yılda ‘Bandırma Vapuru’nu sahneye koymam için davet etti. Ekim ayının ortasında Antalya’ya gideceğim bir kast çalışması yapacağız. 2022’nin ocak ayında da provalara başlayacağız. Muhtemelen Dünya Tiyatro Günü’nde bir dünya prömiyeri yapacağız tekrardan. Yeni bir solukla sahneye koyacağız, özgün müzikler tasarlanacak yeni bir ışık tasarımı yapılacak. 100. yılda da ‘Bandırma Vapuru’nu gezdirmeyi istiyoruz hatta yurt dışı bağlantıları kurmayı da düşünüyoruz.

Yakın zamanda çekimleri tamamlanan bir sinema filminde de yer aldınız.

Kosta Kortidis: Evet bitirdik çekimleri, bir Yunan filmi adı ‘My Beloved Smyrna’. Yazın ben Yunanistan’daydım. Türkiye’den Burak Hakkı, Özdemir Çiftçioğlu ve ben filmde rol aldım. Aslında senaryoyu ilk okuduğumuzda biraz tereddüt ettik. Ama rahatsız edici bir durum hiç yok. Olabildiğince insani anlatılmaya çalışılmış. İzmir’de yaşanan bir ayrılık hikâyesini konu ediyor. Çok büyük bütçeli bir film, uluslararası yıldızlar da yer alıyor içinde. Aralık ayında bir dünya prömiyeri yapacak.

Pandemi süreci tiyatrolar için oldukça zordu. Siz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz. Tiyatronun sorunlarını gidermek için neler yapılmalıydı ve hala yapılabilir?

Kosta Kortidis: Hayattaki her bilinmezlik, zorluk bize bir ders. Pandemi sürecinden dersi iyi aldık mı yoksa sınıfta mı kaldık bunu ileride göreceğiz. 2 yıllık süreç tiyatro adına her şeyin durduğu bir dönemdi. Hiç kimsenin bir B planı olmadığı gördük. Bazı gayretlerle çevrim içi işler yapılmaya çalışıldı. Ama normal hayata döndün, hepsi durdu. İnsanlar can cana, göz göze, duygu duyguya olmayı tercih ediyorlar. Biz yine aynı durumla karşılaşınca ne yaparız onu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz tiyatro insanla var. Sinema varken neden hâlâ tiyatro var. Çünkü duyguyla birebir ilişki kurabiliyorsunuz. İnsanlık olduğu sürece tiyatro devam edecek.

SIRA “KURT ADAM / UYKUDAN SONRA”DA

Tiyatro Rudius neler yaptı ve önümüzdeki dönemde neler yapacak?

Kosta Kortidis: Bildiğiniz gibi genç bir tiyatroyuz 2019 yılında kurulduk. Kuruluşumuzdan bugüne her sezon bir oyun çıkarmaya çalıştık. Maalesef pandemi nedeniyle kayıp yılımız da var. Açılış oyunumuz Bandırma Vapuru’ydu. Geçen sene Ömer Seyfettin’in 100. ölüm yıl dönümüydü, ‘Deli Şair’i sahneye koyduk. Şu anda da üçüncü oyunumuzun prova sürecine başladık. ‘Kurt Adam / Uykudan Sonra’ oyunu, bambaşka bir kurgu ve tema içeriyor. Kasım ayında izleyicilerle buluşturmayı planlıyoruz.

Oyun Amerika’da küçük bir kasabada geçiyor. Gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak ele alınmış bir oyun. Psikolojik bir gerilim içeren bir cinayet öyküsü.