The Guardian / John Harris

Bu ne garip bir kararsızlık anıdır. Aşılama programı şimdiye kadar beklenen mucizelerini gerçekleştirmiş gibi görünüyor, önemli kısıtlamalar kaldırılacak gibi duruyor ve kırılgan iyimserlik duygusu sakin bir ortam tarafından destekleniyor. Fakat yine de giderek artan iyimser havanın önüne geçebilecek bir şey hakkında yavaşça artan tedirginlik var; gerçek şu ki bu hem demokrasimiz hem de devlet ve toplum arasındaki ilişki için tehlikeli bir an.

Her yere baktığınızda üst düzey Muhafazakârlar kaygısızca denetlemeden kaçınıyorlar ve hükümet böylece anlamlı kısıtlamalarından kurtulmuş oluyor. Boris Johnson’ın görev süresi boyunca süren ilgili tema parlamentonun dışlanmasıydı; 2019 yılında Brexit sırasında parlamentoyu beş hafta boyunca askıya alma girişimi, koronavirüs kuralları ve mevzuatı konusunda izin verilen acınası tartışma ile denetleme seviyeleri, yeni polis, suç, ceza ve yargılama yasa tasarısının utanç verici bir şekilde aceleyle meclisten geçirilmesi.

Diğeri elbette Bristol’de kargaşalar ile protestoların ve bunun sonucu olarak Clapham Common’daki korkunç sahnelerin merkezindeydi. Polisin bu kadar pervasız olma görüntüsü ve Muhafazakâr Parti’nin ileri gelenlerinin görünüşe bakılırsa cezasız kalmalarında, aynı şeyi görüyorsunuz; kontrolsüz güç, yapabileceğini bildiği için istediğini yapıyor.

KISITLAMALAR HAZİRAN AYI SONUNA KADAR DEVAM ETMELİ

Johnson ne söylerse söylesin, kısıtlamaların haziran ayı sonuna kadar katiyen azalması mümkün değildir ve Covid-19 virüsünün türleri sayesinde kapanmalar yine de dönebilir. Ancak son 13 ayda farkında olmadan ne tür uzun vadeli bir gelecek yarattığımız konusunda düşünmeye ihtiyacımız var.

O dönem, ortak iyilik için bireysel isteklerin ve ihtiyaçların ortak fedakârlığını gördü, soldaki insanların anlaşılabilir biçimde alkışladığı bir şeydi. Ancak biraz farklı bir pencereden bakıldığında, Brintanya’nın Covid-19 salgını deneyimi, kitlesel “tükenmişlik” tahminlerinin gerçeğe dönüşmediği, insanların devletin erişebileceği akıllara durgunluk veren uzantılarını kabul etme istekliliğine ilişkin büyük denemesi anlamına geldi. 

Otorite konumundaki insanların, güç ve rıza arasındaki dengede bu tür temel bir dersi unutmaları neredeyse mümkün değildir. Öyleyse, başka bir kriz ortaya çıktığında o zaman ne olacak? Geçen yıl en sorgulayıcı seslerden biri olan tanınmış insan hakları avukatı Adam Wagner’in muhtemel bir yanıtı var; “Bir sonraki büyük tehdit geldiğinde, örneği belirledik; parlamentonun söz hakkı olmayacak ve neredeyse sızlanmayacak; kararlar ne kadar kaprisli olursa olsun bir bakanlık masasının arkasında olan herhangi bir kişi tarafından fevri olarak alınacaktır.”

Zaten olanlar gerçekte daha da kötü bir şeyi akla getiriyor; “terörle savaş” döneminde gördüğümüz gibi mevcut panik sona ererken bile başlangıçta geçici olarak sunulan güçler devam edecek gibi duruyor. İnsan hakları baskı grubu Liberty’nin ifade ettiği gibi, polis, suç, ceza ve yargılamayla ilgili yasa tasarısında protesto hakkına getirilen kısıtlamalar, “halk sağlığı krizini, acil durum önlemlerini sürekli hale getirmenin kılıfı olarak kullanmak” için utanmaz bir arayış anlamına geliyor. 

Johnson’ın bahsedeceği bir şey olan aşı pasaportu (veya resmi konuşmayı kullanacağı bir “Covid-19 sertifika planı”) olasılığı var. İlk açıklamalar, fikrin tahminen yapım halindeki sınırlarını vurguladı ve bunu festivallerin, spor karşılaşmalarının ve gece kulüplerini canlandırmanın anahtarı olarak tasarladı. 

YENİDEN DÜZENLEME İŞARETLERİ

Bu plana muhalefet edeceklere muhtemelen mızıkçılar olarak iftira atılacak. Ancak tedirgin hissetmek için açık sebepler var. Muhafazakâr Parti’nin siyaseti bağlamında, belirli insanların günlük yaşama katılımını kısıtlamak hemen hemen hiç de yeni bir şey değildir; neredeyse on yıldır İçişleri Bakanlığının sefil “düşman ortamı” ilkesi tanımlanmıştır. Bu tür herhangi bir sistem, sıkıntılı sosyal gerçeklerle karşı karşıya gelecektir.

Geçen yıl Britanya’nın bir kültür savaşı girişimi soldaki insanları, sadece bu önlemlere değil, aynı zamanda Covid-19’un ciddi bir tehdit olduğu ısrarına da sıklıkla karşı çıkan sağcı unsurlara karşı kapanmaları ve kısıtlamaları cansiperane savunmaya cesaretlendirdi.

Şimdi muhtemel bir yeniden düzenleme işaretleri var; İşçi Partisi liderliği adı geçen yasa tasarısında çekimser kalmak yerine aleyhinde oylamaya geçiyor, İşçi Partisi lideri Keir Starmer’in aşı pasaportları hakkındaki son görüşü “Britanya gelenekleri ve kültürüne uygun değil”. Ayrıca, 21 İşçi Parti milletvekili, son zamanlarda 2020 yılındaki koronavirüs ile ilgili acımasız düzenlemenin yenilenmesine karşı çıktı.

Fakat demokrasi, devlet ve insan hakları hakkındaki tartışma Yeşil Parti’nin küçük, liberal Demokratların gerilemesiyle zayıflamış kalmayı sürdürüyor ve “liberalin” sıklıkla bir hakaret gibi göründüğü dönemde, yaygın düşünce ilerici siyaset unsuru yanlış yere konuldu.

Bir geri dönüş gerekiyor, böylece muazzam biçimde artan devlet gücü ve yaptığı her şeyin yanına kâr kalabileceğini açıkça düşünen tepedeki insanlarla sonunda mücadele edebilelim. İkisinin kaynaşması acımasız olabilecek bir yakın geleceği tehdit ediyor; dondurmalar, piknikler, aramalar, sirenler arasında “normallik” ve gerçek kontroller ile kısıtlamalardan mahrum bir hükümet modeli. Geçen yıl katlandığımız şey her neyse kesinlikle bu değildi.