Şu sıralar raflarda kitabı olan biri olmanın heyecanı ve sorumluluğunu yaşıyorum. “Bil(me)diğimiz Çin” adlı kitabım Kırmızı Kedi yayınlarından çıktı. Çin’e ilk kez 1990 yılında “Pekin Radyosu” diye bilinen Beijing Radyosu’nda çalışmak için gitmiştim. Daha sonra radyonun adı “Çin Uluslararası Radyosu” oldu. Daha sonra Anadolu Ajansı’nın Beijing temsilciliği görevinde bulundum. TRT, NTV, BBC Türkçe, Deutsche Welle için haber yaptım.

Doğrusu Çin hakkında kitap yazmak konusunda yavaş davrandım, anı kitabı olmasını istemiyordum. İlk gittiğim yıllarda Türk basınında Çin’den genellikle deprem ve sel haberleri yer buluyordu. Dünya nüfusunun beşte birinin yaşadığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesinden biri olan ülkede uzun yıllar herhangi bir Türk basın kuruluşunun temsilciliği veya muhabiri yoktu. Üstelik bu ülkede 56 etnik grup yaşıyor ve bunların bazılarıyla tarihi bağlarımız var.

PANDEMİYLE BAŞLAYAN SALDIRI

Son yıllarda Batı basınında Uygur konusu, Hong Kong, Tayvan ve Güney Çin Denizi ile ilgili haberler yoğunlaştı ve bunlar Türk basınında da sıkça yer buldu. Ancak bunlar bir Türk muhabirin izleyip yazdığı haberler değildi. Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi ile ilgili olarak dini ve milliyetçi duyguları kışkırtan yalan haberlere sıkça rastlanır oldu. Hong Kong ve Tayvan gibi Çin’in egemenliğini ilgilendiren konularda Batı’nın amacına hizmet eden haberler arttı.

Pandemi ile birlikte Çin’e karşı tam bir yaylım ateş başladı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi ülkesinde salgını iyi yönetememesinin de etkisiyle faturayı Çin’e kesmek istedi. Hatta işi Çin’in virüsü kasıtlı yaydığı iddiasına kadar vardırdılar. Virüsün adı “Çin virüsü” oldu, Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan virüs oldu. Her haberin girişinde bu ifadeyi kullanmak adeta kural oldu. Açıkça Çin’e karşı bir saldırı başlatılmıştı.

Kitabı Batı’nın bu saldırısına tepki olarak yazmaya başladım. Mesela Karar gazetesinde Çin alerjisi öyle bir seviyeye kadar vardı ki, koruma bölgelerinden çıkan fillerin köylülerle çatıştığını bile yazdılar. İsteyerek veya bilmeyerek yapılan hafif ifadeyle yanlış haberlerin arka planını yazmaya çalıştım. “Bilmeyerek” ifadesini bilgisizlik anlamında kullanıyorum. Zira ortada Çin’i bilmeyen, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ne hiç gitmemiş muhabir, akademisyen, hatta şairlerin iddiaları dolaşıyor.

İşin özü, dünyadaki hakimiyetini kaybeden ABD’nin Çin’in yükselen etkisinden duyduğu endişe ve rahatsızlık. Özellikle de Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin önüne geçmeye çalışıyorlar. Bu proje veya Çin’in Afrika’daki yatırımlarıyla ilgili olarak da yalan haberlerle kuşku uyandırmayı hedefliyorlar. Ancak herkesin bildiği gibi “gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu var”.

Kamil Erdoğdu